Giriş Yap
Havva İnan
@inanhavva
“ İyi kitaplar en iyi üniversitelerdir.”
İstanbul
11 Ağustos
53 okur puanı
16 Oca 23:26 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
67 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
TÜRK EDEBİYATINININ NOSTALJİK PRENSESİNDEN : ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ
Uzun zaman sonra nihayet bu kitabın incelemesini yazabiliyorum.Bir süredir ara verdiğim kitap maratonuna kaldığımız yerden devam :) Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü’nün okuduğum ilk eseri.Onunla tanıştığım ilk eseri.Onu tanıdığım ilk eseri…Öncelikle söylemek istediğim ilk şey Tezer Özlü’yü kullandığı yalın,anlaşılır,temiz ve samimi dilinden dolayı tebrik ettiğimdir.Okurken sanki yakın bir arkadaşımın günlüğünü yahut bana yazdığı bir mektubunu okuyormuş gibi hissettim kendimi.O kadar sıcak ve samimi bir üslupla ele almış ki anlatacaklarını,bunu hissetmemek mümkün değil.Bu yönlerinden dolayı üslup bakımından yazarı çok beğendiğimi tekrar vurgulamak isterim. Eserin içeriğine değinecek olursak : Tezer Özlü’nün çocukluğundan başlayarak gençliğine, oradan ruh ve sinir hastanesinde geçirdiği günlere, hayatına giren erkeklerle yaşadığı zamanlara ve hatta evliliklerinin bazı detaylarına kadar her şeyi anlattığı bir serüven diyebilirim.Yazar tüm çıplaklığıyla pek çok anısını eserine yansıtmış ve bunu şaşırtıcı bir şekilde güzel, hoş betimleyici detaylar kullanarak gerçekleştirmiş.Okurken sıkılmadan hayatının derinliklerine ineceğinizin garantisini verebilirim.Oldukça ince bir kitap olmasına rağmen satırlardaki yoğunluk sayesinde edebi açıdan gayet doyurucu bir eser olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim. Kitabı okurken kendi kendime : “Nasıl bu kadar içten,edebi ve güzel kurabiliyor cümleleri?” diye sormadan edemedim.Edebiyatımızda duyguları bu kadar güzel ifade eden bir kadın yazarın olması gurur verici.Şundan eminim ki bundan sonra okuma listemde Tezer Özlü’ye sık sık yer vereceğim.Onun diğer eserlerini okumak için sabırsızlanıyorum. :) Öyleyse bu kitaptan en sevdiğim ifadeyi paylaşarak incelememi burada sonlandırayım : “ Bazı kitaplar, gerçek yaşamdan daha duyarlı, daha büyük boyutlara götürüyor beni.”
Çocukluğun Soğuk Geceleri
7.6/10 · 12,2bin okunma
Reklam
148 syf.
·
16 günde
·
Puan vermedi
NEFES ALDIKÇA UMUT HEP VAR : YAŞLI ADAM VE DENİZ
Yaşlı adam ve deniz, Hemingway’in okuduğum ilk eseri oldu.Sevdiğim bir arkadaşım vesilesiyle bu kitabı okumuş bulundum ve dolayısıyla Hemingway ile de tanışmış oldum.Öncelikle kitapla ilgili söylemek istediğim ilk şey üslubunun çok yalın,duru ve akıcı olduğudur.Kolay okunabilen rahat bir eser.Başlangıçta bir denizci hikayesi okuyormuş gibi gelebilir ama aslında kitabın altında yatan gerçek anlamları,verilmek istenen mesajları kavrayabilirseniz sıradan bir denizci hikayesinden çok daha fazlası olduğunu anlayabilirsiniz. Kitap,Kübalı yaşlı bir denizci olan Santiago’nun uzun zamandır denizden eli boş dönmesi sebebiyle bir gün daha derinlere açılma kararı almasıyla başlıyor.Uzun zamandır denizden bir nasip alamayan yaşlı adam, daha büyük bir balık avlamak ve kendisine her zaman inanıp destek olan küçük çocuğa karşı mahçup olmamak için her zamanki sınırını aşıp denizin uçsuz bucaksız yerlerine kürek çekmesiyle hayatında unutamayacağı bir maceraya atılmış oluyor.Yaşlı adam, neredeyse 600-700 kiloluk bir kılıç balığını gözüne kestirir ve onu avlayana kadar denizde büyük bir mücadele verir.Avladığı büyük balığı karaya getirir getirmesine fakat balıktan geriye kalan tek şey büyük bir iskelettir ancak unutmamak gerekir ki önemli olan varacağınız durak değil,gittiğiniz