Barlas, ailemden sonra bulduğum tek kişilik ailemdi. Barlas, düştüğüm yerden bana uzanan bir eldi. Yaralarımı iyileştiren bir merhemdi. Yüzümdeki gülümsemenin sebebiydi. Adalete
olan inancımdı. Soluklandığım ağacın gövdesiydi. Şimdi ise soluğum kesiliyor, gülüşüm soluyor, yaralarım yeniden kanyor ve yeniden düşüyordum. Eğer bir kez daha düșersem düştüğüm yerde
kalacaktım bunu biliyordum.
O, suçunun ağırlığında ezilerek intihar
etmişti. Ben, suçumla yaşamaya
alışmıştım. Hangisi daha zordu
bilmiyordum. Kalıp mücadele etmek mi?
Kaçıp gitmek mi? Gidince bitiyormuydu
gerçekten ızdırap? Kalınca bitmiyordu
bundan emindim.