• Okuma yazma, kitap ve gazete okuma oranları başta olmak üzere birçok kriterde dünya standartlarının çok gerisinde olan Müslüman ülkeler, yeraltı kaynaklarının zenginliğine rağmen çoğunlukla açlık, sefalet ve cehalet içinde. Koltuk sevdası çok güçlü olduğu için yolsuzluğun çok yaygınlaştığı bu ülkelerde demokrasi yani özgürlük ve insan hakları adına hiçbir şey doğru işlemiyor.
    Hüsnü Mahalli
    Sayfa 210 - 17.Baskı - Ocak 2018 -Destek Yayınları
  • 3. Kral devletin başıdır ve bağımsızlığın sembolü ve garantörüdür.

    5. Kralın mutlak dokunulmazlığı vardır ve herkes ona saygı göstermek zorundadır.

    6. Kral, başbakan ve bakanları atar.

    7. Kral, gerektiğinde ve başbakana danışarak bir ya da birden fazla bakanı görevden alabilir.

    8. Kral, istediği zaman Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder.

    9. Kral, gerekli hallerde Şûra Meclisi (Senato) ve Parlamento’da konuşur ve bu konuşma tartışılamaz.

    10. Kral, silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır ve ordu komutanlarını atar.

    11. Kral, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin başkamdir.

    12. Kral, ülkeyi dışarıda temsil edecek büyükelçileri seçer ve görevlendirir.

    13. Kral, Yargı Yüksek Konseyi Başkanı’dır. Konsey üyesi on kişi Yüksek Mahkeme üyeleri tarafından belirlenir ama kralın onayıyla seçilir.

    14. Kral, beş kişilik İnsan Hakları Konseyi üyelerini seçer.

    15. Kral, Yargı Yüksek Konseyi’nin belirlediği yargıçları atar.

    16. Kral, gerekli gördüğü hallerde Başbakan, Parlamento ve Senato başkanları ile Anayasa Mahkemesi Başkanı’na danışarak olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan eder.
    Hüsnü Mahalli
    Sayfa 21 - 17.Baskı - Ocak 2018 -Destek Yayınları
  • Hak, hukuk, demokrasi ve insan hakları yine çiğneniyor.
  • "Fakirler ve alt sınıflar büyüyor. Adalet ve insan hakları yok oluyor."
  • Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık ...İlk defa bu türde bir kitap okumuş oldum.1k gerçekten çok farklı türlere yelken açarak kimi zaman ruhumuzu besliyor,kimi zaman da zihnimizi geliştiriyor.Yeter ki ön yargı denilen o kalın perdeyi aralamasini bilelim.
    Pencereyi açıp nefes aldıralım örümceklesmis kirli dusuncelerimize,katkıda bulunup ağlar örelim zihinlerimize .

    Esasen kitabın adı romanın özü şeklinde.Kevok ile Baz'in buluştuğu ,özlemini çektiği aşkın,muhabbetin derin sızısı.Bu uğurda cekilenler,aşkın aydinligina ölümün karabasan gibi çöküp tarumar etmesi,ışığını yutmasi.Hz.Mevlana diyor ya "dinlemekle" başlıyor İnsan olmanın hikayesi diye.Bu roman da öyle alelade bir aşk hikayesini konu edinmiyor tabiki .Tarihi küçük insan oykuleriyle okuyoruz neticede.Insanların hikayesine açılınca ,yasamlarina misafir olunca kendimize uzak düsmüslügümüzün mesafesini ancak o zaman ölcebiliyoruz.

    Ancak dinlersek karsimizdakinin derdini anlayabilir,empati kurabilir ,yaralarını sarabiliriz belki .Bu romanda da tum kapılar yüzlerine kapatilanlarin ,rızkı kesilenlerin,trenlere istiflenip çöllere sürgün edilenlerin ,yazın kavuran sıcağında su,su diye inleyenlerin,üst üste yigilan kalabaliklarla sıcaktan nefesi kesilenlerin ,evleri yagmalanlarin,
    katledilenlerin ,işkence görenlerin,tek çaresi kaçmak olanların,ölüme terk edilenlerin hikayesine sahit oluyorsunuz .

    Ne acı değil mi ..Yıllar geçse de hep aynı terennumu mirildanmisiz.Ölüme stranlar okumuş,yaşamaya ağıt yakmisiz.Anneler hep 'mala min' diye inlemis durmuş bağrından koparilanlara.Dilinden ve kimliginden dışlanan yavruları tembihlenmis sürekli.Birisi sorarsa yavrum nereli olduğunu söyleme sakın.Neden Anne? Sen beni dinle yavrum.Yaralı bir şekilde yaşamaya alistirilmis anneler elbette ki guvercinlerinin de canlarının incinmesini istememiş,sil baştan acının ,kederin hanelerinde tum yasanmisliklarina rağmen yeniden hortlatilmasina dayanacak takatleri kalmamış. Birileri özgürlüğü doya doya yaşarken ,birileri de kimliginden,
    dilinden,farkliligindan dolayı korkuyla hayat sürerek rahat bir nefes kapma peşinde.

