Kendimizden nefret etmeye alışmıştık. Kendimize ahlaksız demeye, kendimizden utanmaya, kendimizi yargılamaya… Evrenle bağımızı bir türlü kavrayamıyor, her sabah yeni güne uyandığımıza sevinemiyor, çok ağlamaktan korkup çok gülemiyorduk. Nazara gelecektik sanki her an. Kapı eşiklerimize domuz derileri gizlenecekti belki de. Birilerinin kara büyülerinin sonucuydu tüm bu mutsuzluk yahut annelerimizin yükünü taşıyorduk sırtlarımızda. Annelerimize dönüşüyorduk giderek. İki yalnız kemiğe…