Murat Ç, 19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da'yı inceledi.
 19 May 19:19 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tarihten ders almazsanız, Tarih size çok güzel dersler verir!! Dünü anlamayanların, Bugünü anlamasını beklemiyoruz. Bugün söylenen yalanlarla, Dünü bilirkişi seviyesinde yorumlayanlara da hiç şaşırmıyoruz!! Çünkü; onlar dün vardı, yarında olacaktır.. Ama bugün güzel dersler alacaklar!

Bugün 19 Mayıs 2018… Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Samsun’a çıkışının 99. Yılı.
99 Yıl geçmiş ama birileri tarihten ders almamış olacak ki Sayın ÖZAKMAN bizlere bir hatırlatma yapmış!!

Yapacağım inceleme SERT ve UZUN olacaktır.. Baştan uyarayım…!!! Haydi başlayalım!! (Kitap ile ilgili incelemem ve fikirlerim son kısımlarda olacaktır. İlk etap Samsun'a çıkış evresini kapsamaktadır.)

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Mustafa Kemal ATATÜRK - 1931 (Hasan Cemil Çambel, T.T.K. Belleten, Cilt: 3, Sayı: 10, 1939, S. 272)

Şöyle bir düşünelim, dünden bugüne neler oldu? 19 Mayıs nedir, ne değildir….!? Mustafa Kemal Hangi Şartlar çerçevesinde Samsun’a çıktı.. Ve sonrasında neler oldu..
Biraz geriye gidelim.. Anılarımızı tazeleyelim..

6 Mayıs 1919:
Harbiye Nezareti tarafından Atatürk'e müfettişlik vazifesiyle ilgili yetkilerini belirten talimat verilmiş ve acele hareketi istenmiştir. Atatürk'ün Harbiye Nezareti’ne “İtilaf Devletleri'yle yapılan antlaşma ve alınan kararların Hariciye Nezareti’nden, görev sahasına giren vilayetleri gösteren bir krokinin de Dahiliye Nezareti'nden alınarak kendisine verilmesi" ni istemiştir.

9 Mayıs 1919:
İsmet İnönü’nün Süleymaniye’de ki evine ziyarete gitmiş ve ona “Ben yerleşinceye kadar sen de bana yardım edeceksin ve iş başladığı vakit yanıma geleceksin!” demiştir.

14 Mayıs 1919:
Atatürk, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın Nişantaşı'ndaki evine, akşam yemeğine davet edilmiştir. Yemek sonrası Cevat Paşa ile aralarında şu konuşma geçmiştir.
- Bir şey mi yapacaksın, Kemal?
- Evet Paşam, bir şey yapacağım!
- Allah muvaffak etsin!
- Mutlak muvaffak olacağız!

15 Mayıs 1919:
Atatürk Yıldız Sarayında Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiş ve bir görüşme gerçekleşmiştir.
Bu tarihte ise Yunanlılar İzmir’e çıkmıştır…

16 Mayıs 1919 – Kalkış….
Atatürk'ün Yıldız'da Hamidiye Camii'ndeki Cuma selamlığından sonra mahfil-i hümayun'da Padişah Vahdettin tarafından kabul edilmiş ve veda etmiştir. Cuma selamlığını takiben Şişli'deki evine dönmüş, annesi Ve kız kardeşine veda etmiştir.

Atatürk Şöyle anlatacaktır: (16-17-18-19)

Artık Şişli’deki evi bırakmak üzereyiz. Bandırma vapuru Galata rıhtımında hazır, bildiğimiz bu! Karargâhımızdan Olanlar belirlenen saatte rıhtımda toplanmış olacaklardı. Otomobil kapımın önünde idi. Evdeki vedaları bitirmiştim. Tam o sırada gelerek beni büroma götüren bir dostum. Aldığı bir habere göre benim ya hareketime müsaade edilmeyeceğini, yahut vapurun Karadeniz’de batırılacağını söyledi. Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Daha sonra vaktiyle uzun müddet yanımda çalışan bir kurmay subay da gelerek, maiyetinde çalıştığı bir Damat’tan aynı şeyleri öğrendiğini bildirdi. Bir an yalnız kaldım ve düşündüm. Bu dakikada düşmanların elinde idim. Bana her istediklerini yapamazlar mıydı?

