ÖMER BOSTANCI, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
10 Nis 17:11 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

‘Ağaçların bile sıhhatine imrenmek’ ...
Aslında hastalık nedeniyle ızdırap çeken insanların, ruh halini bu cümleden daha iyi anlatacak bir şey yok.
Kitapta hasta bir çocuğun çektiği acı, iyileşmek için içinde taşıdığı ümit ve onun hastalığı dışındaki dünyasına bu hangi ruh haliyle baktığı anlatılıyor.
Okuduğum güzel psikolojik romanlardan biri, okuyunuz!

ALİ ATAY, bir alıntı ekledi.
27 Şub 00:40

Kendi milli ve denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz
Nihat Sami Banarlı Amerikalı Profesör Rufi ile sohbet ederken söz batılılaşmadan açılır... Bunun üzerine Profesör Rufi şöyle der:
"Siz tarihte defalarca başarı kazanmış bir milletsiniz. Bize veya başkalarına imrenmek neyinize? Biz yeni bir millet olduğumuz için, tarihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır, bulduğumuz ve uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden de aldığımız kıymetler vardır. Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak olduğunuz asırlarda hangi meziyetlerinizle hangi usul ve teşkilatınızla kazandınız?
Bunları araştırınız, bulduklarınızı modernize ediniz. Kendi milli ve denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz."

Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Nihad Sâmi Banarlı (Sayfa 159 - Kubbealtı Neşriyat, Istanbul, 1984)Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Nihad Sâmi Banarlı (Sayfa 159 - Kubbealtı Neşriyat, Istanbul, 1984)
S. Burak Manav, bir alıntı ekledi.
14 Şub 20:57 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Duygu düzleminde kararsız kalıyorum: 'Olağan' kapsamından taşan her varoluş biçiminde benimkinden fazla bir şey olduğunu görüyor, anlıyorum - en doğrusu, bir yanıyla imrenmek mi acaba?"

Bekçi, Enis Batur (Sayfa 12 - Kırmızı Kedi)Bekçi, Enis Batur (Sayfa 12 - Kırmızı Kedi)
F.owl, bir alıntı ekledi.
09 Şub 13:41 · Kitabı okudu · İnceledi

İmrenmek ile kıskanmak arasındaki farkı bilir misiniz?
İmrenmek,başkasında gördüğünüz bir başarıyı bizzat yapma isteği
Kıskanmak ise başkasında gördüğünüz bu başarıya katlanamama halidir.

Bir Başka Din Tasavvuf, Michael SikkofieldBir Başka Din Tasavvuf, Michael Sikkofield
tabula rasa, bir alıntı ekledi.
26 Oca 00:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"... kıskanmak yaşamda kendimize saklamak istediğimiz kişiye önem vermektir, kıskanmak İnez, imrenmek değildir. İmrenmek bir başkası olmak istemektir. Kıskançlık cömerttir, ötekinin ben olmasını isteriz.”

İnez'in Sezgisi, Carlos Fuentesİnez'in Sezgisi, Carlos Fuentes

Alıntı
MAYMUNA İMRENMEK(!)

Şu an televizyonda GREENPEACE örgütünün reklamı var... orman görüntüleri eşliğinde...

Diyor ki; "Sen de bir imza ver... orangutanların yaşam alanlarının yok olmasına engel ol..."

Orangutanlar... evet bildiğimiz o maymunlar... dünyanın en merhametli örgütü(!) bakın neye odaklanmış... (!) ulvi bir uğraşı ve elbette yaşasın maymunlar...

Ama içimden haykırmadan edemedim... mesela Afrika'da açlık ve temiz suya ulaşamamaktan dolayı milyonlarca çocuk dünyanın gözü önünde ölüyor... savaşlardan kaynaklı ölüm ve katliamlar... iltica için vatanlarından kaçan binlerce mülteci, denizlerde boğulup cesetleri insanlığın kıyılarına(!) vuruyor... şu an Yemen'de insanlık dramı yaşanıyor... koleradan dolayı binlerce çocuk ve insan ölüyor/ölümle pençeleşiyor... Arakan'da tam bir dram var ve feryatlar yüreklerimizi dağlıyor...vs. vs.

