Geri Bildirim
  • Kadıköy Belediyesi ve Beyoğlu Sahaflar Derneği işbirliği ile gerçekleşen Kadıköy Sahaf Günleri 17 Haziran’a kadar Kadıköy Bahariye’de Sanatçılar Sokağı olarak da bilinen Ali Suavi Sokak’ta ziyaret edilebilecek.

    İstanbul’un farklı semtlerinden 42 sahafın katılacağı Kadıköy Sahaf Günleri 9 gün boyunca 10:00 – 22:00 saatleri arasında açık olacak. Sahaf günlerinde nadir bulunan kitap, dergi ve plaklar; eski belge, evrak ve haritalar; Osmanlıca kitap ve mecmualar; imzalı, birinci baskı kitaplar ve her bütçeye uygun ikinci el kitaplar kitapseverlerle buluşacak.
  • Kadıköy başta olmak üzere İstanbul’un farklı semtlerinden 42 sahaf, 9-17 Haziran 2018 tarihleri arasında Bahariye’de “Sanatçılar Sokağı” olarak da bilinen Ali Suavi Sokak’ta bir araya gelecek.

    Beyoğlu Sahaflar Derneği ile Kadıköy Belediyesi’nin işbirliğiyle düzenlenecek ve dokuz gün sürecek Kadıköy 1. Sahaf Günleri’nde nadir bulunan kitap ve dergiler, imzalı kitaplar, birinci baskılar, her bütçeye uygun ikinci el kitaplar, eski belge, evrak ve haritalar, Osmanlıca kitap ve mecmualar kitapseverlerle buluşacak. Ayrıca, etkinlik boyunca üç sürekli sergi olacak ve her gün yapılacak edebiyat, tarih, kültür söyleşileriyle de Sahaf Günleri, tam bir festival havasına bürünecek.

    https://www.kadikoylife.com/...af-gunleri-basliyor/
  • Bu saatte inceleme yazılır mı, bilmiyorum aslında. Ben pek sevmem, kafam da çok yoğun zaten. Ama bitiremedim kitabı gece, 110 sayfa okumuşken 30 sayfa daha okuyup kitabı bitirmek biraz yorucu geldi çünkü. Hele de, kitaba ismini veren öyküye gelmişken sıra: Deli Gömleği. Biraz incelemeli, biraz anılı, biraz da alıntılı kitap incelememiz başlasın o zaman..

    Öncelikle perdelerini çek Mona Roza seni görmemeliyim, hiçbirinizi görmemeliyim. Görürsem anlatamam, nasıl tek başına karanlıklarda, yalnızlığımda okuduysam bu kitabı öyle de yazacağım. Bir rica efendim, lütfen kabul edin...

    Öncelikle Güray Süngü'ye teşekkür ederim böyle bir kitabı edebiyatımıza kazandırdığı için sonra da Necip Fazıl Kısakürek ödülünü bu kitaba layık görenlere.. Güray Süngü'nün de dediği gibi bizde biraz edebiyat ödüllerle canlanır eğer bu ödül olmasaydı belki de diğer kitapları da çıkmayacaktı belki de bu kadar bile tanınmayacaktı -ne yazık ama-. Aslında lafı uzatmaya gerek yok öncelikler sırasında aşağıda kalmış gibi görünse de benim en büyük teşekkürüm Burak'a. İmzalı bir kitaba başka türlü nasıl kavuşabilirdim ki -gelmediçünküizmite- hem de bir buçuk ay öncesinden bir doğum günü hediyesi olarak geldi bana. E iyi ki de geldi tabi. Ben de sonra dedim ki Gökçe sen bu kitabı oku ama doğum gününde oku ve bitir. İncelemen de hatta teşekkürün de hem belki böyle bir incelikle güzel hâle bürünür -kabalık olmamıştır inşallah-
    Evet evet şimdi biraz pat diye söylemiş oldum ama bugün o gün yani şey işte doğum günü denilen şey. Neyse lafı uzatmayacağım kitap imzalı, hediye falan daha ne olsun değil mi? Çünkü Güray Süngü eminim yani kitap güzel. Başlamadan önce de "vay be ne kifap yazmıştır" idi, başladım bitirdim "vay be yine ne kitap yazmış ama" diyorum. Çünkü bazı şeyler değişmezdir.

