• 1. To kill a mockingbird
    2. The vow
    3. Little children
    4. Reservoir dogs
    5. Leon: The professional
    6. Witness for the prosecution
    7. Rear window
    8. The usual suspects
    9. Gladiator
    10. Goodfellas
    11. The shining
    12. Modern times
    13. It is a wonderful life
    14. Taxi driver
    15. City lights
    16. One flew over Cuckoo's nest
    17. The kid
    18. Bir küçük eylül meselesi
    19. Kelebeğin rüyası
    20. Seven
    21. Schindler's list
    22. The Godfather: part 3
    23. The boy in the striped pyjamas
    24. The pianist
    25. Passengers
    26. No strings attached
    27. Silver linings playbook
    28. The blind side
    29. Room
    30. About time
    31. Closer
    32. Trance
    33. Vizontele
    34. A clockwork orange
    35. Vizontele Tuuba
    36. Memento
    37. Raiders of the last ark
    38. Back to the future
    39. The Godfather: part 2
    40. Paths of glory
    41. The departed
    42. Her şey aşktan
    43. Sevimli ve tehlikeli
    44. Senden bana kalan
    45. Delibal
    46. Dedemin fişi
    47. Cebimdeki yabancı
    48. Requiem for a dream
    49. The notebook
    50. Kong Skull island
    51. Mother!
    52. Berlin Syndrome
    53. The hangover
    54. The hangover: part 2
    55. The hangover: part 3
    56. Hacksaw Ridge
    57. Flipped
    58. Godfather
    59. Just like heaven
    60. The shawshank redemption
    61. The cobbler
    62. Forrest Gump
    63. Titanic
    64. The butterfly effect
    65. Begin again
    66. Intouchables
    67. American beauty
    68. American history X
    69. The lord of the rings: The two towers
    70. 12 angry men
    71. The lord of the rings: The return of the king
    72. Crash
    73. Midnight in Paris
    74. Million dollar baby
    75. Walk the line
    76. Erin Brokovich
    77. Manchester by the sea
    78. Still Alice
    79. Catch me if you can
    80. Gone girl
    81. Boyhood
    82. Babam ve oğlum
    83. The social network
    84. 12 years a slave
    85. Argo
    86. Iris
    87. Juno
    88. Sofra sırları
    89. Bird box
    90. Captain Fantastic
    91. The imitation game
    92. The fault in our stars
    93. The Martian
    94. Whiplash
    95. Fight club
    96. Inception
    97. Psycho
    98. Black swan
    99. The green mile
  • Neyin gerçek olduğunu göremez olduk. Kendimiz için bir dünya yarattık.

    Inception (Başlangıç)
  • Benim şu;
    --Çözmesi 2 dakika sürecek bir labirent çizmek için 1 dakikan var.
     (Inception/Başlangıç)
  • yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız
  • Erhan Bey yine hikaye etkinliği açmış, bu adamın da hiç işi gücü yok mu? Oyda verdim belirlenmiş konulara. Yazar mıyım? Denerim, olduğu kadar. Yolculuk ve empati. Yolculuğu deneyeyim gayet açık ve geniş kapsamlı. Yolculuk? Nereden nereye? Otobüs, tren, vapur, uçak, zeplin, uzay gemisi. Geçelim çok somut. Zihinsel yolculuk, boyutlar arası geçiş? Zihnimin içinde ilerliyormuşum sonra kayboluyorum. İnception. Yapabilir miyim? Bu konuda bilgim yok. Altyapı ister. Bunu bir fizikçi yazsın. Zamansal yolculuklar? Şimdi buradan kalkıp 1980’e gidiyormuşum. Yok 80 olmaz darbe zamanı. Farklı bir zamana gitmeliyim. Neyle gideceğim? Bir film vardı, yaşlı bir adam ile gencin. Zamanlarası geziyorlardı. Neydi o? Heh, Geleceğe Dönüş. Onların arabasındaymışım, mağara zamanına gidiyormuşum. AROG. Yok bu da olmadı. Uzanmalı biraz böyle gezinerek bir şey bulamayacağım.

    Empatiyi denemeliyim. Empati, empati. İletişim. Bir film sahnesi vardı Haluk Bilginer’in, arkadaşı ile meyhanede, gençten bir garson ile diyaloğu. Ne diyordu orada? “Evladım şunun tadına bakar mısın?” “Değiştireyim hemen efendim” “Evladım şunu tadına bir bakar mısın?” Arkadaşı araya giriyordu sonra, rahat bırak çocuğu değiştirsin işte diyerek. Haluk Bilginer “İnsanlar adam gibi dinlemiyor birbirlerini. Cümleyi bitirmeden otomatik cevap.. Her şey otomatik zaten. Sonra anlaşamıyoruz! Anlaşamazsın tabi..” diyordu. Buna benzer bir şeyler olmalı? Müşteri Hizmetlerini aramışım, sorunun ne olduğunu öğrenmeye çalışırken operatörde onu suçladığımı zannederek kendini savunuyormuş.
    Empati, yolculuk , soyut yolculuklar, iletişim, empati, birbirimizi dinlemiyoruz….

