• Kendini bilen insan yardımın insanlardan gelmeyeceğini de bilir.
  • 432 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitabın ismi bir İsmet Özel şiirinde geçer. Ben İsmet Özel, şair/Kırk yaşında. Kendisini şair olarak tanıtır Özel. Şiiri hayatının merkezinde konumlandıran bir ismin biyografisini okuyoruz kitapta.

    1944 Kayseri doğumludur. Çocukluğu ve gençliği yoksulluk içinde geçer. Sosyalist faaliyetlere katılır. En yakın arkadaşlarından Behramoğlu'na şiir ile karşılık vermek istediğinde askerdedir. Sağlam olan dişlerini çektirir, istirahat alıp şiir yazmak için. Yıkılma Sakın şiiri, bu sürecin ürünüdür. Müslüman olur 70'li yılların başında. Öyle biriyle tanışıp yahut aksakallı dedeyi görüp değil. "Hangi sebeplerle sosyalist olduysam o sebeplerle de Müslüman oldum" der. Bir dönüşüm değildir bu aslında bir kopuştur. İnzivaya çekilmek de değil, merkezini değiştirmektir. Müslüman olduktan sonra da şiirlerine devam eder fakat şiirden çok fikir ve gazete yazılarına ayırır zamanını.

    Cemal Süreya ondan, solun vazgeçemediği, sağın ise tam olarak sahiplenemediği bir şair olarak bahseder. Dili ve üslubu sert bir isim Özel. 6 yabancı dil bilen ve çeviriler yapan bir düşünce adamı. Fikirleri eskiden beri tartışma konusu olmuş, dikkatleri her seferinde üzerine çekmiştir.

    Reşit Güngör Kalkan'ın kitabı İsmet Özel okurları için iyi bir başlangıç. Ayrıca son bölümde eserleriyle ilgili genel değerlendirme ve Özel'in tüm kitapları ile Özel hakkında yazılmış dergi, gazete yazılarının başlıkları da mevcut

    İyi okumalar
  • beni artık kimseler arayıp da bulmasın
    -İsmet Özel
  • "Makyajsız gelin olur. Çalgısız düğün olur. Bol gelinlik olur. Sade ev olur. Güzel ahlâk ve kalbe şifa kitaplar çeyiz olur. "İnsanlar ne der?" diye kahrolası bir put vardır diyor ya İsmet Özel, eğer o putu baltayla yıkarsak her şey olur."
  • Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman, mangalın küle mahcubiyeti artar.
    -İsmet Özel
  • "Desem ki kapı açıldı yalan olur ama kilidin kalktığı belli."
  • Hayırlı sabahlar.

    Bu sabah diğer günlerde de yaptığım gibi kitaplara bakıyordum.

    Bir sosyal platformda ikinci el kitap satan bir hesabın sayfasındayım. Kitap fotoğrafları altında yer alan fiyatları önümdeki excel tablosuna isimleriyle birlikte not ediyorum. Adına mühendislik alışkanlığı veya kayıt tutma manyaklığı diyebilirsiniz. Hoşuma gidiyor yazmak, not etmek. Daha ilkokul öğrencisiyken ciltlerce ansiklopediyi sayfa sayfa karıştırıp hayvan isimlerini elimdeki küçük ajandama yazdığımı bilirim. Neyse, konudan uzaklaşmayayım. İşte bu yazdıklarımı gören arkadaşım haliyle ne yaptığımı sordu. Anlattım. Bu kitap satma olayının fena bir iş olmadığını, yaklaşık iki üç senedir internetten kitap satan bir arkadaşın -Allah bereket versin- daha geçenlerde dükkan açtığını, sürekli akan kitap kaynağı elde ettiğin takdirde mezat gibi güzel ve hatta zevkli bir işle de bunu süslenebileceğini anlattım. E tabi ben böyle ballandıra ballandıra konuşunca o da daha önce belki onlarca kez duyduğum bir söz etti;

    "Sen de satsana hacı kitaplarını."

    Fakat... diye tanıdık bir sızı geçti içimden. Tanıdık zira bu cümleyi ne vakit duysam aynı yerde açığa çıkıyor. Satamam, dedim. Onlar benim evlatlarım. Kimisinin altını çizmişim, kimisinin yanına not almışım. Birisi onlardan birini sertçe yere atınca dahi içim cız ediyor. Mıymıy romantizm değil bunun adı, saf sevgi. Muhabbet. Kitaba kitap olduğu için değer vermek. Naçizane elbet.

