Konu: Buz Krallığı’nda kadın hakları için gizli bir örgütte mücadele eden Megan Maureen Sheran, kız kardeşinin bozulan nişanı sonrası veliaht prens Leonard Ares Henderson'la evlenmek zorunda kalır. Ülkede isyan sesleri yükselirken Leonard, Megan’ın direnişin bir parçası olduğunu bilmemektedir. Görev ve inanç çatışması içinde başlayan bu evlilik, beklenmedik bir aşkla tüm dengeleri değiştirir.
Yorum: Kitap, okuyucuya kadın haklarını savunan güçlü bir kadın karakter vaat ediyor; ancak sayfalar ilerledikçe karşımıza daha çok kendi çıkarlarını önceleyen bir karakter çıkıyor. Attığı her adımı “kadınlar için” diyerek meşrulaştırsa da, aslında kurtarmayı hedeflediği insanlar hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Kendini zeki ve donanımlı olarak tanımlayan bu karakter, ne yazık ki davranışlarıyla bunu destekleyemiyor; aksine zaman zaman irite edici ve yüzeysel bir izlenim bırakıyor.
Veliaht prens konumundaki erkek karakter ise ülkesinin sorunlarından çok kadın karaktere duyduğu arzuya odaklanan, derinliği zayıf bir figür olarak çizilmiş. Üstelik aralarındaki aşkın ne zaman ve nasıl geliştiği belirsizken, bir anda büyük bir intikam motivasyonuyla hareket etmeye başlamaları hikâyeyi daha da kopuk hâle getiriyor. Kitabı bitirdiğimde “Ben ne okudum?” diye düşündüm. Mantık süzgecini devre dışı bırakmadan okunması oldukça zor bir seri. Yazım dili sade olsa da sık sık tekrara düşüyor. İki kitap boyunca karakterlerin neredeyse hiç gelişim göstermemesi de hayal kırıklığını artırıyor.