    Dedem ile tarlaya gidiyormuşuz, toprak yolun üzerinde durup elime bir kürek veriyormuş, kazmaya başlıyormuşum. İki kürek kazmamla önümüzde bir ev oluyormuş biriketten. Füsun gelip evin içine giriyormuş kimseye bir şey demeden. Sonra patronum çıkıyormuş evden, beni azarlamaya başlıyormuş. Dedem patrona kızıp eve değneğiyle vuruyormuş. Ev olduğu gibi yıkılıyormuş. Füsun’un abisi Cemil gelip bana bir yumruk atıyormuş.

    Off neredeyim ben. Evde. Uykuda iyi gelmiş, tatlı tatlı. Ne biçim bir rüyaydı o yahu. Cemil nereden çıktı? Saat kaç? Telefonum nerede? Buradaymış. 7 cevapsız arama, kim aramış, Füsun. Mesajda gelmiş, 3 tane. “Hayatım Napıyosun?” “Neredesin?” “Canın cehenneme hep aynı hareketler.” Aramalı bir kızı. Aaa, açmadı gitti.
    -Neredesin sen?
    -Nerede olacağım Hayatım evdeyim.
    -Kaç kere aradım seni??
    -Yedi kere aramışsın.
    -Dünyada sadece sen varmışsın gibi davranmayı bırak.
    -…
    - Sen niye böyle yapıyorsun ya???
    -Ben bir şey yapmıyorum Hayatım.
    -İyi, sen böyle davranmaya devam et.

    Bip bip bip.. Hiç utanmıyor da telefonu yüzüme kapatmaya. Bu kız niye böyle hırçınlaştı ki? Ne olmuş sanki telefonu açmadıysam. Benim de işim olamaz mı, kendimle kalmak isteyemez miyim? Alışamadı gitti bana. Kaç kere konuştuk aynı konuları. Hep aynı dert, sen neredesin neredesin, dünya senin çevrende dönmüyor, insanlara dilediğin gibi davranamazsın, sorumsuzsun, umursamazsın, keyfin yerinde olduktan sonra dünya yansa umurunda değil, hikaye yazıyorsan da insan arada bir telefonuna bakar, şu telefonu sessize almaktan vazgeç, sen hiç özlemez misin bir kere de sen ara…

    Niye böyle yapıyor bu kız ya? Çene çene çene. İlk tanıştığımızda da böyle miydi? Ne güzel günlerdi. Biz nerede tanışmıştık ki? Üniversiteden sınıf arkadaşım. Anlaşamayacağımız dört yıl boyunca hiç konuşmamızdan belliymiş aslında. Atamam onun bulunduğu şehre çıktığında duygusal boşlukta mıydım? İlk çağırdığım da gelmişti, beni önceden mi beğeniyordu. Sanmam. Evde yalnızdı kız koca gün boyunca. Hem arkadaşı gelmiş başka şehirden. Arkadaş? Ne güzel eğleniyorduk ilk günlerimiz de. Hep makara boş muhabbetler, kahkahalar, sinemalar, tiyatrolar, kitaplar.. İşe başlayınca bir haller oldu bu kıza. Aklını mı karıştırıyorlar? Yok canım daha neler koca iki yıl.

    Yok, dur olmadı. Burada bir sıkıntı var. “Atamam onun bulunduğu şehre çıktığında duygusal boşlukta mıydım?” dramatize mi ediyor durumu? Hikaye de çok sıradan sanki. Nasıl yapmalı?

    Niye böyle yapıyor bu kız ya? Çene çene çene. İlk tanıştığımızda da böyle miydi? Ne güzel günlerdi. Biz nerede tanışmıştık ki? Eski iş yerimden. Benden sonra başlamıştı. Dört erkeğin arasında bir kadın. Nasıl etkilenmiştim görünce. Diğerleri evli, nişanlıydı helesi. Bir de mücadele olsa işim zordu. Kim bakar bana. Nasıl da ilgi göstermiştim. “Füsun Hanım çay içer miydiniz?” “Sigara içmeye ineceğim de siz de gelir misiniz?” “Aaa ne okuyorsunuz? Ben de çok severim Ayşe Külin’i”. Yok artık, daha neler. Hayatında hiç Ayşe Külin mi okudun sen mendebur, ayaklara bak. Doğum gününde eski baskı bir kitap hediye etmiştim. İş çıkışları beraber biraz yürüyebilmek için yolu uzatmalar. Ne güzel eğleniyorduk ilk günlerimiz de. Hep makara boş muhabbetler, kahkahalar, sinemalar, tiyatrolar, kitaplar..

