İrem

7/10
·296 syf.··
2026 1. kitabı
Zamanında Osmanlı toprağı olan Yunanistan'ın İtalya'ya komşu kıyısında Ayamavra adasında bir hayat kadınından dünyaya gelen bir seri katilinin hikayesini anlatıyor Reşat Ekrem Koçu. Osmanlı'nın ilk seri katili Hrisantos olarak geçse de Petri ondan önce yaşamış ve o doğmadan on sene ölmüştür. Petri hayat kadını bir annenin oğlu, çocukluğunda tecavüze maruz kalan, ezilen ve hor görülen bir insan. Eserin başında Reşat Ekrem onunla fazlasıyla empati yapıyor. Bir yerde bunun ayarını kendi de tutturamamış olacak ki annesinin hayatına değinirken bir yerde tecavüze uğradığını ve geçim derdine düştüğünü, başka bir yerde ise gönül macerası ile başlayan yolun hayat kadınlığı ile bittiğini anlatıyor. Yazarın Petri'nin ilk cinayetinde okurun onunla empati yapması için ilk maktule dair verilen anne cinayeti ayrıntıları bana çok ilginç geldi. Notlarımda şöyle yazmışım: Reşat Ekrem, Petri'yi anlamamızı istiyor. Tam burada Raskolnikov çatışması gibi bir çatışma bekledim ve bu beni heyecanlandırdı. Petri'nin çoğu cinayeti ikinci cinayetinden kaynaklanan kan davası yüzünden oluyor. Eserdeki kaçma kovalama kısımları maceraseverleri heyecanlandırabilir ama bana bazı noktalar çok gereksizce uzun geldi. Bunu eleştiri olarak söylemek istemiyorum, hikayenin ilk yayını gazete yoluyla olduğu için bu uzunluk ve heyecan unsurları o dönem gerekli olabilirdi. Reşat Ekrem gerçek olaylara dayalı kurguları renkli bir hayalcilikle anlatmayı sever. Bu kitapta da bunu sıklıkla görüyoruz. Yazarı çok sevdiğim ve artık onun okuru olduğum için anlatımından zevk aldım ama polisiye bekleyen okurlar için eser hayal kırıklığı yaşatabilir. Dönemin Galata sokaklarını, kıyafetlerini, Petri korkusunu görmek için okunabilir. Reşat Ekrem'i ilk kez okuyacak olanlara bu kitabı önermem, onun okurları için zevkle
Galata Canavarı Bıçakçı PetriReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2025217 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·175 syf.··
2025 192. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2025 06:42
Tolstoy'un "Halk İçin Hikayeler" başlığı ile basılmış olan ve içinde İncil'den hikayelerin yer aldığı bir derlemesi var. Bu eser o derleme için yer alabilecek (belki de yer almıştır) eserlerden biri. Herkesin çok sevdiği hatta temel eserler içinde gördüğümüz "İnsan Ne ile Yaşar" eseri de bu hikayelerden biri. Yazar yalnızca İncil'den değil halk hikayelerinden, dini öğretilerden de sıklıkla besleniyor. Hatta bundan önce okuduğum Budizm hikayelerini çevirdiği "Karma" isimli eseri de bu doğrultuda yazılmış bir eser. Tolstoy'u kendini anlattığı eserlerden zaten tanıyoruz. Hayatı anlam arayışı içinde geçen aristokrat kökenli bir yazar o. İçindeki boşluğu Kafkas dağlarında askerlik yaparak kapatmaya çalışıyor, olmuyor. Taşrada kendi deyimi ile basit ve yalın bir hayat sürerek kapatmaya çalışıyor, olmuyor. Sosyetenin iki yüzlülüğünden, insanların bakış açısından bıkıyor. Bunların hepsi eserlerine ilham oluyor. (Sırasıyla Kazaklar, Aile Mutluluğu, Savaş ve