• Genellikle Mustafa Kemal Paşa'nın komuta ettiği 7. Ordu'nun Filistin'de yenilmediği, başarıyla geri çekildiği anlatılır.

    Avni Paşa ise bu olayı farklı anlatıyor:

    "Filistin bozgununu gayet veciz ve yalın sözlerle ifade eden ve değerlendiren M.Kemal Paşa'nın işbu telgrafına ilave edecek bir şey yoktur. Yalnız Şam'ın savunmasıyla görevlendirilen İsmet İnönü'nün bu defa da sorumluluklarını, görevini ve Şam'ı yüz üstü bırakıp kendi kararıyla Halep'e firar ve oradan İstanbul'a kaçtığını ve kendisinin (M.Kemal'in) Halep'te sahra muharebesi yapacak halde değilken, Halep'in meşhur 'sahra âlemi'nin birçoklarından geri kalmadığını ilave etseydi, bir askerî ve insanî fazilet göstermiş olurdu. (...)

    Ordu ve kolordularını düşmana teslim edip yalnız aziz canlarını kurtaran kahraman komutanlar elleri boş olarak Halep'e gelebilmişlerdi."

    Avni Paşa daha sonra Mustafa Kemal Paşa'nın Filistin'e Padişah Yaveri üniformasıyla gelişine dair bir hatırasına yer veriyor.

    7. Ordu Komutanı olarak Filistin'e gönderilen M.Kemal'in şerefine Şam civarında, Başmenzil karargâhında bir yemek verilmiştir. Mustafa Kemal, yemekteki konuşmasında Vahdettin'i övmüş ve yüksek hoşgörüsünden onur duyduğunu anlatmıştır.

    M.Kemal'e göre Vahdettin "feraset ve zekâ" sahibidir, olayları çok yerinde değerlendirmektedir ve tek taraflı barış yaparak ülkeyi savaştan çıkarmaya çalışmaktadır. Zaten kendisi de Padişah'ın bu hedefini gerçekleştirmek üzere buradadır.

    İzmir'in işgalinden sonra protesto amacıyla istifa etmeye hazırlanan kabine üyelerini ziyarete giden M.Kemal Paşa'nın, "O halde benim Samsun'a gönderilmem ne olacak?" diye telaşlandığını ve onlara "Aman efendim, bence istifanız hiç uygun değildir. Aksine, ısrar ederek göreve devam etmek gerekir." dediği de Avni Paşa'nın iddiaları arasında.

    Küçümsenip alay edilen Misak-ı Halife...

    Avni Paşa'nın hatıratından öğrendiğimiz bir başka gerçek ise Misak-ı Milli yanında bir de Misak-ı Halife'nin varlığıdır. Misak-ı Milli İtilaf devletlerine karşı yayınladığımız hakkımız olan meşru topraklara dair asgari şarttır. Misak-ı Halife ise Osmanlı'nın bıraktığı geniş topraklar üzerindeki Hilafet'ten gelen manevî haklarıdır. Nitekim Damat Ferid Paşa'nın Paris Konferansı'nda dile getirmek istediği ama İtilaf devletlerince küçümsenip alay edilen talepler gerçekte Misak-ı Hilafet'le ilgiliydi. İngilizler Misak-ı Halife'den hiç mi hiç hoşlanmamışlardı. Çünkü Hilafet'in gücünün tehlikeli bir şekilde kullanılması ihtimalini tehlikeli buluyorlardı. İngilizlerin Halife'yi Anadolu ile uzlaşmaya zorlarken Hilafet'in kaldırılmasını isteyişleri arasındaki çelişkiye dikkat çeken Avni Paşa'nın aşağıdaki ifadesi bence kitabın en çok tartışılacak paragrafı:

    "... Hilâfet'in Türkiye'de kalması lüzum ve gereğine daha ziyade inandım. Yaptığım değerlendirmeden müteessir olanlar; "Paşa, Ankara'da ve Kuvâ-yı Milliye'de hiçbir fert yoktur ki, sizin şimdi söylediklerinizi düşünmüş olsun. Kuvâ-yı Milliye İstanbul'a gelecek İzmir, Edirne'yi almakla ve yalnız Misak-ı Milli'nin tahakkukunu görmekle yetinecektir. Millet de bunun için Mustafa Kemal'in heykelini dikecektir." dediler. Ben de cevaben; "Sizler Mustafa Kemal'in bir heykelinin dikileceğini söylüyorsunuz. Ben ise iki heykelinin yapılacağını zannediyorum. Şu fark ile ki; birini tunçtan; Milliciler Ankara'da yaparlar, diğerini de İngilizler altından Londra'da yapacak ve sırf bunun için Kuvâ-yı Milliye'nin harekâtına katlanacaktır zannediyorum." dedim." [...]

