1000Kitap Logosu

İsmail Abi

288 syf.
·
26 günde
·
Puan vermedi
258- Şunu keşfettim ki insanların anılarını eğer iyi anlatılmışlarsa okumayı seviyorum. Bu keşfimden beridir de anı kitaplarını biriktiriyor ve okuyorum. İşin içine bir de diğer tutkum olan basketbol girince Murat Murathanoğlu’nun bu kitabını alıp hatmetmek de bir nevi farz olmuştu benim için. Türk basketbolunun yakın tarihine doğrudan temas eden ve kitaptan öğrendiğimize göre basketbolun ülkemizde tanınan, bilinen ve takip edilen bir spor olmasında doğrudan etkisi olan insanlar arasında listenin üst sıralarında olan bir isimmiş Murat Murathanoğlu. Televizyon ve radyoda duyduğumuz bir dış sesten çok daha fazlasıymış. Aslında bunların hepsini kitaptan öğrendim diyemem. Sosyal medyada ve Youtube’da son yıllarda fazlaca aktif biri Murat abi. Görüşlerini doğru-yanlış, olumlu-olumsuz demeden açık ve net bir biçimde ifade etmekten günümüz linç kültürüne rağmen çekinmeyen biri. Bu kitapta da bunu yapmış. Kendi bakış açısıyla, kendi hayatını, olduğu gibi aktarmış okura. Okurken çoğu sayfada cümleleri onun ses tonuyla canlandırdım kafamda. Hatta bazı kısımlarda satırların arasından Murat abi kafasını çıkarıp "Zabian Dowdell" gibi ilginç isimli basketbolcuları şahsına münhasır aksanıyla telaffuz ediyor gibi geldi. Basketbolumuzun yakın tarihine müdahil olmaya başladığı 80’li yıllar ve 90’ların başı benim (tevellüt gereği) pek bilgimin olmadığı yıllar. Bu dönemlere dair anlattıklarını, Amerika’daki yaşantısından ve bağlantılarından başlayarak, bir taze inşaat mühendisinin nasıl bir duayen basketbol anlatıcısına dönüşmüş olmasını hayranlıkla okudum. Hatta bir basketbol anlatıcısından çok daha fazlası, basketbolu yaşayan bir insana dönüşümünü okudum. Eskilerin hep değindiği ve kıymetli gördüğü “tırnaklarıyla kazıyarak” bir noktaya gelme işini yapanlardan. Bununla içten içe gurur duyuyor olduğunu, her ne kadar yaptığı fedakarlıkların karşılığını tam olarak alamadığından yakınsa da satır aralarında görmek mümkün. Günümüze yaklaştıkça Murat abinin anlattığı anıları ve öyküleri kendi bilgi ve tecrübelerimle birleştirdikçe okuduklarım bir “anı kitabı” olmaktan çıkıp daha çok “perde arkası” kitabı olmaya eviriyor bu elimdeki kitabı. 2001’de ve 2010’da gelen başarıların arkasında neler olduğunu, basketbolun Turgay Demirel dönemini, değişen basketbola değişen ülke gündeminin ve konjonktürünün nasıl “doğrudan” etki ettiğini, beyaz yakalı ağzıyla networking işinin amiyane tabirle hamili kart yakinimdirciliğin her alanda olduğu gibi basketbolda da nasıl bir kanser gibi her mertebeye (ulan burada da olmaz be dedirten yerlere bile) nasıl yapıştığını okumak beni hem aydınlatıyor hem de öfkelendiriyordu sayfalar geçtikçe. Mesela dışarıdan takip etmeyi çok sevdiğim ve takdir ettiğim, bilgisine saygı duyduğum İsmail Şenol’la ilgili kısımları okurken resmen şok oldum. “Arkada neler yaşanmış da biz öyle sadece ekran başında gösterilene kanmışız” diye hayret içinde okudum o kısımları. Kitabın geneline baktığımda çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Her ne kadar Murat abinin objektif olmaya çalışmayışı (böyle bir mecburiyeti de yok zaten, tarih yazıcılığı yapmıyor neticede kendi hayatını kendi bakış açısıyla anlatıyor) arada bir “acaba karşı taraf ne düşünüyor”, “şimdi falancaya kişiye de söz hakkı doğmuş olmuyor mu, acaba bu satırları onun yüzüne okusak ne cevap verirdi” gibi soruları aklıma getirse de bu soruların cevabını büyük ihtimalle hiçbir zaman alamayacağımızın da farkındaydım. Son olarak, keşke kitabın önsözünde belirtildiği üzere İsmet abi hayatta olsaydı. Keşke önsözü onun kaleminden okuma şansımız olsaydı diyerek bitirmek istiyorum.
Salondaki En Kötü Koltuk
Okuyacaklarıma Ekle
1