Berke Can Turan, Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar - Kara Kule 8'i inceledi.
29 Mar 20:12 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kara Kule'den kopmanın ne kadar imkansız olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Aslında anlatmama gerek olmadığını gördüğünüz bu eserler anladım, çünkü sarf ettiğim onca sözün canlı kanıtıdır Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar. Bu kitap, yalnız biz okurların değil, üstat Stephen King'in de onca zaman sonra Kule'nin etkisinden hala çıkamamış olduğunun belgesidir.

Yalnızca önsözün okunması yeterli söylediklerimi anlamak için. King'in yarattığı karakterlerini nasıl birer dost olarak gördüğü, hikayelerini anlatırken onlara nasıl danıştığı bu sözde yer almış. Benim gibi, Kara Kule serisine fazlasıyla bağlı okurlar için duygulanmamak elde değil.

Kara Kule ile bağlantılı herhangi bir şey hakkında yazı yazarken tarafsız olamıyorum, umarım bana hak verirsiniz. Stephen King'in kaleme aldığı her eser birbirinden güzel fakat Kule ile bağlantılı olanların içinde bulunduğu atmosferin bambaşka bir çekiciliği var. Bu atmosfer içinde barındırdığı onca mistik hikayeye rağmen çok gerçekçi. Her şeyiyle detaylıca düşünülmüş. Öyle ki, Roland'ın yolculuğunu ne kadar biliyorsak, bilmediğimiz de bir o kadar hikaye var.

Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar, aslında Roland'ın ağzından dinlediğimiz bir öykü. Fırtına sırasında sığındıkları güvenli yerde ka-tet'ine anlattığı bir hikaye. Daha doğrusu hikaye içinde bir hikaye. Yani Inception-vari bir durumdan bahsediyor gibiyiz. Kara Kule serisinin sekizinci kitabı olarak bilinse de hikayede kendine dördüncü ve beşinci kitapların arasında yer buluyor. Stephen King bu yüzden bu kitaba "Kara Kule 4.5" tanımını uygun görüyor. Hatta olayları tamamen sırasına göre okumak isteyenler için bu sırayla okuyabileceklerini söylüyor. Fakat ben kitaplarda da filmlerde de buna karşıyım. Hangi sırayla yazıldıysa öyle okunması gerektiğini savunuyorum. Bu yüzden Star Wars serisinde Phantom Menace'a birinci bölüm dediklerinde sinirlerim oynar. Hayır, kabul etmiyorum. Phantom Menace birinci bölüm falan değil.

Ayrıca, Kara Kule'yi okumamış olanların da Anahtar Deliğinden Esen Rüzgar'dan keyif alabileceklerini savunuyor King, yalnız öncelikle seri hakkında az da olsa bilgiye sahip olmanız gerekiyor. Zaten kitabın başı ve sonu harici büyük bir bölümü o zamanlardan kopup gelmiş bir hikaye. Karakterleri ve olay örgüsü Kara Kule ile alakalı değil. Elbette benzeyen çok noktası var. Kızıl Kral'ın bahsi geçiyor mesela ya da konuşma ve selamlaşma tarzları Kule kitaplarından alışkın olduğumuz tarzlar. Bunlar da zaten o evrenin bir hikayesi olduğundan. Kara Kule'yi bilmeyen birinin de keyif alacağı bir öykü mü, evet. Fakat benim aldığım keyfin belki de yüzde 10'u bile olamaz.

328 sayfalık romanda şunu anlıyoruz ki, King'in Kule hakkında söyleyecek çok şeyi olduğu gibi karakterlerinin de dolu dolu hikayesi var. Üstat yazdığı süre boyunca hep Kule'nin çatısı altında kalacak, sadık okuyucuları olarak bizler de bunu zaten biliyor ve bundan memnuniyet duyuyoruz.

