• "Bilebildiğinin keyfini değil, bilemediğinin hüznünü yaşayan bir felsefeci, var olmanın dayanılmaz ağırlığı altında hep eziktir. Kalabalıklar içinde hep yalnız biri olarak kalır. Insan olmanın anlamının saklı olduğu aslî soruları geçersiz kılan maddi hayata karşı yalnızdır. Inziva; felsefeciye, her şeyin hoyratça tüketime sunulduğu bir dünyada insan için en uygun durum olarak görünür."
  • Biz bireyler, fi­ziksel ve manevi olarak, bir kumar otomatındaki top gibi zıplamakta, çarpıp geri dönmekte ve sekmekteyiz. Aralarında çarpışarak dolandığımız bu inanç ya da görüşlere klasik Yunanca adlar veriyorum (bahçemdeki bitkileri yeniden vaftiz edişim gibi) Side­ros*, Keraunos*, Elentheria*, demir zorunluluk, şim­şek tehlike, özgürlük. Topun (ya da ruhumuzun) çarparak geri döndüğü ilk kuka demir zorunluluktur; özgürlüğümüzü kısan ya da sınırlayan tüm kaçınılmazolguları fazlasıyla gerçek biçimde yansıtır. Bu olguların her yerde hazır ve nazır olan bir örneği ölümdür. Kendi kendisine tedirginlik yaratan biz insanlar açısından biraz da­ha az aşikar olanı, içinde yaşamak zorunda olduğumuz hücredir. Bu hücrenin duvarları her birimizin ayrı bir varlık oluşumuz ve ego tarafından, her birimizin zor anlaşılanbireyselliği tarafından oluşturulmuştur. Bu iki tirandan bizi bir anlamda ve olağandı­şı bir biçimde özgürleştiriyor gibi görünebilen disiplinler, inziva çabaları tahayyül ederiz; ama genel ola­rak biliriz ki, hücrelerindeki tırtıllar gibi biyolojik ve psikolojik özelliklerimizin -ve beyin dediğimiz o tuhaf bilgisayarın- bizler için geliştirdiği sıkıştırıl­mış yapılarda yaşamak zorundayız. Ancak böylece bu mahpusluğumuzu (en azından Batı'da) fark edilebi­lir ve -umarız- fark edilmiş kılmaya adayabiliriz. Birincil demirzorunluluğun nihai kayıtsızlığını kısmen alt edebilmenin tek makul yolu da fark edilmek­tir.

    * Sideros: Demir; Keraunos: Şimşek Elentheria: Özgürlük.
  • Bu karanlık her canlının yaratılışında var. Yalnız inziva halinde, kendi içimize döndüğümüz zaman, dış dünyadan uzaklaştığımız zaman bize görünüyor. Ama insanlar hep bu karanlık ve inzivadan kaçmaya çalışıyor.
    Sadık Hidayet
    Sayfa 81 - YKY, 5. Baskı, 2000
  • - Goethe'nin Faust kitabını 65 yılda yazdığı söylenir.
    - Ahmed Arif, Leyla'sına mektubu ulaşsın diye 25 kuruşluk posta pulu için 2 saat hamallık yapmıştır.
    - Honore de Balzac günde yaklaşık 50 fincan kahve içermiş.
    - Nazım Hikmet genellikle beyaz pantolon giyer ve bu pantolonlara ilham gelince not alırmış.
    - Alexandr Puşkin'in "Erzurum Yolculuğu" adında bir kitabı vardır.
    - Süt Kardeşler filminde Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Gulyabani kitabından esinlenilmiştir.
    - J. D Salinger ölmeden önce ki inziva yaşamında kendi idrarını içmek gibi tuhaf alışkanlıklar edinmiştir. Bu bilgiyi kızı bizzat bildirir.
    - Ahmed Arif kendi eseri olan Hasretinden Prangalar Eskittim kitabının adını "Dört Yanım Puşt Zulası" istiyordu.
    - Franz Kafka et yemeyi cinayetle eş değer tutan sıkı bir vejetaryendi.
    - Orhan Veli Kanık ayağında çıkan nasırdan bir şiirinde bahsetmiştir.
    - Charles Dickens boş zamanlarında kimsesizler morgunda kalırmış.
    - Lev Tolstoy 13 çocuk babasıydı ayrıca kadınlarla yaşadığı cinsel maceraları eşiyle evlendiği günün gecesinde ona okutacak kadar da aşırıya kaçan dürüstlüğe sahipti.
    - Oscar Wilde'nin eşcinsel sevgilisine yazdığı mektuplar ortaya çıkınca 2 yıl hapis yattığı bilinir.
    - Mark Twain bugün ki stand-up gösterilerinin temelini atan ilk insanlardan biridir.
    - Friend Schiller masasında mutlaka elma bulundurur, onu koklayarak ilham alırdı.
    - Alexsandra Dumas'ın 40 sevgilisi ve hayattayken 4 öldükten sonra 3 olmak üzere 7 çocuğu olmuştur.
    - Ahmed Arif; "Günde 4 paket Bafra içiyordum."

    * Not aldığım bu yazarların ilginç yönlerini sizlerle paylaşmak istedim.
  • Birazdan kudurur deniz
    Birazdan dalgaların sırtından
    Üst üste fışkıran rüzgarlar
    Bir intikam gibi saldırınca üstüne
    Yüzüne şarkılar çarpar
    Yüzüne şiirler çarpar ağlarsın
    Sen artık sen artık buralarda duramazsın

    Artık sazın bağrı mı olur
    Kimsenin bilmediği bir ağrı mı
    Gider kendine gömülürsün
    Yoksa bu şehir bu sokaklar
    Seni alır kullanır seni alır kullanır
    Santim santim çürürsün


    Bazen bir uçurum kalır
    Bazen de martıların ardından
    Velvele koparan bir leş kalır
    Bir intihar gibi puşt olunca sevdalar
    Sırtını duvara yaslar
    Sırtını ağaca yaslar susarsın
    Sen artık sen artık hiçbir sözü kaldıramazsın

    Şimdi bir yeni sevda mı olur
    Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
    Tutar sıfırdan başlarsın
    Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
    Seni yiyip bitirir seni yiyip bitirir
    Dirhem dirhem azalırsın.
  • "Temaşayı herkesin kabul edebileceği görülüyor; bazıları onu hedefler, bizim içinse o demirleme yeridir, liman değil."
    Seneca
    Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları