Sen,ben,o,biz,siz,onlar.Hepsi birbirini ötekileştiren kelimeler.Birine dahil olmazsan bir anlamın yokmuş gibi.Hayat, insanların taktığı etiketlerin dar kalıplarının çok ötesinde,ucu sivri tanımlara hiç yakın değil.
Herkes farklı bakıyor hayata.Herkesin gördüğü manzara,değer yargıları birbirinden farklı.Oysa baktığımız pencereler, görüş alanımızı kısıtlıyor.Bazıları da epey kısıtlı görüşünü gözlüklere sığınarak düzeltmeye çabalıyor.Hepimiz gözümüzün yettiği kadarını görüyoruz.Peki soruyorum tüm manzarayı her açıdan görmek mümkün mü ? Mümkün müdür karıncanın su içtiği delikten su içmek ?
Eğer cevabın hayırsa,geç olmadan farkına varabildin mi,kendi hayat çizginle gerçeği tek boyutlu bir prizma halinde resmedemeyeceğini ? Renkler ve şekiller,gerçek ve hayal iç içe geçmiş,insanlar,renk üstüne renk kalabalığın gürültüsü,koca burunlu yaşlı adam,gemiye yetişmeye çalışan,yakaları jilet gibi ütülü beyaz elbiseli,genç denizci,caddelerden akan insan seli arasında yaya yolunda topukların kaldırımları titreten,feryada benzer yorgun ve aceleci ayak sesleri...
Zamanla solacak yıllanmış hatıralar gibi kendilerine biçilen rolü oynuyorlar.Bunlar sana bir şey hatırlatıyor mu ?Kendinle ilgili onca koşuşturmanın arasında unuttuğun,ertelediğin birtakım şeyler,hayatın keşmekeşi içinde akıp giden,oradan oraya savrulan yaprakları andıran kalabalık,nihai özlemler...Kendi benliğimizin rüzgarı altında uğultulu ve yankılı ıslıklar gibi günlük hayatta geçiştirdiğimiz ve farkına varmadığımız sesler...
Hepsi kulağa tanıdık geliyor.Belki de en güzel cümlelerimi,bir gün fısıltına yetişebilme umuduyla rafa kaldırmışımdır.Her seyin baslayıp ve bittiği yerde,o tanıdık semtin tanıdık rıhtımındaki bankta,yorgun gitarınla çaldığın kalbimin sesini dinlemek için...Sesinin kulaklarımda bıraktığı son