Beynimden bir şimşek geçti: Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgaları arasında yakalamak lazımdır. Bu ihtimal mantıkî idi. Ancak artık benim için yakalanmak, hapsolmak, sürülmek, düşündüklerimi yapmaktan men edilmek, hepsi ölmekle aynı idi. Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim. Baktım ki rıhtıma yanaşmış olacağını“ sandığım vapur, uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik. Kaptana yola çıkmak için emir verdimse de Kızkulesi açıklarında kontrole tabi tutulduk. Birkaç yabancı subay ve asker bizi yoklayacaklardı. Kontrol uzayıp gitti. Gelip gidildiğine göre acaba bunlarla şehirdekiler arasında bir haberleşme mi vardı? Maksat beni tevkif etmekse, bütün bu şeylere lüzum yoktu, sıkılıyordum. Bir kararsızlık da olabilir, diye düşündüm. Bundan istifâde edebilmek için kaptana hareket hazırlıklarını çabuklaştırmasını söyledim.
Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı. Ben kaptan yerinde idim. Subay ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik. Karadeniz boğazından çıkarken, kaptana tehlikeli ihtimalleri anlattım. Cevap verdi: “Ne aksi!” dedi, “Bu denizi pek iyi tanımam, pusulamız da biraz bozuk...” Mümkün olduğu kadar kıyıları takip etmesini tavsiye ettim. Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu’nun bir kara parçasına ayak basmaktan ibaretti.

Sahili takip ede ede evvela Sinop’a geldik. Kasabaya çıktım. Oradakilerle görüşerek, Samsun’a kolaylıkla gidebilecek yol olup olmadığını soruşturduın. Maalesef yokmuş! Çok zorluk çekecek ve günlerce yollarda kalacaktık. Bilmem nedendir, Samsun’a bir an evvel ayak basmak için o kadar acele ediyordum ki zaman kaybetmektense tehlike' ye göğüs germeyi tercih ettim.

Tekrar Bandırma vapuruna bindik. Aynı şekilde seyahat ederek, nihayet Samsun Limanı’na vardık!”

19 Mayıs 1919
Mustafa Kemal Atatürk sabah saatlerinde Samsun’a çıkmıştır..

Samsun’a çıkışını Nutuk’ta şöyle anlatacaktır;
1919 yılı Mayıs'ın 19. günü Samsun'a çıktım. Genel durum ve görünüm:
(...)Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı (...)

8 Dakikanızı ayırarak bu güzel anlatımla 19 Mayıs Ruhunu daha çok hissedebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=gml1Kj1-2EQ

"Ne saraya/sultana ne İngiliz veya Amerikan mandasına güveniyordu. Tek güven kaynağı milletti. Yalnızca milli iradeye güveniyordu.
Samsun'a çıkmasından üç gün sonra, sadrazama çektiği telgrafta ''Millet topluca 'Egemenlik esasını' benimsemiştir" demişti. Amasya Genelgesi'nde ''Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının'' kurtaracağından, ''milli bir heyetin'' kurulmasından, Sivas'ta ''halkın temsilcilerinden oluşan milli bir kongre'' toplanmasından söz etmişti." #28289686

Şimdi kasetimizi biraz ileri alacağız..

Milli Mücadeleyi başlatacağız, Genelgeleri Yayınlayacak, Kongreleri yapacağız.. Ankara’da Meclis’i kuracak, Cumhuriyet’in ilk adımını atacağız, Meclis üzerinden kararlar alacak, Sevr’i imzalayanları lanetleyecek, vatan haini ilan edeceğiz.. I ve II. İnönü savaşlarından galip ayrılacak, Emperyalizme biz buradayız diyeceğiz.. Büyük Taarruz ile görülmemiş bir zafer kazanacağız.. 22 Gün 22 Gece düşmanla çarpışacak, Tarihe Türklüğün Unutulmuş vasfını hatırlatacağız. BİZ Hür doğduk, HÜR yaşarız diyeceğiz! Yunan ordusuna ağır kayıplar verdireceğiz ve komutanlarını esir alacağız..!! Yetinmeyeceğiz! İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR Emrini alacak, Düşmanı İZMİR’den DENİZE DÖKECEĞİZ! Yunanlılar kaçarken İZMİR’i ateşe verecek ama en büyük zararı yine kendi vatandaşlarına vereceklerdir. İzmir sadece duraktır.. Amaç İstanbul ve CUMHURİYET’tir.. Yaptıkları, yapacaklarının göstergesidir. İzmir alındıktan ve düşmandan temizlendikten sonra İSTANBUL Tek kurşun atılmadan 1923’te düşmandan temizlenecektir… Artık TAM BAĞIMSIZ bir Türkiye Dünya’ya merhaba diyecektir… Yeni Meclis seçilecek, Cumhuriyet İlan edilecek; ZAFER’in taçlandırılması için, İLKE ve INKILAPLAR, Demir Ağlarla örülen VATAN’ın her bir köşesine serpiştirilecek, ARTIK MODERN bir TÜRKİYE inşa edilecektir..