    Ihmal edilmiş tedbirler var ve de çok geç kalınmış.Insanları ittikce,ötekilestirdikce ,nefret ettikçe ,kin kustukca,ince yerlerine dokundukça Jir gibi yüreğinde intikam tohumunun sehbal açmasına sebep olduk bizler de.En yakın arkadaşı olarak yanibasinda sürekli ölümü gören,sevdiklerinin sürekli ölümüne şahit olan ,nefret yudumlayan,yüreğine kan sicrayanlarin biriktirdiği öfkenin yansıması da elbette ki güllük gülistanlık olmayacaktır ,fırsatını bulduğu an pencelerini uzatıp misliyle karşılık verip intikamını alacaktır.Çözüm reçetesi belli aslında ama yeryüzünü kendisine mülk edinen Karun'lar,yaşam hakkı ellerinden alinip kendilerine tanrısal değer atfederek yaşanılan yeri mezara çeviren Kabil'ler kördügüme çevirdiler meseleyi.
    Akılla,firasetle,şefkatle farklılıklar kabullenilerek ,yok sayilmayarak hakları gözetilerek asilabilirdi diye düşünüyorum.

    İnsan meccanen yaratılmış.Burun kivirdigimiz,nerelisin cevabına olsuuunn onlar da insan cevabını aldığımız topraklarda dogabilirdik bizler de.Acının yüreği,anlamın da kelimeleri yırtıp geçtiği ifritten günler yaşıyoruz.Yaşanmışlıkların
    paylasilmislikların heder edilmesi,hak ve hukukun gozetilmemesi zorlaştırıyor İnsan olmayi.Bunun yanında güce tapanlarin gürültüsü tum sesleri bogsa da sorulmayinca ,sesi duyulmayinca daha bir derinlesiyor yaralar.

    Maalesef toplumu saran bu bulaşıcı sisten hepimiz nasibimizi aldık.Ayristik.Hepimiz Kardeşiz naralariyla kardeşi kardeşe kirdirdilar.Farklilliga tahammulumuz yok.
    Menfaatlerimiz söz konusuysa hal hatır sormaktan bile vazgeceder olduk.Bildiğimiz halde bilmezlendik,tanıdığımız halde gormezlendik.Olmayınca insanlar,yok sayilinca,kulak tikadikca ruhen darp edildi acımasızca.Aklen,kalben,vicdanen,fitraten fikren de ölüme terk edildi.


    “Geçen yılın kelimeleri geçen yılın diline aittir ve yeni yılın kelimeleri yeni bir ses bekler.” der T.S.Eliot .Bize dünü unutturacak, düne ait nefret ,ölüm,kan,kin,intikam gibi karanlık ne kadar kelime varsa dünde bırakmalı.Artık yeni şeyler söylemeli.Yaşamın ucuz olduğu ,bedel ödetilmedigi yeni kelimeler ,yeni sesler bir de.Evet haksızlıklara karşı verecek cevabın yoksa,sustukça ,mazeret urettikce sen de masum zannetme kendini lütfen? Elbet bir gün buluşacağız diye şarkılar soyluyorsak 'Bu böyle yarım kalmamalı ' için de görmek,duymak,akl etmek gerekmez mi ?


    Son olarak yazarın güçlü bir kalemi olduğu hissediliyor.Geçmişle bugünle olayı kurgulayip bulusturmasi,anlatıcı olarak romana dahil olması orjinaldi.Ancak betimlemeler,duyguların uzun uzun tasviri yordu beni.Haksızlık etmeyeyim betimlemeleri çok anlamliydi.Bir de insanların acıları,yaraları,yasadiklari noktasinda o insanlara hak vermemiz açısından kurgu doyurulmaliydi her ne kadar zihnimden tamamlamaya çalışsam da . Biraz da benden kaynaklanıyor olabilir çünkü inceleme yazma ve okuma isteğimin olmadığı bir mevsimdeyim şu ara.Bir de katilmayanlar olacaktır ama söz konusu ilişkiler,beraberlikler ve detaylı anlatımı da canımı sıktı açıkçası.Mahremiyetin bu kadar açık anlatılması tarzım değil maalesef.Yine de yazar tanınmaya değer diye düşünüyorum.


    Keyifli okumalar ...
  • Memleket topraklarına eşit sayıda insan yerleştirin,her yere aynı hakları verin,bolluk ve hayat sağlayın: Böylece devlet hem olabildiğince güçlü olur,hem daha iyi yönetilir.Unutmayın ki,kentlerin surları köy evlerinin yıkıntılarıyla yapılır.Başkentte yükselen her sarayı gördükçe,bütün bir ülkenin yıkıntıya çevrildiğini görüyormuşum gibi gelir bana.
    Jean-Jacques Rousseau
    Sayfa 88 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • İnsan hakları, insanın kaslarının güçlü ve sağlam olmasıyla aynı anlama gelmeye başladı.