Şov Devam Etmeli Güzel Kardeşim
Yatağıma yatıp uykuya daldığımda rüya görmeye başlıyorum.
Her şey çok net, bilincim uyanık olduğum kadar açık.
Yol kenarında uyanıyorum. Sanki geceden orada uymuş gibi.
Bir sürü terslik var. Her şey çok farklı, eski gibi.
İnsanlar niye böyle giyiniyor.
Yoldan geçen birine tarihi soruyorum.
Nasıl yani?
Doğduğum gün!
.
.
.
Az önce kardeşimle bu konu üzerine hayaller kurduk. Daha doğrusu ben bunun üzerine konuşmaya başlamış bulundum, o da "Abi ben de geleyim mi?" diye sordu. :D dedim "atla". Başladık kurgulamaya.
Ne yapardık böyle bir şey olsaydı?
Şöyle olur, böyle olmamalı diye de kendimizce kurallar koyarak devam ettik.
(geçmişteki bize etki edemeyiz, izleyebiliriz sadece.
geçmişteki biz 2018'e gelene kadar rüyayı yaşayacağız, 2018'de o gece uykuya daldığında bizde uyuduğumuzda, ilk gecenin sabahına uyanacağız. rüya bitecek vs.)

Ortaya çıkan istekler ve muhtemel durumlar:
-Rüya biterken iki katı yaşlanmış olacağız, rüyada bile olsa çok uzak, ürkütücü.
-Ee babamdan daha büyüğüm ben :)
-Bu arada senin(kardeşimin) doğmana daha 4 sene var.
(-"Ben n'olcam? Herkes doğduğu zamana gidiyorsa bana anlatırsın olanları". "-Ahahaha anlatırım")
-Ailemiz bizi tanımazdı. Onlarla nasıl tanışırdık? Aile dostu olmaya çalışırdık. Diğer türlü nasıl yakın olabiliriz ki?
-En mutlu anları yaşamak. Kendimizi izlemek, doğum günlerini görmek, gezmek, düğünlere katılmak (herkes orada).
-Kardeşim bebekliğinden beri kendisinin videolarının olması talebinde bulundu. kayıtları rüya sonunda getiremeyeceğimizi hatırlayınca yıkıldı.
-Şimdi hayatta olmayan akrabalarımız, tanıdıklarımız, dostlarımız... Ağlamadan duramazdık ki, hemen boyunlarına atlayıp ağlardık büyük ihtimalle. Durumu da açıklayamazdık. Dedem, babaannem, anneannem, eniştem, daha 30'unda dünyadan gideceğini bilerek. of !
-Belki de en iyisi o zamanları yaşamaya çalışmak, böylesi insanı daha az üzer.Keşke uyumadan o zamanın sayısal sonuçlarına baksaydık rüyada da çalışacağız. Sonra ilk sayısal loto çekilişinin 1996'da olduğunu öğrendik, bu ihtimal de iptal oldu. Kolay paraya amma da meraklıymışız yahu. Neyse zaten uyumadan önce bakmamış olurduk sayısal sonuçlarına.
-Daha onlarcası...

Biraz "Groundhog Day", biraz "Inception", biraz "Regular Show" tadında oldu ama keyifliydi.

Bir anlığına da olsa geçmişe gitme ihtimaliyle 1 saate yakın konuştuk. Başlarda keyifli şeylerden bahsetsek de sonra gerçekçi yaklaşmaya başladık. Geçmişe gidemeyecek olmamızın hüznü çökünce midemiz bulandı. Üzüldük.

Geçmişe olan özlem, küçükken farkında olamadığımız değerler, anın değerini bilememek, romantizm, bencillik... ne derseniz artık. Elden bir şey gelmiyor oluşu çaresiz hissettirdi. Bir kere yaşıyoruz. Geri dönüş yok. Şu andan başka gerçek yok. Ne dün var, ne de yarın.

Varoluşun çaresizliğini bir kez daha bu şekilde hissettik.
Niye böyle bir şey yaptık ki biz?
Sanırım öğreniyoruz.
Şov devam etmeli.
https://www.youtube.com/watch?v=uKLMYZlbIb8
bonus:
https://www.youtube.com/watch?v=_Jtpf8N5IDE

Reina, Kaiken'i inceledi.
15 Mar 20:43

Hayatın başladığı yerde ölüm.

Katil içinde katil.

Cinayet içinde cinayet.

"Japonya artık bir anı değil kabus olduğunda, Kaiken'in zamanı gelmiş demektir."

