"Ya gerçekten de yaşamam gerektiği
gibi yașamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?..."
Yaşamını gerektiği gibi sürdürmemiş olmasının imkânsızlığına ilişkin düşüncesinin gerçeği yansıtmadığını düşünmeye başlamıştı; belki de gerçek bunun tam tersiydi. Belki de yüksek mevkilerdeki insanların iyi saydıkları şeylere karşı, kısa bir süre sonra kafasından uzaklaştırdığı o belli belirsiz itirazları, yine belli belirsiz duyduğu itiraz etme isteği gerçekti; geri kalan her şey, memuriyeti, ailesi, resmi-özel çevresiyle kurduğu bütün ilişkiler, kurduğu ve sürdürdüğü bütün bir yaşam yanlış olabilirdi. Bütün bunları kendi kendine karşı savunmak istedi. Ama bir anda savunmasının ne kadar cılız, köksüz olduğunu anlayıverdi. Savunabileceği bir şey yoktu.