    Kitabımızda yazılması özellikle son zamanlarda son derece olağanlaşan, yazarı havalı bir duruma sokan konular var: Delilik, yalnızlık, sıradışılık, pasiflik, intihar etme hâlinde olmak, toplumun dışında yaşamak vb. psikolojik, sosyolojik konular.. Fakat iş Güray Süngü'ye kalınca öyle herkesteki gibi eğreti veya sıradan durmuyor. Mesela aşkı anlatıyor en olağan şekliyle ama bir şey sizin yakanızı tutuyor orada. Veya bir insan oluyor ana karakterde diyorsun ki bu başka kitapta geçmez bile. Aykut Ertuğrul'a göre kitabı sıradanlıktan kurtaran şey Süngü'nün dili. Öyle bir iç monolog ve diyolog oluşturuyor ki içeride hayran kalıyorsunuz. "Kitaptaki öyküleri okurken ilk gözümüze çarpan hususlardan biri iyi bir romancının kurgu hassasiyetinin, yazdığı öykülere de mükemmelen yansımış olması. Her öykünün, kelime kelime, karakter karakter incelikle ve sıkıca örüldüğünü anlamak için dâhi olmaya gerek yok." diyor bir de blogundaki yazısında Aykut Ertuğrul. Bence daha fazla anlatmaya pek gerek yok ama birkaç ayrıntı da vermekte fayda görüyorum. Kitabımız 12 öyküden oluşuyor. 3 romanından sonra ortaya çıkan ilk öykü kitabı. Ve ilk öykü kitabıyla da yazarın öykü hayatının nasıl olacağını, nasıl izleyeceğini anlıyorsunuz. Muhayyel serisinin başında neden Güray Süngü var farkediyorsunuz mesela. Daha sonra 'Sizi Görmeliydim' öyküsü bu kitaptan çıkıp sonra Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı romanına dönüşüyor ki iyi ki diyorsunuz, iyi ki bu kadarla yetinmemiş Güray Süngü beyefendi. Kitapta beklemek fiili çok göz önünde. Herkes bir şeyleri bekliyor, birisini bekliyor. Bana sorarsanız ölümü bekliyorlar, yoksa o insanların hangi biri bu hayatta bizim mutlu olduğumuz şeylerle mutlu olabilir ki? Bir tren kasabasına beklemek uğruna giden adam mı, aşkı çok uzun zaman önce kaybetmiş bir yazar mı, tutkuları uğruna her şeyini feda etmiş tiyatrocu mu, sevdiğini öldüren adam mı, delirenler mi, hangisi anlayabilir sadece onların avı çekmediğini, oysa ki bizimde içimizde fırtınaların koptuğunu, modern dünyanın bunalımına düştüğümüzü. Tamam biliyorum bizimki çok da havalı olmadı, çünkü biz isteye isteye geldik buralara.

    "Bir çok kitap okumuştum ve hayatım değişmemişti; üniversiteye de başlamıştım ve hayatım değişmemişti; bir çok insan da tanımıştım ve hala hayatım değişmemişti (tabii ki her normal insan gibi her geçen gün değişmekteydim, ne kadar anormal hissetsem de kendimi, ama bir kırılmadan bahsediyorum). Hayat sürüyordu ve hiçbir şey olmuyordu."
    Galiba asıl sorun da buydu, hiçbir şey olmuyordu hayatımda. Bir sürü kitap okuyordum her geçen gün, ve yakında mezun da olacaktım, denilebilirse sosyolog olacaktım, zaman da geçiyordu yaş alıyordum mesela ama bazen iç sıkıntıma cevap verecek bir şey bulamıyordum ve sanki bütün okuduğum kitaplar boşa gidiyordu. Fakat Güray Süngü'nün cümleleriyle devam edecek olursam: "Mezun olunca muhtemelen hiçbir şey olamayacağım. Bir şeyler olmak gibi bir arzum var mı? Aslında yok. Belki huzurlu olmak denilebilir. Uçuk bir arzu. Bazen öyle hissederim, huzurlu olsam iyi olacakmış gibi." Bu sıralar böyleyim işte, galiba bir kitap okuyup hayatım değişmedi ama yine ruhsal dönemime karşılık gelen kitabıma yine tevafuken rastladım.

    Okuyunuz. Güray Süngü okumak iyi gelir çünkü.
  • Yaşıtım ve meslektaşım Ezgi Polat'dan Can Öykü imzalı ilk kitabı. Adı gibi, konuşmaya mecali olmayıp susmanın bir gereklilik olduğu anları ele alıyor hikayeler. İlk kitap olması ve yazarın bilinmemesi nedeniyle mutlaka temkinli yaklaşıyorsunuz ilk başta. Fakat kitabın sadeliği ve betimleri o kadar güzel ki, sanki birisinden bir mekanda sade bir hikaye dinliyorsunuz. Bu da öykülerin gerçekçiliğini gösteriyor. Dikkatimi çeken başka konuda bir kaç öyküdeki özgünlük oldu. Konular o kadar farklı seçilmiş ki şu ana kadar okuduğum yüzden fazla hikaye kitabında benzerlerine rastlamadım. Misal, bir su altı dalış hikayesi var. Alt metinli ve onlarca anlam çıkarılabilir bir tarzda ve nereden baksanız 10 sayfadan az.