Kaiken, samurayların kullandığı bir hançer. Roman kurgusuna gömülü Japon kültürüne ait bol bol bilgi veriyor bizlere Grange. İlgisi olan okurların yüzünü güldüreceğini düşünüyorum.

Roman karakterlerini tek tek incelemeyeceğim ancak esas adam Passan'a değinmeden geçemeyeceğim. Okuduğum her polisiye romanda katille bir bağ kurarım, katilin bakış açısından olayları anlamaya çalışırım. Hayal gücümün ve empati yeteneğimin sınırlarını zorlamayı severim. Ancak bu kitapta katilden ziyade polisle bir bağ kurdum, merak ettim. Passan, alanında çok başarılı bir polis. Çocukları için ölümü göze alacak kadar korumacı ve sevgi dolu bir baba. Japon kültürüne aşık ama Japon eşine olan aşkını çoktan kaybetmiş bir adam. Kitap bittiğinde keşke Passan'a dair her şeyi okuyabilseydik dedim ister istemez. Çünkü Passan, psikopatlığın sınırında bir kahraman.

Grange'ı diğer yazarlardan ayıran ve benim en sevdiğim özelliklerinden biri de betimlemelerdeki ustalığıdır. Öyle ki mekan betimlemelerindeki başarısını gölgeleyecek kadar iyi çizdi beynimin içinde Passan'ın, Naoko'nun ve diğer karakterlerin görüntüsünü. Kitabı film izler gibi okudum diyebilirim. Başlarda Siyah Kan'a biraz özlem duysam da tempo çok çabuk hızlandı ve neredeyse kitabın bütününde bir kovalamaca hakimdi. Kalbimi hızlandırdığın için teşekkür ediyorum Grange, seni seviyorum.

Gelelim kitabın eeeeeeen sevdiğim özelliğine. Leonardo Di Caprio'nun Inception adlı filmini izlediniz mi? İzlerken noluyoruz yaa? haydaaaa! tarzı tepkiler verdik çoğumuz. Ben de okurken bu tepkileri sık sık verdim evet. Tam hikayeyi çözdüm derken ters köşe oldum. Bu kadar basit olamaz evet diyerek kurguya hak verirken bir haydaaaa daha geldi. Sonra tam olayı çözüyoruz derken bir ters köşe daha! Her şaşkınlığımda bir kere daha yazarın zekasına hayran oldum. Evet, her okuduğunuza hemen inanmayın diyor bize Grange.

Kaiken ile görüyoruz ki şüphe, polisiyenin şah damarıdır.

Keyifli okumalar!

Kıvılcım Y., Çador'u inceledi.
26 Şub 00:59 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çador, İran'da kadınlar tarafından giyilen çarşaf. Farsça, çadar ya da çadur. Çadırı anımsatan bu kumaşların kafesli şekli ise burka. Her birinin birleştiği anlam ise yokluk. Kapkaranlık bir yokluk.

Yıllar önce ülkesini terk eden Akhbar'ın, memleket ve aile özlemiyle geri dönmesiyle başlıyor sürgün içinde sürgün hikayesi. Yeni yaşam umudunun eski hatıralarıyla birlikte paramparça oluşu yepyeni bir bakış açısı kazandırıyor ona. Savaştan parçalanmış ülkesi sahip olduğu hatıraları tüm tanıdıklarını ve insanların suretlerini yavaş yavaş silip götürürken, yasakların içinde yokluğu, yokluğun içinde hayallerin varlığını görüyor. Kendi hayatlarından varlıkları bile sürgün edilmiş kadınların bedenlerinin yok sayılmışlıklarını hem kendi gözlerinden hem bir burkanın içinden görüyor Akhbar. Korkunun hüküm sürdüğü toprakların bir hapis hayatını andıran ülkesinde volta atarken kumaş çadırlarda yaşamaya hapsedilmiş kadınların tek hücreli bölmeleri, yerlisiyken yabancısı olduğu toprakta hem kefen hem özgürlük simgesi oluyor onun için. Burkaların altında kaybolan kadınlar, hasretini çektiği anne, kardeş ve sevgili boşluğuna eş değer olmaya başlarken aynı zamanda kendi yurdunda yaşadığı yabancılıktan sıyrılması için tek kaçış yolu oluyor hayaller ise takip edebileceği tek yol.

