• > Avrupa tarihinde başka hiçbir ülke, Almanya kadar kitaba ve makaleye konu olmamıştır diye düşünüyorum. Zaman içerisinde Nazizmin ya da Nazi döneminin saklı kalan bazı sırları ve nispeten küçük özelliklerinin yeni keşif haberlerini duymak kesinlikle olası mümkündür.

    > 2014 yılının sonlarına doğru İngiltere’de eğitim gören genç Alman bilim adamı olan Stefan Ihrig, çok ilginç olabilecek bir doktora tezi ile tarihi aydınlatma gayretine girdi. Ihrig, kendince bu tezinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk'ün Nazi’lerin hayalinde oynadığı sözde önemli rolü keşfetti. Bu kitabı/tezi ile ilk olarak 1920'lerin başlarına ve daha sonrasında Üçüncü Reich'e odaklanan Ihrig, önde gelen Nazilerinden oluşan şahısların yazılı ifadeleri üzerinden yola çıkarak ve yine dönemin Üçüncü Reich gazeteleri üzerinden Türkiye’nin Nazi’lere olan etkilerinin daha da ayrıntılı bir incelemesini konu alıyor.

    > Kitapta, Adolf Hitler'in de dâhil olduğu Nazilerin, Türkiye'yi, Atatürk'ün öncülüğünde bir ilham kaynağı olarak görmekte oldukları vurgusu devamlı ele alınıyor. Weimar Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına denk gelen Kurtuluş Savaşı mücadelesinin tarihi zaferi sonrasında, Sevr’i Lozan Antlaşması ile alaşağı eden Türkiye, Nasyonal Sosyalistlerin Almanya'da yaratmak istedikleri yeni Reich için ideal bir model olarak görülmektedir. Türkiye ilk başta İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefikler tarafında, Almanya’ya karşı yer aldığını bildirmiş ve nihayetinde savaşa fiilen katılmamış olmasına rağmen, Nazi liderliği ve Nazi basını, Üçüncü Reich’in tarih sayfalarında yer alacak olan acı sonuna kadar Atatürk’e ve Atatürk Türkiye’sine sempati duymaya devam etmiştirler. Bunu, Haziran 1941 tarihinde imzalanan “Türk-Alman Dostluk Antlaşması” ile Almanya’nın Türkiye saldırmayacağına dair verdiği güvenceden de anlayabiliyoruz.

    > Osmanlı İmparatorluğu, Almanlar için uzun zamandır “oryantalist” bir cazibe nesnesi olmaktaydı ve görünen egzotizmine rağmen, imparatorluk, özellikle II. Kaiser Wilhelm döneminde, Almanya'nın doğal müttefiki olarak görülüyordu. Tabi doğal olarak bu ilişkiler, Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya ile ittifakı ile doruk noktasına ulaştı diyebiliriz.

    > Mustafa Kemal'in 1919 yılının Mayıs ayında başlattığı ve 1922'in sonlarına doğru sona eren Türklerin bağımsızlık savaşı Almanlara örnek teşkil eden bir mücadeleydi. Bu savaş, modern Türkiye'nin sınırlarını oluşturdu ve Almanlar için en önemlisi, Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalara ayıran 1920 Sevr Antlaşması’nın milliyetçi Türkiye’nin yok saydığı Türk Versay’ının, Lozan Barış Antlaşması sayesinde yeniden gözden geçirilmesiyle sonuçlandı. Cumhuriyetin umutsuz ve ıssız ilk yıllarında Türkiye'nin bu küçük düşürücü ve kendisini ağır yaptırımlar altına sokan bir antlaşmayı yeniden gözden geçirtmesi ve Mustafa Kemal'in önderliğinde Türkiye'deki milliyetçiliğin yeniden canlanması, Almanya’nın ileride Versay Antlaşmasını yeninden ele alabilmesi adına bir umut ışığı olarak görülmeye başlanmıştır.