    Niye böyle oldu ki şimdi? Artık aynı şehirde de değiliz sorun bu mu? Hem o mendebur patron niye kovdu ki beni işten? Neymiş efendim kafama göre işyerine girip çıkamazmışım. Gözümü vardı yoksa kız da, yok canım daha neler? Bıktı mı yoksa benden? Bıksa neden beraber olsun ki, katlansın bu kadar katlansın bana. Belki sevmemiştir, yanındayken beraber geçirdiğimiz zamanlardan hoşlanıyordur. Belki bir arkadaş belki biraz da alışkanlık. Nasıl yapsam da gönlünü alsam? Yanına mı gitsem en yakın zamanda. En iyisi gitmek. Özledim de. Bir de hediye aldım mı tamamdır çözülür bu iş. Çiçek de almalı, anlamlı bir de not.

    Bilmem beni anlıyor musunuz?

    Oldu heralde. Biraz kısa oldu sanki. Uzatmalı mı biraz. Yok canım etki düşer. Neyse bu şekilde paylaşmalı. Kalanına okur karar versin.
  • 256 syf.
    Tabiri caizse bir nevi "Inception" yani "Başlangıç" filmine rakip olacak senaryo. Tabi biraz teknolojik destekle :) Muazzam kafa karıştıran bir olaydan diğerine atıfta bulunurken kendi varlığını sorgulatan bir eser. Aslına bakarsanız çok basit bir iki olay, belki klasik, bir Anadolu köyünde geçen... Ama bu kadar zorlanır mı beyin yahu dedirtiyor. Film uyarlamasıni da izledim. Kitap daha fantastik ;)
  • 128 syf.
    Yaklaşık 1.5 yıl önce bir arkadaşımın vesilesiyle keşfettiğim Babala Tv'nin kurucusu Oğuzhan Uğur'un ilk kitabının yorumuyla sizlerle beraberim.

    Hemen hemen herkes Oğuzhan Uğur'un herhangi bir videosunu izlememiş olsa bile duymuştur diye düşünüyorum. Mevzular, Pinç, Rönt gibi programları var. Ben en çok mevzular programını seviyorum. Kitabımıza dönecek olursak;
    Yazı dilinde de en az konuşma dili kadar iyi bir anlatım yapabildiğini görmüş oldum. Ziya adındaki bir adamın trafik kazası geçirmesiyle başlayan hikayemiz. Ziya'nın rüya içinde rüya görmesi, gördüklerinin gerçek olup olmadığı hakkında şüphelere düşmesiyle ilginç bir maceranın içerisinde kendimizi buluyoruz. Mevzular programında anlatamadığı şeyleri üstü kapalı ama bir kadar da cesurca anlatıyor Oğuzhan Uğur. Bir kayboluş hikayesinde aslında bizleri düşünmeye, aklımızda bağlantılar kurmaya, etrafımıza bakmaya davet ediyor okurunu. Hikaye önemli değil aslında senin çıkarabildiğin anlamlar önemli demiş bizlere. Tespitleri çok yerinde olmuş ancak hikayenin kurgusu bir yerlerden fazlaca ilham alındığını bu kadar belli etmiş olmasa daha iyi olabilirmiş. Gölgesizler kitabı ve İnception filminden izler taşıyor kanaatimce. Yine de ilk kitabına göre başarılı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle devamını getireceğini düşünüyorum. Ekran karşısında kendini dinletmeyi başarabildiği gibi aynı dikkatle okutmayı başardığında göre sadece konuşmayı biliyor diyenleri de susturduğunu düşünüyorum. Her şey iyi güzel fakat yayınevine eleştiride bulunmak istiyorum. 120 sayfalık bir kitabın 40 sayfasını boş bırakacaksanız neden 80 sayfa olarak çıkarmıyorsunuz kitapları. Sırf etiketini yükseltmek için kocaman puntoyla yazıp bir sayfaya bir satır yazarak sayfayı ziyan edip başka sayfaya geçiyorsunuz. Bir kaç yayınevi daha yapıyor bunu. Bunu yapan yayınevleri sizler doğaya değer vermiyorsunuz. Kaliteli kitaplar basmak da yok bence hedefinizde. Sadece para kazanmaya çalışıyorsunuz.
    Kitap hakkında son cümleye gelecek olursak. Oğuzhan Uğur'u takip edip kitabını merak edenlere tavsiye edebilirim. Beklentiye girmeyin, ya da edebi bir metin beklemeyin. Sadece sizi düşünmeye teşvik etmek amacıyla yazılmış bir kitap olduğunu söyleyerek huzurlu okumalar diliyorum.

    Yeni gönderilerde tekrar buluşmak umuduyla esenle kalın 🤗