İnsan, yüreğini, yüreğinde hissettiklerini olduğu gibi ortaya koyunca kaybetmekten korkar. Yanlış anlaşılmaktan, sevilmemekten terk edilmekten, yetersiz kalmaktan korkar. Üzülmesinler diye, sessiz kalıp içime attığım zamanlar, içime atmayıp konuşursam kaybederim diye korkuyordum. Hayallerimi anlattığımda küçümsenirim diye korktum. Düşündüklerimi, fikirlerimi söylediğimde, yalnız kalırım diye korktum.
Kendini es geçip, önce onların mutluluğunu, onların ne istediğini, ne hissettiğini, onlar için daha neler yapacağını düşünür. Karşılığında ise hiç alır. Koskoca bir hiç. Onca yapılan iyiliğin, güzelliğin karşılığında bir hiç almak, insanı tepetaklak eder. Hep başkalarına "evet" derken kendine "hayır" demek insanı yüzüstü düşürür yere.
Kendini ihmal etmiş her insan, başkaları için her şeyi gözü kapalı yaparken, hayatın koşturmacasında kendi ihtiyaçlarını geri plana atmış; ruhunu ve bedenini huzurdan uzak tutmuş kişidir.
Bir taraf severken, diğer taraf sevmiş gibi yapıyor olması kötüdür. Tıpkı, freni olmayan bir araba gibi. Ne zaman kaza yapılacak bilinmez ama bilinen bir şey vardır o da mutlaka büyük bir kazanın olacağıdır.