Akhbar'ın yaşadıklarına ve gördüklerine inanmak, kendi varlığını doğrulamak için boynundaki muskaya ya da cebindeki kumgülüne dokunması, hatırlayamadığı eski masaldan birkaç sihirli kelimeyi hatırlasa yaşadığı andan gerçek dünyaya geri döneceği düşüncesi bana İnception filmini anımsattı. İstediğin anda düşlediğin hayata geçip bir objenin ya da bir sözcüğün gücüyle yaşadığın hayatı hissedebilmek. Kaybolduğun noktada hep yeni bir başlangıç umuduyla yaşamak…

Muazzam bir dili var Murathan Mungan'ın. Akıcı ve içten. Çölün ortasında geçen hikayesi duru anlatımıyla çarşaf gibi bir denizin seyrindeki huzurla eş değer hale geliyor. Kaybolmuşluk hissini kadınların gözlerinden ifade ettiği derin anlamlar içeren bu kitap kısa olmasına rağmen felsefik öğeler barındırıyor. Hayran kaldığımı söyleyerek kesinle okumalısınız diyebileceğim kitaplar arasına ekliyorum.

Keyifli okumalar.

Yasemin A., Rüyanın Öte Yakası'ı inceledi.
06 Şub 13:00 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Olay kurgusu oldukça güzel olmasına rağmen, sayfaların bir türlü akıp gitmediği bir kitaptı. Kitabın içinde derin bir felsefe barındırdığını söylemek mümkün. Dünya üzerinde yer alan savaşlar, ırk çatışmaları, insanların bitmek tükenmek bilmeyen istekleri... Belki akıp gitmemesinin nedeni de bu olabilir. Kitapta bir olayın patlak vermesini beklerken bir bakıyorusunuz kitap bitiyor.
Inception izleyenler kitabın konusuna aşinadır. Hatta Inception konu bakımından bu kitaptan etkilenmiş bile olabilir.
Aslında kitap usta eller tarafından sinemaya aktarılmaya müsait. Günümüz teknolojisi ile güzel bir görsel ziyafete dönüşebilir.

Şimal, Aşk Risalesi'ni inceledi.
 24 Oca 16:07 · Kitabı okudu · 28 günde · Beğendi · 10/10 puan