Bu kadar kısa bir anlatımla tanımlamak mümkün mü? Tabi ki değil.. Ama Mustafa Kemal ATATÜRK bunları ve daha fazlasını yapmış, bütün projelerini gerçekleştiremeden aramızdan ayrılarak, ebediyete göç edecektir.. Biz ise şunu diyecektik..

Biz Mustafa Kemal'iz efendim...! ve Mustafa Kemaller ÖLMEZ....! Fikrimiz’ de, Kalbimiz ‘de ve Ruhumuzdadır...! Hiç görmedik, gözünün içine canlı olarak dahi bakamadık ama FARK ETMEZ! Onu GÖRMEK demek mutlaka YÜZÜNÜ görmek değildir. ONUN fikirlerini, ONUN duygularını anlıyorsak ve hissediyorsak bu kafidir.....! #28815684

Demek ki, bugün de söylesek, yarın da söylesek bu kelimeler Mustafa Kemal’e yetmeyecektir. Çünkü ebedi istirahatinden dönecek; 19 Mayıs 1999’da tekrar Samsun’a çıkacaktır.. Uzunca yazdığımız kitabın incelemesini işte şimdi yapacağız..

ATATÜRK yeniden aramıza gelmiş ve SAMSUN’a ayak basmıştır… Ona eşlik eden kadro ise tam olarak şu şekildedir;
Salih Bozok, Albay Nazım, Yarbay Mahmut, Ali Kemal Efendi, Rifat Börekçi, Mahmut Edat Bozkurt, Mazhar Müfit Kansu, Ibrahim Ethem Akıncı, Asker Saime, Eribe, Türkan Baştuğ, Mustafa Necati,Vasıf Çınar, Dr. Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ruşen Eşref Ünaydın, Yunus Nadi ve Falih Rıfkı Atay.
Bu kadro ile neler yapılmaz ki… İnsan hayal edemiyor.. !!!

"Ah bir gelse!", "Ah Atatürk olsaydı!" diye özlediğimiz Atatürk tekrardan Samsun’a çıktı.. Bu kısımları okumaya başladığınız anda içinizde bir şeyler canlanıyor, bir elektriklenme yaşıyor vücudunuz… Kendinize gelemiyorsunuz… Gerçekten O’nun geldiğini hayal etmeye ve şu düzene neler neler yapacağını, her şeyi nasılda düzelteceğini düşünüyorsunuz. Okudukça daha çok okuyasınız geliyor..

Mustafa Kemal ATATÜRK ayağının tozu ile ardı ardına olmak üzere Televizyondan halka sesleniyor. Bir hayal edin şimdi. Gerçekten geldi ve Dünya çalkalanıyor, Ülkede yer yerinden oynamış, halk dışarıda ve sevinçten ne yapacaklarını şaşırıyor. Atatürk düşmanları saf değiştiriyor, yıllarca koltuk sevdasından başka sevdası olmayan Cumhuriyet düşmanları ortadan kayboluyor.

