Zamanında Osmanlı toprağı olan Yunanistan'ın İtalya'ya komşu kıyısında Ayamavra adasında bir hayat kadınından dünyaya gelen bir seri katilinin hikayesini anlatıyor Reşat Ekrem Koçu.
Osmanlı'nın ilk seri katili Hrisantos olarak geçse de Petri ondan önce yaşamış ve o doğmadan on sene ölmüştür.
Petri hayat kadını bir annenin oğlu, çocukluğunda tecavüze maruz kalan, ezilen ve hor görülen bir insan. Eserin başında Reşat Ekrem onunla fazlasıyla empati yapıyor. Bir yerde bunun ayarını kendi de tutturamamış olacak ki annesinin hayatına değinirken bir yerde tecavüze uğradığını ve geçim derdine düştüğünü, başka bir yerde ise gönül macerası ile başlayan yolun hayat kadınlığı ile bittiğini anlatıyor. Yazarın Petri'nin ilk cinayetinde okurun onunla empati yapması için ilk maktule dair verilen anne cinayeti ayrıntıları bana çok ilginç geldi. Notlarımda şöyle yazmışım: Reşat Ekrem, Petri'yi anlamamızı istiyor. Tam burada Raskolnikov çatışması gibi bir çatışma bekledim ve bu beni heyecanlandırdı.
Petri'nin çoğu cinayeti ikinci cinayetinden kaynaklanan kan davası yüzünden oluyor. Eserdeki kaçma kovalama kısımları maceraseverleri heyecanlandırabilir ama bana bazı noktalar çok gereksizce uzun geldi. Bunu eleştiri olarak söylemek istemiyorum, hikayenin ilk yayını gazete yoluyla olduğu için bu uzunluk ve heyecan unsurları o dönem gerekli olabilirdi.
Reşat Ekrem gerçek olaylara dayalı kurguları renkli bir hayalcilikle anlatmayı sever. Bu kitapta da bunu sıklıkla görüyoruz. Yazarı çok sevdiğim ve artık onun okuru olduğum için anlatımından zevk aldım ama polisiye bekleyen okurlar için eser hayal kırıklığı yaşatabilir. Dönemin Galata sokaklarını, kıyafetlerini, Petri korkusunu görmek için okunabilir.
Reşat Ekrem'i ilk kez okuyacak olanlara bu kitabı önermem, onun okurları için zevkle