yoldur.Sonuç ne olursa olsun verilen mücadele hep en kıymetli şeydir. Bu kitabı okurken kitabın bana hissettirdiği en büyük duygu : Umuttu.Yaşlı denizcinin her türlü zorluğa rağmen pes etmeden,ümitsizliğe kapılmadan mücadele edişi bana şu cümleyi hatırlattı : “ Nefes aldıkça umut hep var.” Kitabı okurken beğendiğim bir alıntıyı paylaşarak incelememi burada bitiriyorum : “ Ama insanoğlu yenilgi için yaratılmamıştır.” Ve son olarak bana bu güzel kitabı hediye ederek hayatıma yeni bir hikaye kazandırmış olan arkadaşım Şeyma’ya teşekkür ediyorum :)
166 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
YAŞAMAK ACI ÇEKMEKTİR : İNSANIN ANLAM ARAYIŞI
Bu kitabı okumama vesile olan şey kitabın adıydı : “ İnsanın anlam arayışı” hayata karşı bir anlam bulamayışımdandır belki isminin beni kendine bu denli çekişi.Öncelikle söylemem gerekir ki kitabın yazarına büyük saygı duydum.Zorluklarla dolu bir hayata rağmen pes etmeden yaşamaya devam etmek isteyişi takdir edilesi ayrıca kendimden de utanç duydum büyük acılarla kıyaslanamayacak bazı küçük problemlerde hemen hayatı bırakmam,geleceğe dair umut besleyememem,çok çabuk pes etmem… Kitap iki kısımdan oluşuyor : Birinci kısımda yazar, toplama kampında yaşadığı fiziksel ve zihinsel zorluklardan bahsediyor.Birçoğunun ailesi vahşice öldürülmüş,kendileride zor şartlarda çalışmak zorunda bırakılmış işçilerin yaşam şartlarını ele alıyor ve bunu yaparken o insanların psikolojik durumlarınıda belirtmekten kaçınmıyor.Doğrusu kitabın bu ilk kısmı beni çok etkiledi.Yazar çok samimi bir dille yaşananları olduğu gibi, sade bir anlatımla ele almış.Okurken bazı yerlerde durup biraz nefes alma ihtiyacı duydum,bu yaşanan acı olayları hazmedebilmek benim için kolay olmadı.Kitabın ikinci kısmındaysa bu yaşanan olayların psikolojik durumlarını bilimsel bir üslupla ele almış.Kullandığı birçok terime yabancı oluşumdandır ki kitabın bu kısmını ne yazık ki çok iyi anlayamadım fakat yinede kitabı sonuna kadar her kelimesiyle okudum. Kitap genel olarak şu iki şey üzerinde duruyor : İnsan çok zor şartlar altında bile yaşamaya devam edebilir ve insan yaşamak için kayda değer bir anlam, ulaşılacak bir hedef, özgürce seçilmiş bir görev bulmalı.Yani yazar kısaca şunu söylüyor, “ Hayatına anlam katacak bir hedef bulmalısın ama bu hedef senin özgür iradenle seçilmiş olacak.” Aslında bu kitap hakkında daha uzun ve daha detaylı bir inceleme yazmak isterdim fakat kendimi roman ve hikaye dışında inceleme yazma konusunda çok geliştirdiğimi söyleyemem o yüzden psikoloji türüyle yazılmış bu eserin incelemesini kitaptan sevdiğim bir alıntıyı paylaşarak burada sonlandırıyorum : “ Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıl’a katlanabilir.” - Nietzsche
1 yorumun tümünü gör

Okur takip önerileri

fatma nur
@ilmodiHavva İnan ile benzer
Oğuz Aktürk
@distopikokurHavva İnan ile benzer
gbb bahar
@gbbbaharHavva İnan ile benzer
Daha fazla göster
80 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
İYİ Kİ VARSIN “ZWEIG”
Stefan Zweıg’ın okuduğum kaçıncı kitabı bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da her okuduğumda bana farklı duygular yaşatarak beni sarsabildiğidir.Zweıg her kitabında nasıl olurda bize karakterlerin hissettiği duyguları,içinde bulundukları psikolojik süreçleri bu kadar etkileyici bir şekilde aktarabiliyor diye düşünmeden edemiyorum? 70-80 sayfalık bir kitapta 400-500 sayfalık bir kitabın vereceği hazzı verebiliyor; sanırım bu da bize Zweıg’ın duygu aktarımında olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğunu hatırlatıyor. Zweıg’ın kalemine duyduğum hayranlığı bir kenara bırakıp biraz bu eserinin içeriğine göz atalım :) Soylu,rahat ve korunaklı bir hayat süren,iki çocuk annesi,8 yıllık devam eden bir evliliği olan kadının sahip olduğu hayattan sıkılıp kendine ve hayatına bir haz katmak için genç bir piyanistle yaşadığı gizli aşk ile başlıyor her şey.