Yıllardır ülkemizde neler oluyor, biz neleri görüyor ve anlatıyorsak Sayın Özakman daha da ileri giderek bizim gözümüze soka soka her şeyi ortaya döküyor.
Yıllardır ne yazıldı, ne çizildi? Şuan ne yazılıyor, ne çiziliyor? Bir bakalım…

*Yalan ve alternatif tarihler üretilerek halk kandırılıyor,
*İktidarlar Din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü ile oy alıyor,
*Kapatılan tekke, zaviye gibi yerler hortlatılıyor ve cemaatler destekleniyor,
*Halka Milli Mücadele ve Kuva-yı Milliye ruhu gerçeklerle değil, yalanlar ile anlatılıyor,
*Hainlere hain denmiyor, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları tarafından tarihte olmadıkları yerlere yerleştiriyorlar,
*Vahidettin gibi korkak ve koltuğundan başka bir şeyi düşünmeyen, İstanbul düşerken dahi kılını kıpırdatmayan, Milli Mücadele karşıtı, İsyan teşvik eden, *Emperyalistlere bel bağlayan, Hainliğin son kademesine tırmanan kişileri yobaz takımı milli mücadeleye entegre etmeye çalışıyor ama hiçbir belge, argüman sunamıyor,
*Belgeler sunmayarak tarihi gerçekleri çarpıtıyor, iktidar partileri ile birlikte uyumlu bir şekilde çalışıyorlar,
*Kazanılmış bütün zaferler küçümsenerek “ONLARDA SAVAŞ MI” deniyor,
*Bütün İnkılapların yapılış ve sisteme ekleniş şekli çarpıtılıyor, yalan söyleniyor,
*İstiklal Mahkemeleri tarafından idama mahkum edilenlerin sayısı abartılıyor, (İki bin dolaylarında olan ve bir çoğu isyancı grup olan bu zatların sayısını 500 bine kadar çıkaranlar var. Yok 10 Milyon..)
*İşgal güçlerinin askeri kayıp sayıları bilerek azaltılıyor, zaferlerin masa başında uydurulduğunu söyleniyor ama hiçbir belge sunulamıyor,
*İşte normalde adını anmayacağımız belgelerlegercekler gibi yalan siteler, mısıroğlu şakşakçılar ve armağan gibi kişiler türüyor ve türetiliyor ve destekleniyor,
*Bunlara ek olarak din istismarcılarını hiç saymıyorum bile.. Kedicikleri falan olanlar üst seviyeler… Neyse!

Bu liste daha da uzar…
Çünkü; söylenen yalanların haddi ve hesabı YOK!
Bunları yazanların gram yüreği YOK!
Zeka seviyeleri ise kendilerine dahi yetecek seviyede YOK!
Çanakkale’nin, İstiklal Harbi’nin Şehitlerine en ufak bir saygıları YOK!

Yalan yazıp türetenlerle bitiyor mu sadece, HAYIR!! 10 Kasım 1938’den bu yana neler yapıldı? Hızlı bir koltuk kavgası, yavaş yavaş yükselen irtica, sesi kısılmış ve yeraltına inmiş fırsat bekleyen Cumhuriyet düşmanları..

Neler yok edildi!!;
*Halkevleri kapatıldı,
*Köy Enstitüleri kapatıldı,
*Tam bağımsız ülke, bağımlı hale getirildi,
*Tarım programı terk edilip, Menderes zamanı tutsaklık anlaşmaları imzalandı,
*Çalışan ve üreten köylüyü alıp, sınırlı üretime mahkum edildi, fazla üretmesin diye ağaçları kesildi,
*İhtilaller yapıldı, Atatürk kullanıldı,
*Dış politika zaferleri, dış politika rezaletlerine,
*İç politika zaferleri de, iç politika rezilliklerine dönüştü.
*Başa gelmek için halk yeniden din ile sömürüldü,
*Milli mücadele ile ilgili Atatürk hayattayken yazılamayan, konusu dahi açılamayan yalanlar türetildi,
*Eğitim sistemi her gelen hükümetle birlikte daha rezil bir hale getirildi,
*Cumhuriyetin ilk zamanlarında yurt dışına gönderilen öğrenciler önemli yerlere gelirken, yeni eğitim istemi ile birlikte bu oran iyice düştü,
*Açılan fabrikalar bir bir kapatıldı,
*Yerli ve milli sermaye ile kurulmuş birçok işletme devredilip özelleştirildi,
*Ülkenin haberleşme alt yapısı yabancı devletlere verildi,
*Yap, işlet ve devret gibi mantığa sığmayan işlerle halk kullanmadığı şeylerin vergisini ödemeye başladı,
*Hak edenin değil torpili olanların kamusal alanda iş bulması sağlandı,
*İç ve dış borç arttı,
*Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda onca imkansızlığa rağmen millileştirilen kurumlar, hiç pahasına satıldı ya da kapatıldı,
*Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi parası ile satın alıp devlete bıraktığı çiftlikler kapatıldı, parçalara bölünüp satıldı,
*Yeşil alan her yıl azaldı,
*İhracat azaldı, ithalat yükseldi,
*Üreten değil tüketen toplum türedi….