Barış) Depresyondan sonra İtiraflarım eserinde de anlattığı gibi inançsızlığı bir kenara bırakıyor ve inanca dört elle sarılıyor. Halk için dini hikayeler yazıyor, öğütler veriyor. Tolstoy bu hikayelerin hiçbiri ne edebiyat için ne de okurları için yazdı. Bu hikayeler inançlarını yozlaştırarak yaşayan Rus köylüleri için yazıldı. Hikayelerin dili o yüzden bu kadar basit ve bu kadar Tolstoy'dan uzak. Hikayelerin çoğu rahatsız edici derece saçma, saçmalığı olağanüstü olmasından değil Tolstoy nedenselliğinden son derece uzak olmalarından kaynaklanıyor. Esere bakıp da Tolstoy anlatımı eleştirisi yapmak çok hatalı bir iş olur ama kendi düşüncelerini kabul ettirmek için okul açacak kadar idealist Tolstoy'un bu yolda yaptığı diğer çalışmaları görmek açısından okunabilecek bir eser. Özellikle Tolstoy'u yakından tanımak isteyenler
Ateşi Kıvılcımken SöndürmeliLev Tolstoy · Araf Yayınları · 20121,708 okunma
6/10
·224 syf.··
2025 190. kitabı
İşini sevemeyen, bunalmış, mutsuz, çıkar yol bulamayan Rus insanı. Bu karakter Rus edebiyatının özellikle realist dönemde mihenk taşını oluşturuyordu. Aynı karakteri devrimden hemen sonra Bulgakov'un eserlerinde de görüyoruz. Maksudov bir gazetede çalışan mutsuz bir adam. Bir gün bir roman yazıyor ve bu yolla Sovyetlerin çıldırcı büroksisine bulaşmış tiyatrolarına sanatçı egolarına, hileye yakından şahit oluyor. Eserin isminden de anlaşıldığı gibi Maksudov notlarını ölümünden sonra yayımlanması için yazara göndermiş. Yazar yazım noktalama dışında değişiklik yapmadığını belirtse de bu kısımların gerçek mi yoksa kurguya ait bir kısım mı olduğu pek belli değil. Romanda her zamanki Bulgakov'u görüyoruz. Sovyet eleştirisi, umutsuzluk ve biraz da kara mizah. Esere Sovyet eleştirisi bakımından yaklaşmak ve Sovyetlerle ilgili genel kanı oluşturmak için okumak bence pek mantıklı değil. Ben Bulgakov'a bu şekilde yaklaşmıyorum çünkü Bulgakov devrimden önce nötr olup da devrimle birlikte yaşanan hayal kırıklığını anlatan bir yazar değil. Bulgakov devrim yıllarında Bolşeviklere karşı Beyaz Ordu'nun yanında yer alan ve böyle bir bakış açısına sahip bir aileden gelen bir yazar. (Kendi Beyaz Ordu'da doktor, kardeşleri ise askerdi) Bulgakov'un babası ilahiyat profesörüydü, Çarlık yönetiminin fikirlerine önem verdiği bir insandı hem dini hem de düşünsel açıdan devlet tarafından çok saygı duyulan bir insandı. Yeni rejimin hem eski rejime hem de inançlara ne kadar karşıt olduğunu düşününce Bulgakov'un ta en başından devrime ne kadar nefretle baktığını anlamak mümkün. Sovyetler bir çiçek bahçesi olsaydı da Bulgakov çiçeklerin dikenlerini anlatıp eleştirecekti. Sovyetler çiçek bahçesi olmadığı için anlattıkları bizim için değerli hale geliyor. Ben Bulgakov'a bu açıdan yaklaşmayı daha
Bir Ölünün AnılarıMihail Bulgakov · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2021251 okunma
Puan vermedi·84 syf.··
2025 189. kitabı