    > Kitapta yer alan iddiaya göre, yeniden dirilen, şahlanan Türkiye, Almanya için bir “rol modeli” olarak görülmekteydi ve Mustafa Kemal, özellikle Alman politik yelpazenin en sağcı gazetelerinde milliyetçi bir kahraman olarak kutlanmaktaydı. Bu Nazi yanlısı aşırı sağcı basında Türkiye, egzotik veya oryantal olarak görülmekten ziyade, “Almanya'ya ile aynı kaderi taşıyan ve haklı mücadelesinden zaferle çıkan” olarak tasvir edilmiştir. Türkiye böylesi aşağılayıcı bir barış antlaşmasının revizyonunu gerçekleştirebilmiş ve ulusu yeniden diriltmek için ilham verici bir lider çıkarabilmiş ise, o zaman Almanya bunu neden yapa bilemesin?

    > Weimar Cumhuriyeti'nin, Adolf Hitler’inde aralarında bulunduğu, kendilerini potansiyel “Alman Mustafa’sı” olarak gören bir dizi aşırı sağcı düşmanı vardı. Nazi basınının tek taraflı yayınına dayanan Ihrig, 9 Kasım 1923 yılında, Hitler'in Münih'te başarısızlık ile sonuçlanan “Birahane Darbesi” esnasında “Mustafa Kemal ve Anadolu'daki olaylara Mussolini'nin örneğinden çok daha fazla ilham verdiğini” iddiasını öne sürüyor. Ihrig'in mesnetsiz çarpıtmalarına göre, tarihsel literatürde Atatürk'ün Hitler'in düşünce ve eylemi üzerindeki kritik etkisi, Mussolini lehine olarak gözden kaçmıştır.

    > Birçok tarihi detayı bilinçli bir şekilde çarpıtan Ihrig, “Mustafa Kemal Paşa'nın 1920'lerin başında Hitler'in modern Führer hakkındaki düşüncelerinin ve siyasi lider olarak kendisinin de gelişmesinde kilit bir etken olması gerektiğini” iddia ediyor. Nazi basını ve Hitler'in Atatürk ve Genç Türk devrimi hakkında olumlu konuştuğu gerçeği, Nazilerin ve geleceğin Führer'in eylemlerinin kendilerinden ilham aldıkları anlamına gelmez, hatta Atatürk'ün Nazi hayalindeki Mussolini'den daha önemli olduğu anlamına gelmez… Ihrig gene, Atatürk'ün “Türk örneğinin”, Nazilerin ve Weimar Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Hitler için önemli olduğuna dair ikna edici kanıtlar sunsa da, kayıtlara geçen birçok konuşma ve yazışmaları kendi tezini çürüteceği için bilinçli olarak göz ardı ediyor ve etik olmayan bir yol tercih etmeyi kendince daha doğru görüyor. Tarihi dezenformasyonu ile kendince Hitler'in 1923 Birahane Darbesi girişiminde bir “Türk, Kemalist bir boyut” vardı havası vermeye çalışıyor.

    > Ihrig, o zaman döneminde Almanya’da bulunan diğer yayınevlerinin ve gazetelerin Türkiye hakkında yapmış oldukları yayınları ve köşe yazılarını baz almak yerine, sadece iki aşırı sağcı yayını tezinde kaynak göstermeyi daha çok yeğlemiştir. Çünkü diğer sol kanattan, hatta komünist kanattan olan gazetelerde de Türkiye’ye ve zaferine övgüler dizilmekte, haklı zaferini Lozan ile taçlandırılması dillendirilmekteydi. Size bununla ilgili en iyi bilgi ve belgeleri Sn. Cengiz Özakıncı’nın, Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi kitabı verebilir. Yine Ihrig’in iddialarına göre, Naziler ve Hitler, iktidarı ele geçirene kadar geçen sürede, Türkiye'ye ya da liderine olan hayranlıklarını asla kaybetmediler ve 1933'ün başından sonra Nazi basınında Atatürk ve Türkiye'yi takdir eden kamuoyunun ifadeleri yer almaktaydı…