O kadar çoklar ki hangi birini yazalım değil mi? İncelemeyi toparlayacak olursak;
Turgut Özakman bizlere, ders niteliğinde harika bir kitap bırakmış. Bu kitap tiyatro oyunu haline getirilip oynatılmalı, sinema filmi yapılmalıdır.. Neden?

Verilen örnekler gerçeğin ötesindedir, Özakman’ın Atatürk’ün ağzından bugünü sorgulaması her hattıyla doğrudur. Bundan daha azını yapacağını ya da söyleyeceğini sanmıyorum Mustafa Kemal’in. Daha fazlası olur ama azı asla olmaz.
Cumhuriyet’e düşman kesim sessiz sedasız, cemaat ve benzeri uzantılar sayesinde yavaş yavaş beslenmiş ve devlet kurumlarının her yerine sızmışlardır.
Anlatmak istediğim tam olarak budur:-->>>> https://www.youtube.com/watch?v=b9_ELvN5izM

Mustafa Kemal Atatürk “Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.” Der. Evet kesinlikle öyledir ve devam eder; “Ölülerden medet ummak uygar bir toplum için lekedir.” der. Ne bu kitap ne de biz Atatürk’ün ebediyete kavuşmuş Yüce ölüsünden medet ummuyoruz. Tam tersi bizim için önemli olan onun BİLİMİ, EĞİTİMİ, ÇAĞDAŞ bir yaşamı hedefleyen FİKİRLERİDİR!

Yalanlara itibar etmemek için OKUYUN!
Cumhuriyeti Anlamak için OKUYUN!
Milli mücadele ve Kuvayı Milliye Ruhunu anlamak için OKUYUN!
Tarihi safsataları tarihin tozlu raflarına hiç çıkmamak üzere gömmek için OKUYUN!
En basiti Mustafa Kemal ATATÜRK’ü biraz daha anlamak için OKUYUN!!!!!

Kolay Kazanılmadı! Kolayca bırakmayız!!!! İftiracı ve Yalan tarih anlatanlara da asla GÖZ yummayız!! Onlar sanıyor ki, biz naif insanlarız… Naifiz, naifiz de...Hele bir gelin bakalım.. Geçmişte yaptığınız ayaklanmaların ve isyanların neticesinde aldığınız yaşamların bedelleri nasıl ödetiliyor!
Yolun Yolumuzdur PAŞAM!

“Mustafa Kemal bir temeldir. Bir yöndür. Yapılmış, her şeyi bitmiş bir bina değildir. Onu ancak devam ettirerek, sürdürerek sevebiliriz. Kendisine yeni şeyler, yeni değerler ekleyerek sevebiliriz. Yalnız yüreğimizle değil, aklımızla da sevelim. Mustafa Kemal en büyük zaferini o zaman kazanmış olacak.”
Cemal Süreya
OKUYUNUZ!!! OKUTUNUZ!!! Tarihi yalanlarla dolduranlara 100 MEGATONLUK bir TOKAT gibi CEVAP niteliğinde!!!
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!!!
Ruhun Şad Olsun Başkomutan Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK!

Ey Türk Gençliği! Birinci Vazifen!!! -->> https://www.youtube.com/watch?v=oz3I4oq07Zo

Unutma!

İyi Okumalar….!

Eray Turkoglu, bir alıntı ekledi.
17 May 02:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 4/10 puan

Günümüz çocukları otuz yaşına gelseler dahi olgunlaşamıyorlar. Onlar ise otuz yaşında çoktan yetişmiş, olgunlaşmış oluyorlardı... Celal Bayar'a bakın, kendisinde bir ölçü, olgunluk vardır. Yine beğenmeyeni çok olan İsmet Paşa'nın da çok sağlam prensipleri ve dayandığı müesseseler vardır. Hepsinin içinde Atatürk tabii ki çok başka olacaktır.