Kitap ben ne okuyorum, neler oluyor, şimdi ne olacak derken bir anda başlayıp bitiveriyor. Sonraki sayfada ne olacak sürükleyiciliği ile değil kendi temposu ve hızıyla akıp giden bir kitap. Rus edebiyatında sevdiğimiz temalardan biri olan haksızlığa uğrayan memur temasını bu eserde de görüyoruz. Eseri okuyan çoğu kişi bu sebeple eseri Gogol'ün tarzına benzetmiş. Bence de hem konu seçimi hem de içerdiği eleştiriler ile Gogol'ün tarzına çok benziyor ama bu benzerlik bence sadece bunlarla sınırlı kalmış. Ben Gogol'ü okurken hem yazarın tatlı üslubu ve anlatımından hem de olayların nazik akan bir su gibi tatlı tatlı gitmesinden çok keyif alırım. Burun gibi temposu yüksek bir eserde bile vardır bu tat. Bulgakov'da bunları göremediğimiz için çok beylik konuşup da ona Sovyet Gogol'ü diyemem. Eserde bir haksızlık sonucu işinden atılmış bir memurun haksızlığı giderme çabasını görüyoruz. Bir türlü umursanmıyor, işleri karıştırkça karışıyor. Sonrasını kitabı okumayanlar için söylemeden bırakıyorum. Bir günde bitirelebilecek bir eser. Bulgakov'un kendi sıralamasında bana göre biraz aşağıda kalır ama onu tanımak için okunmalı mı? Elbette.
ŞeytaniMihail Bulgakov · Encore Yayınları · 20141,578 okunma
9/10
·64 syf.··
2025 187. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2025 19:26
Kitap benim için gerçek bir tamamlayıcı eser niteliğindeydi. Bu kitabı Tolstoy'u okumadan okumak da Gorki'yi okumadan okumak da pek doğru olmaz diye düşünüyorum. Kitapta Tolstoy'un son günlerine eşlik eden ve onu anlamak isteyen Gorki'nin gözlemlerini görüyoruz. Gorki, Tolstoy'u zaten tanıyor ve gerçek bir hayran gibi onu kendi içinde hem övüyor hem de eleştiriyor. Zaten artık ömrünün son dönemine gelmiş olan Tolstoy'u herkes tanıyor bu nedenle kitabın Tolstoy'un yaşamını anlatma gibi bir işlevi olduğunu sanmıyorum. Hayatını, sorgulamalarını, içine düştüğü boşlukları ve boşluktan çıkınca tutunduğu dalları eserlerinde anlatmaktan çekinmeyen Tolstoy'un başka biri tarafından anlatılmaya pek de ihtiyacı yok ama biz eserde Tolstoy'un hayatı boyunca yaşadığı sorgulamaların yaşamının son anında da devam ettiğini görüyoruz. Kitabın bu işlevini çok sevdim. Bize Tolstoy'un yaşamının son anında bile Tolstoy olduğunu gösterdi. Benim için kitapta değerli olan bir diğer nokta ise Tolstoy'u Gorki'nin dilinden görmüş olmaktı. Gorki bir noktaya oturtulması zor yazarlardan. Onu bir noktaya oturtmamız şart mı, o da ayrı bir konu. O devrim edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri ve hem yaşadığı mücadele dolu hayatı ile hem de eserleri ile devrimin anlaşılması için çok önemli bir unsur. Bunun yanı sıra bu mücadeleci, cesur ve güçlü kalemin Stalin'e kralcılık yapması, onun zulümlerine ses çıkarmak bir yana bir de yazar dostlarını ispiyonlayacak kadar alçalması ne büyük bir çelişki. Böylesine cesur bir adamın Lenin'in bile uyardığı bir insana bu kadar bağlı olması ve tüm haksızlıklara susması bence Gorki'nin en büyük çelişkisi. Böylesine çelişkili iki insanın bir araya gelmesi ve birini diğerinin gözününden görmek kitabı harika bir eser haline getiriyor. Tolstoy hayatı boyunca
Tolstoy'dan AnılarMaksim Gorki · Yapı Kredi Yayınları · 20181,028 okunma