İşler yolunda gidiyor derken karşısına çıkan bir şantajcının ona hayatı zindan ettirmeye başlamasıyla kadının yaşadığı yakalanma korkusu gün geçtikçe çekilmez bir hal almaya başlıyor. Öncelikle söylemem gerekir ki uzun zaman sonra ilk defa bir kitabı bitirdiğimde “oh be !” dedim.Bir kitabı okurken kendimi o kitaptaki karakter yerine koyduğum için -bunu bilinçsizce yapıyorum- o karakterin o an hissettiği ve yaşadığı her şeyi kendimde de buluyorum.O yüzdendir ki kitapların sonları beni çok etkiliyor ve kitap bittikten sonra feci bir boşluğa düşüyorum.Ben bu kitabın sonunu çok sevdim -tabii ki spoiler vermeyeceğim- muhtemelen ara sıra kitabın son sayfalarını açıp sonunu tekrar tekrar okurum :) Bu kitabın insana aşılamaya çalıştığı en bariz düşünce kesinlikle hayatımızda yaşadığımız utanç verici deneyimlerimizden,bastırmaya çalıştığımız pişmanlıklarımızdan korkmamak,duygularımızı özgürleştirerek,eylemlerimizin getireceği sorumluluğu üstlenmek olacaktır.Her insan hata yapar önemli olan bu hataların bizi yiyip bitirmesine izin vermemektir. Ve son olarak bu kitapta geçen en sevdiğim ifadeye yer vererek incelememi burada bitiriyorum. “ Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?”
2 yorumun tümünü gör
352 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
DİSTOPYA TARZININ BAŞYAPITI : 1984
“ Düşünce suçu, ölümü gerektirmez ; düşünce suçunun kendisi ölümdür.” Bir ülke düşünün, neyi düşünmeniz gerektiğine karar veren,bir makine gibi çalıştırılmanıza sebep olan,bir robot gibi yaşanılmaya zorlanılan ve yedi-yirmi dört tele-ekran denen bir cihazla gözetim altında tutulduğunuz bir ülke… Düşüncesi bile ne kadar mide bulandırıcı değil mi? İşte George Orwell’ın distopya tarzının başyapıtı denilebilecek 1984 kitabı tam olarak bunu anlatıyor. Olay başkarakter Winston Smith’in ağzından anlatılarak, “Büyük Birader” olarak isimlendirilen sembolik bir karakter üzerinden ülkeyi yöneten partinin, insanların hayatını kısıtlayıcı,bireyselliği yok etmek üzerine kurulu,insanların makineleşmiş kitlelere dönüştüğü totaliter bir dünya düzeni kurmaya indeksli, adına yeni söylem dedikleri insanlık dışı yasalarla insanları yaşamaya zorlayan bir ülkenin durumunu ele alıyor.Winston’un aklına gelen ufak bir şüphe,içinde bulunduğu durumu ona sorgulatmaya başlıyor ve böylece sonu trajiyle bitecek bir hikayeye çıkıyor. Eserin içeriğinden bahsettiğimize göre biraz üsluba değinelim.Öncelikle yazarın kullandığı dil gayet açık,yalın ve sürükleyici.Kitapta bazı kavramların isimlerini bilmeyişimdendir ki -bu benim genel kültür eksikliğimden kaynaklı-anlamakta zorluk çektiğim birkaç yer oldu ama ona rağmen okurken altında yatan ince düşünceler yüzüme bir tokat gibi çarptı.Okurken içinde bulunduğum yüzyıl ve yaşadığım ülkeyi bana anımsatan çok nokta oldu. Ben okuma yazma bilen her insanın bu kitabı okumasını şiddetle tavsiye ederim.Ama bir kere okunup kitaplığın tozlu raflarına kaldırılmasın,şahsen ben bu kitabı mutlaka tekrar tekrar okuyacağım çünkü inanıyorum ki her okuyuşumda başka bir fikir ve gerçek çarpacak yüzüme. Son olarak kitapta geçen sevdiğim bir ifadeye yer verip incelememi burada bitirmek istiyorum : “ İnsan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de.” -Farklılıklarımızla birlikte yaşamayı ve saygı duymayı öğrendiğimiz bir ülke olabilmek ümidiyle…
1984
8.8/10 · 128,1bin okunma
1 yorumun tümünü gör
Reklam