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı (Sayfa 105)Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı (Sayfa 105)
Nilüfer Kuzu, bir alıntı ekledi.
15 May 16:07

"Menderes'in ilk siyasi adımlarını attığı Serbest Fırka aslında üç eski arkadaş arasında, siyasi bir nabız yoklamasıydı. Serbest Fırka problemi, o kadar basit değildir. Ve gene aslında bakılırsa çatışma, İsmet Paşa ile Fethi Bey arasında olmasa gerektir. Bu sahnede asıl karşılaşanlar, öyle sanıyorum ki, formüller asıl şekillenmemiş olsa bile, iki ayrı mizaçtır. Mustafa Kemal ve İsmet Paşa...
Serbest Fırka macerası kısa sürdü. 3 Ağustos 1930’da kurulan parti, 17 Kasım 1930’da Atatürk’ün işaretiyle kapatıldı…
Adnan Bey’in ilk mebusluk yıllarını hatırlayanlar için, onun o yıllarda mecliste hiçbir özelliği yoktur. Menderes, Mecliste silik ve sıradan mebuslardan biriydi. Zaten o zaman Ankara’nın ve Büyük Millet Meclisi’nin, kendine göre, fakat sınırları belli hiyerarşisi vardı. Bütün kademelerin zirvesinde, Gazi Mustafa Kemal’in –insanüstü- kudreti, şahsiyeti yer alıyordu…”

Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)Menderes'in Dramı, Şevket Süreyya Aydemir (Remzi Kitabevi)
Gülseven Çakır, Bir Cesur Kadın Halide'yi inceledi.
07 May 00:52 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

#kitapyorumu
#BirCesurKadınHalide

Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadelenin yaşandığı dönemlerde tarihin derinliklerinde kaybolarak “Bir Cesur Kadın Halide “ romanımı büyük bir keyifle okuyarak bitirdim. Öncelikle değerli yazarlarımız Fatih Özcan ve Yeşim Demir’e harika ve büyüleyici bir roman yazdıkları için çok teşekkür ederim.

1939 yılında Trenlerin Madonnası olarak anılan Şark Ekspresi ile Halide için İstanbul’a dönüş yolculuğu başlamıştı. 1924’te rahatsızlığı nedeniyle vatanını terketmişti Halide. 1935 yılında torunu için bir kez ülkesine gitmiş şimdi ise memleket hasretiyle vatanına geri dönüyordu. 3 güne yakın bir yolculuk vardı önünde ve geçmişte yaşadığı birçok anı gözlerinin önüne sırayla gelmişti.

Osmanlı döneminde ilk kez roman yazan Fatma Aliye hanım’dan sonra ikinci kadın Türk yazardı Halide. İlk romanı Heyula’yı yazdığında 19 yaşındaydı.

⭐️Tarihler 1919 un bahar aylarını gösterdiğinde Halide Fatih, Üsküdar , Kadıköy ve Sultanahmet Meydanları’nda milli uyanışa vesile olabilmek için birçok miting düzenlemişti. Her miting bir öncekine göre daha kalabalık hınca hınç doluydu. İşgal altındaki İstanbul’u kurtarmak için halkın birlik olması şarttı. Milli mücadele adına hep bir ağızdan yeminler edilerek tekbir sesleri ile halkın uyanışının coşkusu sarmıştı alanları.

⭐️2 evlat sahibi anne olmasına rağmen Halide işgal altındaki İstanbul’dan vatan haini ilan edileceğini bilmesine rağmen Ankara’ya gitmişti. Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına ile milli mücadelenin birçok cephesinde elinden gelen tüm yardımları yapacağını belirtmişti.

⭐️ İlk iş iletişim adına Mustafa Kemal’in de onayı ile halkı içlerinde bulundukları durumdan haberdar etmek için Anadolu Ajansı kurmak oldu. Hilal-i Ahmer hastanesinde Halide hastabakıcı olarak çalışmaya başladı. Birçok yaralı askerin hayata tutunmasını amaç edinmişti.

⭐️ Artık Halide İsmet Paşa’nın ordusunda bir erdi. Devamında tüm cephelerde bulunmuş er olarak başladığı askeri hayatı İzmir’in kurtuluşu sonrasında İzmir’e girmeden başçavuş olmuştu.

⭐️ 58 saat süren yolculuğun ardından 3 Mart 1939 da Halide İstanbul’daydı. Geceyi İstanbul’da geçirdikten sonra vakit kaybetmeden Ankara’ya geçti.