Orangutanların yaşam alanları yok olmasın(!) öylemi... dünya bu kadar kör olabilir mi? insan bu kadar ucuz olabilir mi? batının fantezileri insandan bu kadar uzak olabilir mi? insan bir orangutandan daha önemsiz olabilir mi?

Bilmem ki hangisine yanalım... orangutan mı? yoksa insan olmak mı? daha zor bilemedim... imrendim... dedikleri gibi maymundan geldikte (!) orangutanlara sahip çıkmak, ecdada(!) sahip çıkmak gibi mi?(haşa)

Canına yandığım acımasız dünya, bu ruh haliyle 2018'e girse ne... 2118'e girse ne...!!

İbrahim Tenekeci- Kazandıkça kaybetmek
Çok kazanmak bereket anlamına gelmez. Bazen kazandıkça kaybederiz. Yetmemesi bundandır.

Şu modern dönemde, ne pahasına olursa olsun kazanmak tembihleniyor. Değerlerimizi ve dostlarımızı, yani kendimizi kaybettikten sonra dünyayı kazansak ne olur?

İnsanlara sürekli başarmak hırsı aşılanıyor. Bunun yan etkilerini hayatın her alanında rahatlıkla görebiliyoruz. “Olmamış” kelimesini duymak istemeyen nesiller geliyor. Mesela dergimize metin gönderen genç kardeşlerimize istedikleri cevabı vermeyince, bazılarından garip ve üzücü tepkiler alabiliyoruz.

Kazanmak hırsı ve kaybetmek korkusu, doğru yolun düşmanıdır. Hastalık derecesine varan hırs, insana neler yaptırmaz? Yetenekleri sınırlı, ihtirasları sınırsız insanların açtığı yaraların kapanması hayli uzun sürer.

Arzu ile hırs arasındaki fark, imrenmek ve kıskanmak şeklinde açıklanabilir. Süleyman Çobanoğlu, Ali Emre ve Ahmet Murat’ın birçok şiirini imrenerek okuduğumu söyleyebilirim. Kıskanmış olsaydım, dostluklarımız çeyrek yüzyıla ulaşır mıydı?

HAZIMSIZLIK HASTALIĞI

Özünü kaybeden sözünü de kaybeder. Yaptıklarımız ile yazdıklarımız birbirini tutmaz olur. Çelişkinin kendisine dönüşürüz.

Nefsine hâkim olamayanların imkânlar için verdiği hakimiyet mücadelesine dava diyemeyiz.

Buradan gidelim: Camiamızda sebepsiz düşmanlıklar çoğalıyor. Sebebi belli aslında; hazımsızlık. Bu ‘rahatsızlığa’ yakalananların sayısında ciddi artış yaşanıyor.

Başkasının nasibini kıskanmak, ahlâklı bir davranış biçimi değildir. Hemen ilave edelim: En sıradan görünen insanların bile senden ve benden üstün meziyetleri vardır. İnsan insanın çilesi değil, neşvesi olmalıdır.

İstediğimiz her şeyin gerçekleşmesi mümkün müdür? Kazanamamanın becerisizlik, başaramamanın kusur olmadığını bilmeliyiz.

NİYET VE NASİP

Son zamanlarda sohbet ettiğim birçok kimseyi gergin buluyorum. Huzursuz. Buna ara sıra ben de dâhilim.

Camiamızın her köşesinde ve bütün alanlarında yıkıcı gruplaşmalar görüyoruz. Enerjimizin büyük kısmı böyle şeylere gidiyor. Millet ve ümmet için yola çıkmıştık oysa. Kardeşliğimizi pekiştirmek istiyorduk.

Birinci şahitliğimdir: Sadece kendimize yapılanları söylüyor, kendi yaptıklarımızı söylemiyoruz. Anlattıklarımız doğru. Fakat adil, adaletli değiliz.

Pozisyonunu korumak için kardeşlerini korumasız bırakanlar neden bu kadar çok?

Niyet bozulunca nasip azalır. Çeşitler artabilir, porsiyonlar büyüyebilir, maddî rahatlık oluşabilir. Kastımız başkadır. Örneğin şairler için nasip, ilhamla gelen coşkudur.

