"Ülke halkının çoğunluğunun kaba ve cahil kalmasına göz yummak utanç vericidir. Uygarlığın ışığıyla aydınlanan kişilerin lakayt davranması bir cinayettir."
Her zaman ve her yerde halk kitleleri sabır ve tahammüle zorlanmıştır. Yokluğa katlanmak ve sabretmek halkın görevi gibi görülmeye başlanmıştır. Halk aşağılanmış, birçok kötü muameleye maruz kalmıştır. Her zaman ve her yerde şöyle denir:
“Halk sarhoştur, tembeldir, çalışmak istemez. Halk kabadır, doyumsuzdur, acımasızdır." Sonra da bu sözlere şunu eklerler:
"Halkın bütün yüceliği sabır ve tahammül göstermekte saklıdır. Aç kalır, soğuktan donar, pislik içinde yaşar fakat şikâyet etmez. Bunlara katlanır."
Politikacılar hala eski aptal yağmacılık oyununa devam ediyorlar. Daima devletin sınırlarını genişletmeye çabalıyorlar. Fakat elde edilen sınırlar içindeki halkın aklını, fikrini, vicdanını geliştirmeyi düşünmüyorlar.
Halkın yuvarlandığı pis kokulu bataklıktan sağlam bir zemine, babasının servetiyle ya da okul diplomasıyla tesadüfen çıkanlar ise milyonlarca vatandaştan birini olsun karanlıktan kurtarmak için parmağını bile oynatmıyor. Bu insanlar cahil, sarhoş ve aç halktan oluşan büyük bir devletin, bataklık bir zemin üstüne taşlarla yapılmış yüksek bir kuleye benzediğini bilmek istemiyorlar.