⭐️⭐️⭐️ Etnografya müzesinde Atatürk’ün geçici kabrine gelmişti. Soğuk mermere dokunarak mavi gözlü dev ile konuşmaya başladı. Yıllarca içimde kanayan bir sızı oldunuz. Düşüncelerimde yaşattığım, kalbimden söküp atamadığım..
Buluşacağımız güne kadar...
Huzurla uyu!...

Şimdi kulaklarımda çınlayan ses;
“Geçmişi bilmeyen geleceğine yön veremez.”
M.Kemal Atatürk

Ne Mutlu Türk’üm Diyene

Cevat Kelle, bir alıntı ekledi.
30 Nis 17:16 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İsmet İnönü'nün dediği gibi "Mustafa Kemal Paşa'nın askeri meselelerle uğraşmaktan mı, yoksa siyasi meselelerle boğuşmaktan mı daha çok eziyet çektiği" cevaplandırılması zor bir soruydu.

Baş Döndürenler, Osman Pamukoğlu (Sayfa 299 - inkılap)Baş Döndürenler, Osman Pamukoğlu (Sayfa 299 - inkılap)

" Bir gün İsmet Paşa'ya sorarlar:
-Sayın Reis-i Cumhur Atatürk'le beraber hazırladığınız kalkınma plânlarını bu kadar kısa zamanda ve böylesi bir ekonomik darboğazda nasıl başardınız?
İsmet Paşa şöyle cevap verir:
-Sadece, devletin bütçesini kendi
cebimiz gibi düşündük. "

Hichkas, bir alıntı ekledi.
28 Nis 22:26 · Kitabı okuyor · Beğendi · 8/10 puan

"Başvekil İsmet Paşa ve arkadaşları aferizme karşı mücadele ediyorlardı. Başvekil, 'Bir iş ki, kimse yapmaz, devlet yapar, bunu anlıyorum. Bu iş ki, hususi bir teşebbüs yapar, bunu da anlıyorum. Fakat devletin nüfuzunu kullanarak şahıslar veya bankalar yapar, bunu anlamıyorum. Ben devletçilik dene şeyi anlarım, fakat dolapçılığı anlamam' diyordu.

Yol Ayrımı, Kemal TahirYol Ayrımı, Kemal Tahir
Stefania Giorgio, bir alıntı ekledi.
27 Nis 12:31

Ekmeğin karneyle satıldığını bilen,duyan bir çocuğun ,İsmet İnönü 'yü gördüğünde yanına gidip:
"Sen bizi ekmeksiz bıraktın," demesi üzerine :
"Ben belki sizi ekmeksiz bıraktım ; ama babasız bırakmadım," diyen İsmet Paşa'nın verdiği bu cevap ,bir hayli ilginç ,bir hayli duygusaldı herkes gibi Nuran için de.

Rodos'tan Karşıyaka'ya, Zühal İzmirliRodos'tan Karşıyaka'ya, Zühal İzmirli
Halil İbrahim, Nutuk'u inceledi.
 26 Nis 16:38 · Kitabı okudu