    > Nitekim Hitler, o yıl yapılan bir röportajında Mustafa Kemal'i “yüzyılın en büyük adamı” ve yeni Türkiye'yi ise “parlayan bir yıldız” olarak tanımlamaktaydı. Üçüncü Reich sırasında Nazi propagandacıları Türkleri Aryan ırk olarak ilişkilendirdiler ve 1938'de ölümüyle bir doruk noktasına ulaşan bir “Atatürk kültünü” yaydılar. Hitler, büyük adamların eylemlerine işaret etti ve Atatürk'ün Türk devleti tarafından sağlanmış olan örnek tek parti yönetiminin –özellikle de etnik ve ırksal olarak homojen bir völkisch (halkçı) milletindeki tek parti yönetiminin üstünlüğünü gösterdi.

    > Osmanlı’dan geriye kalan Türkiye çok ırklı olmasına rağmen, Atatürk'ün kurmuş olduğu modern Türkiye için etnik ve ırkçı bir şekilde homojen olduğu iddia edildi. Sözde Ermenilerin katliamı o dönemin basınında, “bu yeni völkisch (halkçı) devletin ana temellerinden biri” olarak sunuldu. Fakat Türkiye Lozan Antlaşması'nı müteakip, Yunanlıların isteği üzerine yaptığı mübadele ile Türkiye’de “azınlık sorununu” çözdü. Bunun için bkz. #35369071 ve #35369193

    > Mesnetsiz iddialardan bir diğeri de: Nazi basınının Türkiye'yi bir völkisch (halkçı) devleti olarak kutlamasında, Türkiye'de ikamet etmeye devam eden Türk olmayanları (Yunanlılar, Ermeniler, Yahudiler, Kürtler ve diğerleri) göz ardı ettiğidir. Bu külliyen yalandır ve bunu yine yabancı bir yazar olan Prof. Dr. Hester Donaltson Jenkins’e kulak veriyoruz. (bkz: #36005113) Kitabında, Atatürk’ün getirmiş olduğu laikliği ve doğal olarak Türklerin kalkınmasını uzun süre geciktiren İslam'i yönetimin etkisini kısıtlama çabalarından ötürü övgüyle bahsediliyor. Ihrig, Atatürk'ün Türkiye’sini, büyük ölçüde tarımsal kalmasına ve endüstriyel gelişme yolunda Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmasına rağmen, modern bir ulus-devlet modeli olma yolunda ilerleyen bir ülke olarak kutluyor.

    > Şunu kesin bir dille ifade edebilirim ki: Ihrig, dönemin Nazi medyasında geçen haberleri ve Nazi önde gelenlerinin sözlerini fazlasıyla çarpıtmış, Mustafa Kemal ve milletinin tarihi haklılık ve gerçeklerini sıklıkla göz ardı etmiş ya da büyük ölçüde es geçmeyi tercih etmiştir. Bu sebeptendir ki, Ihrig, Mussolini’yi ikinci plana atarak, Atatürk'ü ve Türkiye'yi Naziler ve Hitler'e ilham kaynağı olarak göstermeyi tercih etti ve Cambridge Üniversitesi aracılığı ile tarihe yanlış bir tez (kitap) sundu.

    > Ihrig, Atatürk'ün ülkesi adına olan haklı ve mücadelesi ile pek ilgilenmez. Yine de, bu gerçek, bazı yüzeysel benzerlikler içermesine rağmen, Nazi’lerin hayal gücünde bulunan vahşetten önemli ölçüde ayrışmış bir Kurtuluş Savaşı’dır. Bunu anlayabilmesi için Ihrig, en azından Hitler’in iki cilt olarak kaleme aldığı Mein Kampf (Kavgam) kitabını tekrar ele almalıdır ya da 24 Şubat 1920 tarihli, 25 maddelik Nazi Parti Programı’nı dikkatlice okumalıdır derim. Ben kendisinin bunları okuduğuna da eminim, ama maksatlı bir şekilde burada geçen ve önem arz eden bilgileri, tezini çürüteceği için tarihi yok sayarak işlemediğini düşünmekteyim. Atatürk için Nasyonal Sosyalizm türü bir düşünce kesin olarak anlamsızdır ve kendisi ömrü vefa ettikçe Nazi Almanyası'ndan uzak kalmayı tercih etmiştir. Atatürk ve Türkiye'nin Hitler ve Naziler'e ilham verdiği düşüncesi, kasıtlı ve maksatlı bir şekilde Türkiye’yi geçmişte yaşanan barbar Avrupa tarihini aklamak adına yürütülmekte olan bir propaganda olarak görüyorum. Eğer bu kitabı okumaya niyetiniz varsa, bu kitabı okumadan önce ya da okuduktan sonra muhakkak Sn. Cengiz Özakıncı’nın “Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi” kitabını okumasını da tavsiye edeceğim.