    Bu güzel bir başarı. Ezgi Polat'ı takibe aldım. Diğer çıkaracağı kitabı da merak ediyorum açıkçası.
  • 1.Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi:
    Gülhane Parkı’nın Sultanahmet yönündeki girişinde, surları geçince hemen solda yer alan müzede yalnızca Tanpınar’a değil Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nedim, Orhan Pamuk ve Nazım Hikmet gibi edebiyatçılara dair bölümler, salonlar ve buralarda özel eşyalar da yer alıyor.
    2.Aşiyan Müzesi:
    Tevfik Fikret’in kendi hazırladığı planlarla yaptırdığı ev Boğaziçi’nin en güzel yerinde bulunuyor. Edebiyat-ı Cedide akımından adını alan salonda yazarın kendi yağlı boya tablolarını, çalışma odasında eserlerini kaleme alırken kullandığı yazı takımını görebilirsiniz
    3. Sait Faik Abasıyanık Müzesi:
    Sait Faik, birçok hikâyesini Burgazada’daki köşkünde yazdı. Yazarın ölümünden 5 yıl sonra müzeleştirilen bu köşk, uzun süren bir tadilattan sonra 2013’te yeniden ziyarete açıldı. Yazarın yaşamından izler görebileceğiniz müzede aynı zamanda Okuma Odası, Eğitim Gösterim Salonu ve Mektup Odası gibi farklı amaçlara hizmet eden odalar var.
    4. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi:
    Hüseyin Rahmi’nin 1944’e kadar yaşadığı bu ev 2000 yılında müze haline getirildi. İçinde yazarın kitaplarının yanı sıra kendi yaptığı el işi eşyaları da görebilirsiniz. Yolunuz Heybeliada’ya düşerse, girişleri ücretsiz olan bu müzeye de bir uğrayın.
    5. Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi:
    Yahya Kemal’in sevgilisinden aldığı karanfili ve bir tutam saçı görmek, Sessiz Gemi şiirine ilham veren odalarda gezmek ister misiniz? Beyazıt’taki bu müzede yazarın bütün kişisel eşyalarını bulabilirsiniz.
    6. Orhan Kemal Müzesi:
    Cihangir’de yer alan ve yazarın oğlu Işık Öğütçü tarafından 2000 yılında açılan Orhan Kemal Müzesi yalnızca yazarın eşyalarını, ilk kitap baskılarını, çalışmalarını değil aynı zamanda Ara Güler tarafından çekilmiş 70 kadar fotoğrafı, üç katlı binası içerisinde bir kitaplık ve İkbal Kahvesi adlı kafeyi de barındıran, hareketli bir edebiyat mekanı.
    7. Tanzimat Müzesi:
    Yalnızca edebiyat değil siyasi ve kültürel parçaların da yer aldığı bir müze. Devrin devlet adamlarına ait imzalı fotoğrafların, çeşitli görsel sanat eserleri, dokümanlar, Mustafa Reşid Paşa, Sadık Muhtar Bey ve Ziya Paşa’ya ait eşyalar ile birlikte Osmanlı’nın batılılaşma macerasının en önemli belgelerinden Tanzimat Fermanı da yine bu müzede yer alıyor.
    8.Türkiye Yazarlar Sendikası Edebiyat Müzesi ve Yazın Belgeliği:
    TYS Edebiyat Müzesi ve Belgeliği, belgelik ve kitaplık olarak iki bölümden oluşuyor. Belgelik bölümünde, sanatçıların belge değeri taşıyan yapıtları, mektup ve çalışmaları, bilgisayara yüklenmiş fotoğrafları ve yapıtları; kitaplık ölümünde araştırma kitapları, ansiklopedi, sözlük, antoloji ve derlemeler, yazarlar üzerine tezler, eleştiri ve deneme kitapları var. Ayrıca özel imzalı bazı kitaplar ve dergiler de bulunuyor.
    9.Karikatür ve Mizah Müzesi:
    Karikatür ve Mizah Müzesi, Karikatürcüler Derneği girişimiyle 1975’te Tepebaşı’nda açıldıysa da 1980 darbesinden nasibini alıp kapatıldıktan sonra 1989’da Saraçhanebaşı’nda yeniden ziyarete açıldı. Fakat yolculuğu burada da bitmedi ve Gazanferağa Külliyesi’nin 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na devredilmesi sebebiyle yeniden Tepebaşı’na taşındı.