Okuduğum Nutuk, Alfa Yayınlarından 2017 yılında çıkan 736 sayfadan oluşan bir kitap. Nutuk “1919 yılı Mayısı’nın 19’uncu günü Samsun’a çıktım”. cümlesi ile başlıyor, Atatürk’ün Türk Gençliğine Hitabesi ile sona eriyor. Nutuk, Kurtuluş Savaşı’nın nasıl kazanıldığını ve 1919’dan 1927’ye kadar olan süreçte ulusal egemenliğe dayalı, çağdaş bir cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlatmaktadır. Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele için büyük fedakarlık ederek mesleğinden istifa ediyor ve mücadeleye başlıyor. İstifa ettikten sonraki süreçte Kazım Karabekir Paşa’nın sahiplenişini unutmamak gerekir. Hatta şunu da belirtmek gerekir ki Kazım Karabekir olmazsa Milli Mücadele de olmazdı. Nutuk'u sonradan yazdığı için Nutuk’ta olayların bazılarında derine inerken bazılarında yüzeysel kalmıştır. Nutuk’un açıklamadığı olayları daha iyi anlayabilmemiz için Nutuk’la beraber Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir’in de anılarını okumak gerekir. Bunları neden diyorum, bir iki örnekle açıklayayım;
Mustafa Kemal Atatürk ; Ali Fuat Paşa, Rauf Orbay gibi Paşaların İsmet Paşa’nın Genelkurmay Başkanı olmasını “İsmet Paşa’nın Milli Mücadeleye en son katıldığı için karşı çıkıyorlar” diye söylüyorlar. Okuduğum başka bir kitapta ise “Meclis Başkanı olarak Mustafa Kemal'in Genelkurmay Başkanlığına kimi seçeceği merak konusuydu. Kazım Karabekir Erzurum'da Kolordu Kumandanı olduğuna göre, akla ilk olarak Fevzi Paşa veya Milli Mücadelenin önemli isimlerinden Ali Fuat Paşa gelmekteydi. Mustafa Kemal Paşa, beklenenin tam aksine Ankara'ya en son gelen Albay(miralay) rütbesindeki İsmet Bey'i Genel Kurmay Başkanı yaptı. Bu şaşılacak bir durumdu.” diyor. Karşı çıktıkları hem geç katılması hem de rütbe bakımından aşağı olması.
Meclisi Mebusan’ın neden İstanbul’da toplanıldığını Rauf Orbay’dan okumak lazım. Çünkü daha detaylı anlatıyor kitabında.
Nutuk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktım diyor ama onun öncesinde ne oldu. Birden mi karar verildi? Onu da Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa’dan okumak lazım.
Bir de Nutuk 1927 yılında yazılırken sanki İsmet Paşa’nın biraz etkisinde kalınmış gibi. İsmet Paşa’ya övgüler yağdırılırken, Milli Mücadelenin diğer komutanlarına aynı tarzda yaklaşılmamış. Bu konuda Kazım Karabekir’i okumanızı tavsiye ediyorum, çünkü günlük yazdığı için olaylara daha hakim ve Milli Mücadelede görev yapanlara hakkını veriyor.1933 yılında Kazım Karabekir Paşa’nın günlüklerine ve kitaplarına el konulduğunu burada yeri gelmişken söyleyeyim. Üst tarafta İsmet Paşa’ya övgüler gelmiş dedim ya mesela Nutuk’ta Genelkurmay Başkanlığı ve Cephe komutanlıklarında İsmet Paşa liyakat ve üstün gayretli diyor. Eğer başarılıysa Kütahya ve Eskişehir savaşlarından sonra Mustafa kemal Paşa ve Fevzi Çakmak Paşa neden cepheye gidiyor? sorusu aklıma geliyor haliyle.
Bir de Sivas Kongresinde tartışılan şu Manda meselesine gelelim. Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya - Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu yüzden Amerika Kongresinden memleketimizi inceleyecek ve gerçeği görecek bir heyet davet etmek için bir mektup kaleme alınıyor. Atatürk "Kongre başkanlık divanının imzalarıyla bu yolda bir mektup hazırlandığını hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba özel olarak önem atfetmiş değildim." diyor. Ama mektubun hemen arkasından, yani sadece 10 gün sonra, ABD Kongresi’nin Sivas’a inceleme yapmak ve rapor tutmak maksadıyla gönderdiği General Harbord’la Mustafa Kemal Paşa görüşmüştür. Bununla ilgili yine Kazım Karabekir Paşa'nın söyleyecekleri var.

Bizim tarihimizde şöyle bir alışkanlık vardır. Doğru veya yanlış olmasına bakılmaksızın bir dönemde bir bilgi veya bir iddia ortaya atılır. Giderek o bilgi kutsallık kazanır ve ona iman edilir. Artık o bilgiyi değiştirmek bir yana tartışmaya kalkmak bile bazıları tarafından imana bir saldırı gibi algılanır. Bu yüzden Tarih için farklı kaynakları okumakta fayda var diyerek sözümü bitiriyorum.

Ali Akçura, Güven - Cilt 1'i inceledi.
24 Nis 01:56 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Mustafa kemal den sonraki İsmet paşa dönemini.Hitlerin avrupayı kasıp kavurduğu dönemde Türkiye kominist hareketinin Tarihini modern bi âşk eşliğinde ele alan Vedat Türkali nin oldukça güzel bir romanı.