    Ayrıca her şey para mı? Evet, kitaplarımı satsam hatırı sayılır bir meblağ elde ederim belki. Zira kaliteli sayılabilecek bir kitaplık mevcut. Fakat her şey para değil. Allah Teala aratmasın, iyi kötü bir işim, gelir kaynağım var. Ne diye üzerinde öyle veya böyle emeğimin olduğu kitapları kullanıp fazlasına talip olayım. İleride kitapçı açmak gibi bir niyetim var gerçi, bu ayrı. Fakat kendi kitaplarını satmak. Kitapları satmak durumunda kalmak. Bilmiyorum. Allah düşürmesin. Bu noktada, aklıma gelen bir anımı paylaşayım sizinle.

    Bundan yaklaşık dört sene evvel, 2016 yılının bahar aylarında, Ömer Faruk Dönmez'in kitaplarında sürekli bahsettiği İsmet Özel'in Cuma Mektupları serisini arıyorum. İsmini çokça duymama karşın daha önce hiç Özel okumamışım. İş bu ya, başlangıç olarak kendimi on kitaptan oluşan ve ağırlıklı olarak siyaseti (Özel'in kendisi buna karşı çıkar ve hatta yazılarının salt siyaset odaklı olduğunu iddia edenleri yazılarının muhtevasını anlamadığını belirtir) konu edinen eserlerini gözüme kestirmişim. Artık Dönmez'in kitabından nasıl etkilenmişsem! Ankara'dayım o sıralar. Öğrenciyim. Bilenler bilir, Sıhhiye'deki Zafer Çarşısı'nın hemen arkasında sahafların yer aldığı koca bir bina var. Oraya gittim. Kitapları hemen hepsine sordum fakat eli boş çıktım. O kadar boş ki çoğunda herhangi bir İsmet Özel kitabı dahi yoktu. Birisinde çok yakın zamanda koca serinin satın alındığını öğrendim. Haliyle epey üzüldüm. Boynu bükük çıktım dükkandan. Bir diğerindeyse hayatımda asla unutmayacağım bir durumla karşılaştım. Dükkan sahibinde bir adet İsmet Özel kitabı var. Fakat, tam hatırlamıyorum, ilk baskı yahut imzalı olduğu için yüksek meblağdan satıyor. Dükkandan çıkacakken, bir baksana, dedi. Baktım. Tam sözleri olmasa da aşağı yukarı şunları söyledi;

    "İsmet Özel yaşlı biri malum. Bendeki kitabını satmasam şimdilik. Ölmesini beklesem. Böylelikle kitabı daha yüksek fiyattan satabilirim. Olur mu böyle?"

    Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Yüzündeki tereddüt ifadesini vicdana yorup abi, dedim nazikçe, sen neler diyorsun. Hiç olur mu öyle şey? Vicdanın el veriyor mu böyle bir şeye? Para için yapılacak iş mi bu? Kitap kimin nasibiyse ona sat gitsin. Haklısın, dedi. O öyle dedi fakat paranın, insanın aklına neler getirdiğini o an biraz daha iyi anladım ben.

    Üzgün ve yorgun bir şekilde eve döndüm o gün. Nadirkitap sitesinde aradığım kitapların tanesi 40-50 lira civarında. Burası da ayrı bir ticarethane! İmkan yok almama. Üzücü.

    Aradan biraz vakit geçti. Facebook'ta üyesi olduğum bir grupta ileti gördüm. Abimizin biri dara düşmüş, kitaplığındaki kimi kitapları satılığa çıkarmış. Listelemiş isimleri. Tefsirden hadis külliyatına, hatıratlardan fikir kitaplarına kadar pek çok türde eseri satmak niyetinde. Niyetinde değil aslında, o durumda kalmış. Baktım, listenin içinde benim aradığım Cuma Mektupları serisi de var. Gözlerim ışıldadı. İletişime geçtim. Dokuz kitabı varmış serinin, biri eksikmiş. Rica ettim, aradı onu da buldu. On kitaptan müteşekkil seti bana çok ama çok uygun bir fiyata verdi. O kadar ki nadirkitapta bir tanesine vereceğim para desem yeridir. Kiminin üzüntüsü kiminin neşesine sebep oluyor işte. Buruk bir neşe.

    İşte o vakit "aramakla bulunmaz, bulanlar ancak arayanlardır" sözünü iliklerime kadar hissettiğim bir gündü. Bulmak yok, nasip var.

    Velhasıl bugünün sabahından ne gündü ama dediğim vakitlere gittim bir an. Sizi de şahit kılmış oldum. Tekrardan hayırlı sabahlar.