    > Okumakta olduğunuz bu incelemeye ait kitabın sadece ülkemizin haklı zaferini ve Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü uluslararası arenada kötülemek amacıyla kaleme alınmış olduğunu bilmenizi isterim. Bu tez Cambridge Üniversitesi tarafından gerçekler göz ardı edilerek onaylanmış ve Harvard Üniversitesi tarafından yayın hakları alınarak, eğitim kurumlarında bir ders niteliğinde okutmak, Türkiye ve kurucu önderi hakkında soru işaretleri oluşturmak adına yayımlanmıştır. Yine aynı Cambridge Üniversitesi, kendi arşivlerinde bulunan ve dönemin İngiltere Büyükelçisi, Sir Percy Loriane tarafından kaleme alınmış olan: “Atatürk Olağanüstü Bir İnsan” adlı raporunu/metnini yok sayarak bu propaganda içerikli tezin onaylanması ile tarihi bir hata yapmıştır. İlk Yayınlanma Tarihi: 20 Kasım 2014 olan ve ağır akademik İngilizce ile basılmış olan bu kitap, daha Türkiye’de Türkçe yayımlanmadan yaklaşık on gün sonra 01.12.2014 tarihinde gazeteci Hilal Kaplan tarafında hatmedilmiş ve kitaba hemen methiyeler düzülmüş, resmen ayakta alkışlanmıştır. Kendi çalışmış olduğu gazetede bu yazı görünmüyor olsa da, aşağıda siz gene diğer medya kanallarının linklerini vereceğim. Yazıların, köşe yazısının nerelerde ve ne zaman yayınlandıklarını görürseniz, o zaman bu makalenin de kendisine okyanus ötesi ellerden hazır gönderildiği ihtimalini düşüneceğinize de eminim. Unutmayınız ki, bir kitabın özel istek dışında normal bir gönderi ile bile ABD’den buraya üç haftadan erken gelmeyeceği aşikâr. Hadi özel geldi, bunu hangi ara, kaç günde okudunuz, anladınız (Anlamanız için derin tarih bilgisine ve sahip olmanız, burada bahse konuların doğru olup olmadığını araştırmanız gerek. Aksi taktirde meslek ahlakına uygun düşmez.) ve hemen ateşli bir şekilde köşenize taşıdınız??? Diyorum ve burada incelememi sonlandırıyorum.

    Linkler: Yayın tarihleri ve saatlerine dikkat lütfen!
    Agos - 19.12.2014
    http://www.agos.com.tr/...erin-yok-edilmesiydi

    Ermenihaber - 01 Aralık 2014 - 18:18
    https://www.ermenihaber.am/...i-Atat%C3%BCrk/25291

    Medya Tava - 01.12.2014 - 15:01
    https://www.medyatava.com/...-ogrencisiydi_116300

