O, üstüne kapandığı tuşlara bazen usulca dokunarak, bazen güçlü ve öfkeli darbelerle vurarak, kendi gerçeğini ve geleceğini, kendi çaldığı müziğin sesinde aradı, kendi duygularında ve düşüncelerinde bulamadığı bütün cevapları fildişi tuşlardan bekledi.
"Eğer hayatım, kırılacak bir eşya, bir bardak ya da bir vazo, ne bileyim öyle bir şey olsaydı eğer, bunu tutması için Hediye'ye verirdim," demişti, "ondan başka herkes, bir dalgınlık ânında onu bir yerde bırakabilir, düşürebilir, bir acı duyduğunda elinden atabilirdi ama o, hiçbir zaman, hiçbir şartta onu elinden bırakmazdı."