Bir banka reklâmı gördüm. Şu iki kelimeyi yan yana getirmeye cüret etmişler; faiz ve bereket. Hâlimiz biraz buna benziyor.

Tubarsln, bir alıntı ekledi.
 29 Eki 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

— Çalışmak için müsait gün ve saat bekleme. Bilki, her gün ve her saat çalışmanın en müsait zamanıdır.
— Çalışmak için müsait yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en müsait yeridir.
— Bir günde ve bir zamanda yapman lâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma. Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
— Bir zamanda yalnız tek bir iş yap, yalnız bir
ders, bir kitap, hattâ bir fasıl üzerinde çalış. Tâ ki, dikkatin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük İslâm mütefekkiri «İmam-ı Gazali» ye «İlıya-i Ulam» adlı muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücdea getirdiğini sormuşlar: bir
zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir mesele üzerinde çalıştım, demiş.
— Başladığın bir işi (Bir dersi, bir kitabı, bir vazi-
feyi) yapıp bitirmeden başka bir işe (derse, kitaba ve vazifeye) başlama. Yarıda kalan iş, başlanmamış demektir.
— Bir günün işini (dersini, vazifesini) bitirdikten
sonra ertesi günü ne işi yapacağına karar ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmağa başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap) üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu kararla otur.
— Bir işe başlamadan, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumağa oturmadan evvel düşün ve çalışman için lâ­zım olan şeyleri yanında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide bir kalem, kâğıt aramağa kalkıp ta dikkatin dağılmasın.
— Çalışmağa oturduğun zaman tıpkı ateş hattında düşmanı gözetleyen bir asker gibi uyanık ol, ve dikkat kesil. Ve bütün ruhî ve bedenî kuvvetinle kendini işe ver.
— Bir işe başlamazdan evvel o işi (dersi,vazifeyi,
kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en temiz bîr surette nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu iyice düşünüp hesapla.
— Çalıştığın bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı)
üzerinde herhangi bir güçlüğü yenmeden bir adım bile gerileme. Ve bil ki, yılgınlık maskeli bir tenbelliktir. Gene bil ki, çalışma sevgisi güçlükleri yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevî zevk, eşsiz bir zevktir. Emin ol ki, harpte zafer ve işte muvaffakiyet yılmayanındır. Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
— işinde rastladığın bir güçlüğü evvelâ parçala.
Her parçayı birer birer ve sıra ile yenmeğe çalış. Bunun için de, meselâ, bir dersi, bir kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice basmadan öbürünü atma.
— Devamlı ve ittiratlı çalış. Ve hergün aynı saatlerde behemehal çalışmağa otur. Çalışmayı uzun fasıla ile kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş ve az da olsa çalış. Tâ ki çalışma itiyadın körlenmesin ve tekrar çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
— Bir iş üzerinde yorulursan dinlenmek için işini
değiştir ve çalışma hızını yavaşlat. Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi, işlemeyen demir gibi, pas tutar.
— Çok düşün. Ve bil ki, çalışmak mutlaka hareket etmek veya okumak, yazmak demek değildir. Düşünen bir insan, maden kuyularında kazma sallayan işçiden daha çok çalışıyordur.
— Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin
zamanla ölçüp de, eh bugün şu kadar saat çalıştım, yeti­şir deme. Çalışmanın neticesine ve öğrendiğine bak.
— Fikri çalışmalar için, aynı saatlerde devamlı ve
tertipli bir surette, günde iki üç saat bile kâfidir. Büyük İslâm feylesofu Ibni Sina, dünyaca meşhur olan (Kitabuşşifa) sini, hergiin, sabah namazından sonra Bağdattaki bir caminin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz feylesofa Spencer, muazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır.