    Sanal Basın - 01.12.2014
    http://www.sanalbasin.com/...cisi-hitler-7399614/

    Bu sefer keyifli okumalar dileyemeyeceğim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Yetmişli yıllarda Saatleri Ayarlama Enstitüsünü radyonun “Bir Roman Bir Hikâye” programında dinlendiğimde, ülkemizde beş yüz yıldır bütün akıl dışı uygulamaların aslında Halit Ayar’ın o parlak zekâsının eseri olduğunu hiç düşünmemiştim ve roman bana biraz saçma gelmişti.
    Fakat okuyunca gördüm ki, beş yüz yıldır, perde arkasından bizi Halit Ayar yönetiyor ve bizim gibi Doğu toplumları için o aslında Donkişot tarzı ölümsüz biri.
    Örneğin İstanbul’un fethinde en önemli rolleri üstlenen veziri Çandarlı’yı boğduran ve kardeş katlini yasal hale getiren Fatih Sultan Mehmet’in “Çağ Açıp, çağ kapatan Padişah” olarak anılması, İki oğlu, 6 torununu boğdurup, boğdurduğu şehzadelerin cariyelerini de hamile olma ihtimallerine binaen, taş bağlı çuvallarla denize attıran Sultan Süleyman’ın “Kanuni” namı ile anılması Halit Ayar’dan başka kimin aklına gelebilir?
    Ya Galata Bankerleri ve Avrupa’dan aldığı borç paralarla Avrupa’yı kıskandırmak için İstanbul’u saraylarla donatmak, Avrupa’ya saltanat seyahatleri düzenlemek, ordu kışlasını topa tutturup, sonra camilerden okuttuğu sâlalar ile halkı galeyana getirerek, sağ kalan askerleri de palalarla doğratıp, 26 bin askerin ölülerini itlere yedirmek Halit Ayar projesi değil de nedir?
    Devletin hazine ve maliyesini Düyunu Umumiye devredip, devleti mutlak yıkıma sürükledikten sonra, halk açlıktan kırılır, devlet yıkılırken “dünya bizi çekemesin” diye “Allaha Giden Yol” kisvesiyle İstanbul’dan Hicaz’a demir yolu yapmak Halit Ayar zekâsına sahip olmayan birine nasip olabilir mi?
    Kıyafet, kanun değişiklileri, dayatmalar, dar ağaçları, saltanatı kaldırmakla, kendi sağlığında kendi heykellerini diktirmekle insanların zihniyetlerinin de değişeceğini zannetmek, sizce de Halit Ayar zekâsının ürünü değil midir?
    İlkokul birinci sınıftan terk, CIA ajanı olduğunu herkesçe bilinen ve Amerika’da yaşayan bir meczuba devleti teslim etmek, tüm okulları İngilizce eğitim verirken, onun ‘Türkçe Olimpiyatları’nda gözyaşları dökmek, hatıra paralar bastırmak, bu ajan darbe yapmaya kalkışınca da, ülkede ne kadar okumuş yazmış, eğitimli, insan varsa hapislere tıkmak, aileleriyle birlikte onları ve ülkemizi açlığa, intihara, ölüme sürüklemek Halit Ayar dışında birinin fikri olabilir mi?
    İstanbul’a üçüncü köprü cinayet olur” derken rant paylaşımında söz sahibi olunca, Osmangazi ve Çanakkale köprüleri ile birlikte boğazdaki köprü sayısını ikiden beşe çıkarmayı, bununla da yetinmeyip, İstanbul’a ikinci bir boğaz, ile üçüncü havaalanı, dolarla kira garantili yurt çapında sayısız kamu hastaneleri yapılmasını Halit Ayar’a yükleyemeyiz.
    Zira Türkiye’yi otuz kırk yıl dolarla geri ödemli bir borç batağına sürükleyecek, Düyunu Umumi ’den bin beter bir çöküşe sebebiyet verecek bu projelerin hayata geçirilmesine Halit Ayar’ın bile vicdanı el vermezdi herhalde.
    Kısacası Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü okumadan, Türkiye ve Türkleri anlamak, Halit Ayar ve Hayri İrdal’ların başımıza daha ne felaketler getirebileceğini tahmin etmek mümkün değil diye düşünüyorum.
    Bir mizah romanının çok ötesinde, tüm zamanlar için geçerli böyle bir siyasi taşlamanın 1930’larda yazıldığını zannederek, Kemal Tahir, Nazım Hikmet, Orhan Kemal ve tüm yazar çizer, düşünürlerimize yapıldığı gibi, neden Tanpınar’ı da zindanlarda çürütmemiş, hatta Sabahattin Ali gibi öldürtmemiş zamanın muktedirleri" diye düşünerek okudum eseri fakat araştırınca gördüm ki, meğer kitap 1960’larda ilk baskısını yapmış.