Merhaba değerli inceleme okuyucuları..
Öncelikle belirtmeliyim ki bu incelemeyi yazmak benim için hiç de kolay değil.. yaklaşık bir ay gibi bir sürede ancak okuyabildiğim bu kitap hakkında tam ve doyurucu bir inceleme olamayacağını baştan belirtmek isterim.. Belki manevi anlamda büyük makamlarda olanlar okusa ne anladın dediklerinde daha çok şey anlatabilirlerdi bu Aşk bahsi üzerine sizlere.. Naçizane, dilimin döndüğünce okuduklarımdan anladıklarımı yazmaya çalışacağım.. kusurum vardır illaki, anlamadığım, yaşamadığım haller dolayısıyla anlatılanlardan idrak edemediklerim olduğu gibi.. şimdiden affola efendim..dilerim ki idraki geniş aşk ehli insanlar okusun ve bize anlatsın anlamadıklarımızı..
Aşk.. evet.. konu Aşk..
Aah min-el Aşk demişler.. yani aşkın elinden ne çektik manasına ahh etmişler kimileri..
Kimileri de '' Aşk imiş her ne var alemde gerisi bir kıl ü kal imiş'' diyerek aşkın harici ne varsa ilim adına fuzuli bulmuş kıl kadar demiş..
Yüzyıllardır en tatlı ama en de acı bahisler hep aşk üzerine olmuş.. hala da olmakta.. herkesin yolu aşktan sevdadan geçmekte iken her insan her hayvan hatta her zerrenin de aşktan yana payı bulunmakta iken bu evrende sorsak herkesin hissettiği şey farklı farklı, tanımladığı farklı farklı, aşk diye davrandığı söylediği şeyler farklı farklı..
peki nedir gerçekten aşk??
Hissedilen şeylerin aşk mı değil mi olduğu nasıl anlaşılır??
sonucu tezahürü gelişimi nedir??
Kin nefret, özlem hasret, iyilik ihsan vs vs bunlar aşka dahil midir?
neresindendir bu aşkın??
Aşığın hali nicedir??
İşte hepsi var bu kitapta..
Hak aşkı, İnsanın sevmesi, Allah'ın sevmesi nicedir..
var hepsi..
Akıl ve kalp bunun neresinde?? işte bu ayırdımlar da var..
Çok ilgimi çeken bir konudur ve çok okumuşumdur farklı yazarlardan ama çok rahat söyleyebilirim ki bu kitap hepsinin sanki ana kitabı.. bu kadar kapsamlı ancak bu kitapta buldum bazı şeyleri..
Bazı şeylere çok şaşırdım ilk kez okudum çünkü.. bazı yerlerde hah şimdi oturdu taşlar yerine dedim kafamda .. bazı yerlerde ise Somuncu Baba'nın Fatiha tefsirini Bursa Ulu caminin minberinden 7 mertebede anlattığı ve dinleyenlerin ilk üç mertebeden sonrasını anlamadan dinlediği gibi okudum ve dedim ki şu an anlamadım ama mutlaka her zerreme işledi bu bilgi ve gün gelecek açılacak şerh şerh ..
İlginç olan da şu idi Muhabbet Makamının Bilinmesi diye başlayan kitap Sahih Rüyaların Bilinmesi diye rüya ile bitti..
Aşk ve Rüya.. yine çıktı karşıma :)
Hz. Yusuf ve Züleyha..Rüya ve Aşk ın yaşandığı, ve Kur'an da anlatıldığı Yusuf suresi.. Kıssaların en güzeli denilen bahis..asla tesadüf değil birlikte bahsedilmeleri ..peki tam anladım mı?? Anlayacağım inşallah efenim :))
Rüya bahsinde çok çok çok ilginç bahisler vardı benim de bizzat şahit olduğum şekilde .. Rüya hayal hakikat ve doğa kanunlarına etkileri çok güzel anlatılmıştı.. Mübeşşirat kelimesinin deri anlamındaki beşer kelimesinden türetilerek müjde diye isimlendiği, bunun nedeni, onların insanın derisindeki yani beşeri suretin tahayyül ettiği veya duyduğu hüzünlü veya sevinçli bir kelime nedeniyle başkalaştığı doğa kanunu olduğu idi.. tahayyül ve hayatın giriftliği ve surete etkilerinin anlatımı çok ilginçti gerçekten.. Züleyha nın yaşlandıktan sonra gençleşmesi mucizesini bu minvalde düşünebiliriz aslında...sonsuz mümkünat içinde yaptığın tercih işte bu da kader dedikleri şey olsa gerek Butterfly effect..hayal ile mümkünata suret giydirmek işte bu da tabirci meselesi. .siz siz olun rüyanızı herkese anlatmayın efenim :) Bir de insanlar uykudadır ölünce uyanırlar mevzusu var bu da tıpkı rüya içinde rüya gördüğünün farkında olup rüya içinde uyanmak gibi..ki böyle rüya gördüyseniz rüyanın içinde anlattığınız rüyaya dikkat!! Aynen gerçektir :) Benim gibi rüya mevzuusuyla haşır neşir olanlara güzel sırlar anlatılmış Velhasıl..şifre bu dercesine..Bir sır daha var ki o da ilk vahyin rüya ile inmesi..direk kalbe inen vahyin ağırlık yapması konusu.. Ağır rüyalar görüp ağırlığı üzerinden atamayanlar varsa bilsin ki kalbe inen mananın ağırlığıdır o denilmiş..
Bol bol alıntı yapmaya çalıştım ki herkes anlayışı ölçüsünde hissesini alabilsin diye.. Okunmasını ise şiddetle tavsiye ediyorum.. Hele hele de farklı izanlardaki insanların okuyup inceleme yapması inanın büyük emelim..
merak edenlere şimdiden aşk dolu okumalar diliyorum efendim..
Bir de muhakkak Inception filmini izleyin..Di Caprio nun hatrına da olsa rüya ve gerçek hayat hayal ve rüyasını imar eden mimar vs çok ilginç gelecek emin olun :) Nolan bu işi çözdü de insanlığa da anlatmak için de çaba sarfediyor işte sağolsun :)