Her sene bin, bin ikiyiiz sahifelik eser veren Fransız edibi Emil Zoîa’ya bu muvaffakiyetinin sırrını sormuş­lar: Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım demiş.
— Sebat et, genç dostum, sebat et! Damlaya damlaya göl olur. Ve aynı noktaya düşen damlacıklar, zamanla mermeri bile deler.
— Bir işe başladığın, bir dersi öğrenmeğe, bir kitabı okumağa koyulduğun zaman telâş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol. Yol al, fakat acele etme. Sindirerek çalış ve ogren.
— İşinde ve dersinde herhangi bir fikri ve noktayı
küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük ihmalden bazan büyük zararlar doğduğunu unutma.
— Gece yatağına uzandığın zaman, o gün ne yaptı­ğını ve yarın ne yapacağını kendine sormadan uyuma.
— Hergün iyi bir eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme istidadın gelişir.
— Rastladığın edebi, felsefî bazı güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade hâzinen zenginler lıcm de hafızan kuvvetlenir.
— Çalıştığın bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahis-
lerini bitirdikçe, kitabı kapayıp, okuduğunu ezberden hülâsa halinde not et. Bir dersi, birsuretle iyi anlayıp öğrenmenin yolu, onu bu suretle yazmaktır.
— Bir dersten öğrendiğin, bir kitabtan okuduğun
fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere ve münakaşa et. Bu suretle hem zekân işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini vuzuh ile ifade etme melekesi elde edersin.
— Dikkat et: Sözlerin ve yazıların kısa, açık ve
manalı olsun.
— Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre deği­
şen verimli ve aziz saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları içinde öğleye doğru öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla vesenin aziz saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
— Okuduğun bir kitapda rastladığın güzel bir parçayı veya orijinal bir fikri yerini ve sahifesini işaret ederek not et. Bu suretle biriktirdiğin notları bir dosyaya ve bir fiş kutusuna sırasile yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak istediğin zaman, bu notlar senin için zengin bir malzeme hâzinesi olur.
— Bir mevzu ve mesele hakkında bir yazı veya bir eser yazmağa karar verdiğin zaman, evvelâ, bu mevzu ve mesele üzerinde evvelce yazılmış eserleri oku. Tâ ki yazılmış ve söylenmiş şeyleri tekrar edip ömrünü israf etmiyesin.
— Gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir.
— Her şeyden evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en faydalı olanı kendi ana dilidir.
— Dil bilgisi bir gaye değil, bir vasıtadır. Asıl gaye
olan, fikir zenginliğidir.
— Kişinin kıymeti dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
— Bir işi yapıp yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan herbirinin fayda ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih et.
— Bir işe öfkeli ve sinirli iken karar verme. Bekle
öfken geçsin. Zira öfke ile kalkan zararla oturur.
— Çok konuşma. Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü sözdedir.
— Dilini tut ve bil ki, dil yarası bıçak yarasından
daha vahimdir.
— Kimsenin yüzüne karşı söyliyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın en iğrenç şeklidir.
— Kimsenin cahilliğini yüzüne vurma. Bil ki insanları en çok kızdıran ve gücendiren, cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
— Yalan söyleme. Yalan söyliyen, tutulmak korkusu içinde yaşayan hırsız, gibidir.
— Bir kimseye söz vermeden evvel iyi düşün. Fakat verdiğin sözden dönme. Sözden dönmek yalancılığın en çirkinidir.
— Daima olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere kendisinin ahmaklığını göstermiş olur.
