Kitap ben ne okuyorum, neler oluyor, şimdi ne olacak derken bir anda başlayıp bitiveriyor. Sonraki sayfada ne olacak sürükleyiciliği ile değil kendi temposu ve hızıyla akıp giden bir kitap.
Rus edebiyatında sevdiğimiz temalardan biri olan haksızlığa uğrayan memur temasını bu eserde de görüyoruz. Eseri okuyan çoğu kişi bu sebeple eseri Gogol'ün tarzına benzetmiş. Bence de hem konu seçimi hem de içerdiği eleştiriler ile Gogol'ün tarzına çok benziyor ama bu benzerlik bence sadece bunlarla sınırlı kalmış. Ben Gogol'ü okurken hem yazarın tatlı üslubu ve anlatımından hem de olayların nazik akan bir su gibi tatlı tatlı gitmesinden çok keyif alırım. Burun gibi temposu yüksek bir eserde bile vardır bu tat. Bulgakov'da bunları göremediğimiz için çok beylik konuşup da ona Sovyet Gogol'ü diyemem.
Eserde bir haksızlık sonucu işinden atılmış bir memurun haksızlığı giderme çabasını görüyoruz. Bir türlü umursanmıyor, işleri karıştırkça karışıyor. Sonrasını kitabı okumayanlar için söylemeden bırakıyorum.
Bir günde bitirelebilecek bir eser. Bulgakov'un kendi sıralamasında bana göre biraz aşağıda kalır ama onu tanımak için okunmalı mı? Elbette.