    Mizah ve karikatür arşivinin yanı sıra uluslararası sergilere de ev sahipliği yapan müzede, isterseniz uzmanların gözetiminde özgün baskı atölyesinde çalışabiliyorsunuz da.
    10.Divan Edebiyatı Müzesi (Galata Mevlevihanesi):
    Beyoğlu Tünel’den Karaköy’e doğru inerken görebileceğiniz Galata Mevlevihanesi içerisinde yer alan müze, 1491 yılında inşa edilip, 1975 yılında müze haline getirilmiş. Esasen bir külliye şeklinde tasarlanan binada semahane, derviş hücreleri, kütüphane, türbeler, hazine, sebil, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli gibi kısımlar bulunuyor.
    11. Masumiyet Müzesi:
    Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından yola çıkılarak yine yazarın öncülüğünde hazırlanan Masumiyet Müzesi, roman kahramanlarının giydiği, kullandığı, romanda anlatılan objeleri içeriyor. 2012’de açılışı yapılan müze, romandan yola çıkmışsa da öte yandan 20. yüzyılın ikinci yarısındaki İstanbul hayatını anlatıyor.
    12. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi:
    Doğrudan “Yazar Müzeleri” kategorisi içerisinde değerlendirilmese de içeriği itibariyle bu listenin temasını yakalayan Basın Müzesi; özellikle basın tarihinden örnekler, dizgi ve baskı makineleri, Türk basın hayatının önemli isimlerine ait anı eşyaları yer alıyor. Abdi İpekçi’den Agah Efendi’ye, Şemsettin Sami’den İbrahim Şinasi’ye, Çetin Emeç’ten Sabiha-Zekeriya Sertel’e kadar birçok ismin yağlı boya portreleri de yine müze kapsamında sergileniyor.
    13. Kemal Tahir Müze Evi:
    Tahir’in eşi Semiha Tahir tarafından kurulan vakıf sayesinde müze haline getirilen Şaşkınbakkal’daki ev, yazarın son 10 yılını yansıtıyor. Tahir’in son çalışmalarını yaptığı ve hayata gözlerini yumduğu bu ev, apartmanın hemen giriş katında oldukça mütevazı ve sessiz bir yer. Bu müze-evde ünlü yazara ait yaklaşık dokuz bin kitap, el yazmaları, kullandığı daktilosu, çalışma masası, çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğrafları, ödülleri yer alıyor. Yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği bu evde, Kemal Tahir’in yatağını, o meşhur kalın çerçeveli gözlüğünü, piposunu, saatini ve diğer kişisel eşyalarını görmek de mümkün. Müzede sadece Kemal Tahir’in değil, uzun süre cezaevinde kalan yazarın bu süre boyunca devamlı mektuplaştığı ünlü şair Nazım Hikmet’e ait izler de yer alıyor. Nazım Hikmet’in “Oliver” marka daktilosu Kemal Tahir’in odasının ortasında, çekmecelerde ise karşılıklı yazdıkları mektupları duruyor.
    14. İstanbul Modern Sanat Müzesi:
    Modern sanat alanında uluslararası bir kimliği olan İstanbul Modern, bugün müzesinin, kütüphanesinin, sinemasının ve veri tabanının yanında önemli etkinliklere de ev sahibi oluyor. 2004 yılında İstanbul Boğazı kıyısında 8000 metrekarelik bir alana kurulan İstanbul Modern Sanat Müzesi, 1987’den bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından geliştirilerek oluşturulan köklü bir projenin ürünü.

    (HADİ ŞİMDİ BİR PLAN YAPIN VE BU MÜZELERİ GEZİP EDEBİYATA DOYUN ;) )
  • Alışmadık gözde lens durur mu bilmem ama bu kitap benim kütüphanemde çok güzel durdu.
    Hele de sevgili Metin Uca’dan imzalı olunca daha da lezzetli oldu benim için.
    Nazım Hikmet ile başlayıp yine Nazım Hikmet ile bitecek kadar zerafet içeren bir kitap. Birbirinden güzel hikayeler ile kah gülecek, kah hüzünleneceksiniz. Ama garanti ediyorum bir çoğunu şaşırarak okuyacaksınız.