— Kimseye karşı kin tutma ve kimsenin muvaffakiyyet ve saadetini kıskanma, fakat imren, sen de öyle bir muvaffakiyet ve saadete erişmeye çalış. İmrenmek terakkinin şartıdır. Kin ve kıskançlık ise, iç ferahlığının, sağlık ve saadetin iki azgın düşmanıdır.
— Dost kazanmak için cömert ol. Bil ki hasisin dostu yoktur.
— Gençliğinde iyi arkadaş kazan. Yaşlılıkta kazanılan arkadaşlık sağlam olmaz. Zira paslı teneke lehim tutmaz.
— Gençlik güzelliğine şans denilen kör kuvvet bile âşıktır. Gençliğini boş yere harcama, onu kıymetlendirmeyi bil.
— Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
— Ahlâkını güzelleştirmeğe daima çalış. Ahlak güzelliği insan için en kıymetli bir servettir.
— En yakın arkadaşlarınla bile şakaların zarif ol-
sun. Kaba şakadan hayvan bile hoşlanmaz.
— Dost ol, tâ ki sana da dost olsunlar.
— Dostluğunu kötü günde göster, tâ kî kötü müsamahalı bulasın.
— Dostlarına vefalı, düşmanlarına müsamahalı ol ve yere yıktığın düşmanını tekmeleme, âlicenaplık göster. Vefa ve âlicenaplık yüksek ahlâkın iki parlak şiarı­dır.
— Büyüklere hürmet et. Tâ ki büyüdüğün zaman sende küçüklerden hürmet göresin.
— Kadınlara hürmet et. Düşün ki, kadınlık insanlı­ğın anasıdır.
— Ana baba ahı alma. Ana baba ahinin zehirini içen kurtulamaz.
— Yaşlıların tecrübesinden faydalan ve tecrübe
edilmişi yeniden tecrübeye kalkışma, tâ ki pişman olmayasın.
— Sonunda pişman olacağın bir işi başında düşün. Pişmanlık, ahmaklıktır.
— Küçüklere şefkat göster. Tâ ki büyüdükleri zaman onlardan şefkat görmeye hakkın olsun.
Bosuna iddia ve inad etme. Hakikati ara ve sev.
Hakikat sevgisi, insan için, sevgilerin en yükseğidir.Kusurlarım kendin gör tâ ki onları tamir ve ikmal edebileşin.
— Muvaffakiyetlerinle mağrur olma. Bil ki gurur
gelecekteki muvaffakiyetlerinin en büyük düşmanıdır.
— Hayatta cesur ol. Fakat bil ki cesaret gözü kapalı tehlikeye atılmak değildir.
Başkasının kanaat vc akidesine hürmet et. Tâki
başkası da seninki ne hürmet etsin.
Kendine yapılmasını istemediğin bir muameleyi
başkasına yapına. Tâ ki başkası da sana karşı aynı şekilde hareket etmesin.
— Kendine iyilik yapılmasını istersen, başkalarına iyilik yap.
— iyiliğe karşı iyilik adalettir, iyiliğe karşı kötülük
cinayettir. Kötülüğe karşı iyilik ihsan ve atıfettir ve insanlığın en yüksek derecesidir.
— Düşenin elinden tut. Tâ ki sen de düştüğün zaman tutacak el bulasın.
— Sözlerin tatlı, tavırların zarif olsun. İnsanın ka-
bası, ısırgan köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.
— Başkalarından gördüğün kötülük, seni iyilik yapmaktan alıkoymasın. İyilik ibadettir, kötülükle mahsuplaşmaz.
— Kibirli olma. Kibirli insan sarımsak kokan ağız
gibidir. Herkesi kendisinden uzaklaştırır.
— Alçak gönüllü ol. Mütevazı insan, meyve ağacına benzer. Meyve dalının yere eğilmesi meyvesinin çoklunğundandır.
— Herkesin imrendiği pırlanta gibi kıymet sahibi ol. Korkma, yerde kalmazsın.
— Kendinden üsttekilere değil, kendinden alttakilere bak, rahat edersin.
— İşinde ve sözünde doğruluktan ayrılma. Hak doğ­ruların yardımcısıdır.
— Çalış, daima çalış, fakat hırsı bırak. Zira hırs,
verimli çalışmanın, sağlık ve saadetin düşmanıdır.
— Çalış, fakat haris olma. Haris insan, ciğer bulaş­mış eğeyi yalayan aç kedi gibidir: dilinden akan kanı yalar da bilmez.
— Hayatın ve tutacağın yol hakkında tereddüde ve kararsızlığa düşüp de bir ışık aradığın zaman, fikrini ve reyini soracağın kimseyi iyi seç. Düşün ki, isabetsiz bir fikirden hareket ederek verdiğin karardan bütün ö­mür boyunca pişmanlık duyman mümkündür. Fakat isabetli bir fikirden aldığın ışık da bütün Ömrünce yolunu aydınlatır.

Gençlerle Başbaşa, Ali  Fuad Başgil (Sayfa 63)Gençlerle Başbaşa, Ali Fuad Başgil (Sayfa 63)