    Şayet kitaba, yazara, sanata, sanatçıya, akıla, bilime değer veren bir toplum olsaydık bu kitap da Donkişot gibi, tüm dünyanın tanıdığı bir klasik olurdu.
    Üzüldüğüm yegane konu ise budur.
    İyi Okumalar.
  • Oktay Sinanoglu 2 defa Nobel Kimya ödülüne aday gösterilen, 26 yaşında dünyanın en genç profesörü olmuş ve Türk Einstein olarak anılan büyük bir deha. Yıllarca Amerika,Japonya gibi ülkelerde yaşamış,dillerini öğrenmiş ve çalışmış. Buna rağmen vatanından kopmamış olması,aksine Türkiye'nin ve Türk dilinin dünya üzerinde hakettiği konuma ulaşması için bunca gayret sarfetmiş olması insanı derinden etkiliyor."Sadece sömürgelerde eğitim dili İngilizcedir." diyerek İngilizce evrenseldir safsatası ile aslında nasıl sömürgeleştirilmeye çalışıldığımız gerçeğini anlatmış uzun uzun.90'lı yıllarda yazılmış bu kitabı bugün okurken aslında çok şeyin değişmediğini, bilakis kötüye gittiğini farkettim.Türkiye'nin Oktay Sinanoğlu gibi düşünen ve onun gibi çalışkan insanlara ihtiyacı var. Bye Bye Türkçe kitabı okullarda ders olarak okutulmalı,okuyan herkesin Türk dili ve kültürüne karşı farkındalığını artıracak ve daha hassas olmaya itecektir.
    Kitapla ilgili beni rahatsız eden iki durumdan biri aynı cümleleri belki defalarca okumuş olmam.Sinanoğlu savunduğu görüşler üzerinde uzun uzun durmuş ama birkaç sayfa önce okuduğum yazıyı birkaç sayfa sonra birdaha,sonra birdaha şeklinde ve en son söyleşiler kısmında tekrar okudum ve bunalttı haliyle. Sadeleştirmeye gidilse çok daha iyi olur.
    Kitap içeriğinden bağımsız olarak okumayı düşünenlere baskıyla ilgili bir tavsiyem var, mümkünse Otopsi yayınlarından okumayın. Kitap yazım hatalarıyla dolu ve özellikle böyle bir kitabın bu kadar yazım hatası içermesi beni ekstra rahatsız etti. Bağlaçların ayrılmamasını kelime hatalarını vs. geçiyorum:"Ben çok iyimser." şeklinde bir cümle var:/
  • Şimdi yoğun bir İngilizce eğitim modası var. Ne var ki herkes böyle yarım yamalak İngilizce öğrense emin olun Türkçe hayli geriler, çünkü abuk sabuk Türkçe konuşmaya başlar ve karıştırırlar; iyi yabancı dil öğrenenler ise Türkçeye İngilizce karıştırmaz.
    İlber Ortaylı
    Sayfa 77 - Timaş Yayınları
  • 15 sene İngilizce eğitim görüyoruz lakin bir kursa gitmeden iki cümle kuramıyoruz. 15 sene boyunca girdiğimiz her İngilizce dersinde hiçbir şey yapmadan sadece 5 kelime öğrenseydik, iyi derecede konuşuyor olurduk. Sanırım öğrenmeye çalıştığımız İngilizceyi İngiltere’de konuşan yok.
  • Dil gelişimi için güzel bir kaynak, kitabın üstünde de yazdığı gibi gün icerisinde kahve molalarıyla beraber çözülebilecek bulmacalar var . Kullanmadığımız kelimeleri unutmamak için ara ara elimize alıp çözmeliyiz. Yeterli olması için kitabın yanında alanında kapsamlı sözlükde kullanılmalı diye düşünüyorum .
  • İnsanları herhangi bir yabancı lisanla eğitim yapmaya zorlama davranışı, en iyi ihtimalle bilgizilikten kaynaklanır.