“Gün onunla ağırır, onunla kararırdı. Bir dakikam yoktu onu düşünmediğim. Abi, rüyada gibi yaşardım. Her laf gelir gider ona dayanırdı. İnsanlar bana bir laf söylerdi. O ne cevap verebilir, diye düşünürdüm. Bir şey alacak olsam o alır mıydı acaba, derdim. Bir şey yesem içime sinmezdi. Biri yol sorsa o gösterir miydi diye kafama sormayınca ve içimde o, yol göstermeyince aptal aptal bakardım. Bir güzel şey görsem ona göstermezsem, gösteremediğim için zevk alamazdım güzel şeyden.”
Önceki hayatımda böyle insanlar tanıyordum. Rüzgârın yaprakların arasından çıkardığı sesle irkilirler. Polislerden, avukatlardan ve hatta dişçilerden bahsetmiyorum bile, hamamböceklerinden korkarlar. Ancak ejderha açıklıkta belirip ağzını açıp ateş püskürttüğünde, ona karşı dimdik ayakta dururlar. Sakin, melekler kadar serinkanlı.