Göksel ÇELİK

Göksel ÇELİK
@insomnia59
İnsan en deli canlı türüdür. Görünmez bir Tanrı'ya tapar,gözleri önünde ki doğayı ise katleder. Farkına varmaz ki katlettiği bu doğa taptığı o Tanrı'nın ta kendisidir.
Emekli
Lise
Tekirdağ
ÇORLU, 29 Ekim 1979
50 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Eşek nerede çoksa semercisi sarayda yaşar..!
Reklam
Hangi partiden olursan ol... Kimi baş tacı yaparsan yap... Dinin ya da inancın, Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevilik olabilir... Veya buda'ya tap, ya da öküze... Ateist olman da hiç önemli değil... İster siyahi ol, ister eskimo, istersen albino... Laz, ermeni, çerkez, rum, kürt farketmez... Ya da alevî, sünni, ortodoks, katolik, protestan... Neye inanıyorsan ona inan... Keyfine göre de, gay ya da lezbiyen takıl... Başımın üstünde yerin;... Düzgünsen, kalbimin içinde tahtın var... Ammaaa, Eğer ebedi başkomutanımız GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e onun silah arkadaşlarına , Laik TÜRKİYE CUMHURİYETİNE dil uzatıyorsan, Teröristi, haini savunuyorsan, Bu vatana ihanet edenlerle birlikte saf tutuyorsan, Çalıp çırpıp yetim hakkı yiyenlere "Eyvallah" diyorsan, İnsanların inancını sorguluyorsan, Irk ve mezhep ayrımı yapıyorsan, Demokrasiye ve özgürlüklere düşmansan, Elalemin yaşam tarzına ayar çekiyorsan, Hayvanlara eziyet çektiriyorsan,
+ Burası kendini kaybeden piçlerin evreni mi? - Evet, hoş geldin. Bir kadeh #rakı koy kendine. İyi gelir. + Klarnet. - Anlamadım? + Klarnet diyorum, ne de güzel batıyor değil mi? - Ha evet. Damarlarıma saplanmış çelik notalar gibi. Sen neden buradasın? + Kendimi kaybettim çünkü. - Ama neden? + Klarneti biraz kısar mısın. - Kısarsam keman gelir. Daha acı verici. + Peki. - Kaç yaşındasın + Bin yaşındayım. - Nasıl oluyor o? + Çok acı çekerek. - Nerde doğdun? + Hangisini soruyorsun? - Nasıl hangisi? + İlk doğduğumda yaşım yoktu. Anamın rahminden düştüm ilaç kokan odalarda. İkincisinde de 20 tane yaşım vardı. Birini sevdim. O zaman doğdum tekrardan. Sonra da öldüm. Öldüm ama selamı okumadılar. - Neden öldün? + Gitti çünkü. Ben ayak izlerini bile göremedim. O kadar hızlı gitti. - İyi ya. Hızlı ölmüşsün. Acı çekmeden. + Ama selamı okumadılar. Öldüğümü de kimse söylemedi. Bin yıldır bu şekilde acı çekiyorum. - Deli misin? + sence . - Buradan git. + Sen git. Ben daha çok alışkınım bu sahnelere. - Peki, hoşçakal...
Yine gecenin hüzünlü saatlerine doğru ilerliyoruz. ve yine bir şekilde uyuyamadık. bundan sonra ekstra bir aksilik olmadığı takdirde, her gece bu saatlerde burada buluşacağız. neden hep bu saatler diyenleriniz olabilir, malum, kendimize benzeyen insanlara sesimizi duyurabilmek için bu saatleri beklememiz gerekiyor. başka türlü ulaşamıyoruz birbirimize. şehrin gürültüsü, kalabalık, gereksiz mutluluklar, samimiyetsiz ilişkiler, saçma sapan telaşlar.. bunca yapaylığın arasında göremiyoruz birbirimizi, duyamıyoruz. duyuramıyoruz sesimizi. bilirsiniz işte. hayatı biraz öğrenmeye başladıktan sonra, uykusuzluk da artık sorun olmaktan çıkıyor. geceleri korkup yorgan altına saklandığımız karanlıkları sevmeye başlıyoruz. belki örtmeye yetmiyor ama, en azından meşrulaştırıyor umutsuzluklarımızı, yalnızlıklarımızı. hüzün kokan satırları yadırgamıyor kimse bu saatlerde.. lafı çok da uzatmaya gerek yok, bizler tenha insanlarız. kimin yanında yürüsek eğreti duruyoruz. mutluluk yakışmıyor suratımıza. ''bazen yüzüne kapanan bir kapı, insanı bir ömür pencere önünde bekletir'' demiş ünsüz biri. ''giden bir geminin ardından dur diye bağırılmaz, en iyi ihtimalle el sallanır, bunu öğreneli uzun zaman oldu.'' diye de eklemiş sonra. bu parça, koşar adım gittiği bütün adreslerde kapıda kalanlara ve pencere önünde gelmeyecek bir şeyleri bekleyenlere gelsin. şimdi hep birlikte şöyle sesleniyoruz yüreğimizin yansıması karanlıklara doğru; ''Sen gidersen sana benzeyenler var..'' Neyse siktir edin gidenleri
Ben Tanrı olsam Sur'a üfler,kıyameti koparırım..
Reklam