    Ne yazık ki, mevcut kanunlar dolayısıyla (...) işaretiyle yayınlanamayan kısımlar bu hizmeti yeterince yerine getirmesine mani olmuş görünüyor. Artık bu utancı daha fazla yaşamak istemiyoruz. Hatıratlar özgürce konuşabilsin. Ağızlarına takılan susturucular çıkartılsın. Jean Genet'nin dediği gibi tarihin bizi nasıl çarpık çurpuk insanlar haline getirmeye çalıştığı bu meşum üç noktalardan yeterince belli değil mi?
  • 20. Kolordu komutanı Ali Fuat Paşa'nın, büyük önder Mustafa Kemal ile olan bu hatıralarının okunmasını ve okutulmasını önemli buluyorum. Benim için çok duygu yüklü anlam yüklü bir kitap. Okul sıralarında başlayan dostluğun küçük kırgınlıklar olsa dahi ne gibi anılardan geçerek daha da kuvvetlendiğini okumak beni şanslı hissettirdi. Ali Fuat Paşa'nın okuduğum bu ikinci kitabı beni şahsına bir kez daha yaklaştırdı diyebilirim. Ayrıca Kazım Paşa, Ismet Paşa, Mehmet Ali Paşa, Enver Paşa gibi büyükler hakkında bilgi sahibi olmak beni okuma esnasında daha da heyecana boğdu. Kitabın dilinde anlaşılmasını etkileyecek bir zorluk bulamadım. Zaten o dönemin insanlarının kitaplarını okuma hevesinde olanlara çoğu kelime tanıdık gelecektir.
  • Lozan Antlaşması'nı değerlendirirken günümüzün siyasi aidiyetlerini ölçü olarak almak yanlıştır. Günümüzde sağcı, solcu, muhafazakar, liberal, Kemalist olmak Lozan hakkında olumlu ya da olumsuz önyargılı bakışlara yol açmamalıdır. 

    Her büyük tarihi hadise gibi Lozan da kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Dönemin güç dengeleri ve imkanları dikkate alınmadan doğru değerlendirme yapılamaz. Lozanı başarılı ya da başarısız bulmak mümkündür, fakat bu mutlaka objektif araştırmalara dayanmalıdır. 

    ... 

    Lozanı değerlendirirken sadece kendi hedeflerimizi değil, Müttefiklerin politikalarını da göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü Lozan nihayet on yıllık savaştan sonra barış için yapılmış bir uzlaşmadır ve Türkiye'nin kuruluş senedidir. 

    ... 

    Lozan zafer mi, hezimet mi?! 

    Bizde Mecliste Lozan nasıl eleştirildiyse İngiliz parlamentosunda da liberaller tarafından başarısız bulunarak eleştirildi. Liberallere göre Lozan Antlaşması Türkler karşısında İngiliz diplomasisinin hezimetiydi. 

    Keza o dönemde Time dergisinde şu yönde analizler, haberler yapılmıştır:

    > "Lozan'da Hristiyan medeniyeti çarmıha gerildi."

    > "Lozan Antlaşması, yüz yıldan fazla süredir İngiliz diplomasisinin ilk göze çarpan başarısızlığıydı."

    > "Neticede, Lozan Antlaşması, Türkiye'yi yaka paça Avrupa' dan atmak yerine, Avrupa'yı Türkiye' den attı."

    Bizde de öbür tarafta da Lozan Antlaşması'na zafer mi, hezimet mi diye bakanlar ve hezimet sayanlar olmuştur. Bizde hala böyle düşünenler var. Bu bakış tarzı ve hezimet iddiası yanlıştır. Lozan' da bütün taraflar başlangıçtaki tezlerine göre bazı tavizler vererek barışı tercih etmişlerdir.

    ... 

    Böylesine zorlu ve birkaç defa savaşın eşiğine gelinen bir diplomatik savaşta, İsmet Paşa ve arkadaşları, tabi Mustafa Kemal Paşa'nın onayıyla, hiç taviz vermemiş olabilir mi? Öte yandan Lozan bir hezimetse, "Ne istedilerse verdik" ise, niye bu kadar uzun sürmüş, niye savaşın eşiğine gelinmişti? Bu uzun ve zorlu diplomatik mücadelede tavizler verilmiştir, fakat hezimet demek İNSAFSIZLIKTIR. 

    Lozan Antlaşması'nda gizli maddelerin olduğu, geçerliliğinin 2023 yılında sona ereceği şeklindeki söylentiler de tamamen asılsızdır, yalandır. 

    ... 

    Lozan'da alınan sonuçları, Montrö ve Hatay' ın ilhakı ile birlikte düşündüğümüzde ve Türkiye ile müttefikler arasındaki kuvvet dengesini de dikkate aldığımızda, hedeflere önemli ölçüde ulaşılmıştır. Bu açılardan Lozan Antlaşması başarılıdır. 

    Unutulmamalıdır ki, Lozan'da müzakereler devam ederken, İstanbul ve Çanakkale hala işgal altındadır! 
  • İnönü'nün kendisi de anılarında diplomasi tecrübesinin bulunmamasından dolayı güçlük çektiğini anlatır:
    "Kapitülasyonlar meselesinde benim uğradığım güçlük, biraz da askerlikten gelip amatör olarak diplomatlık yapmamdan doğmuştur. Benim bu vazifemden istifade etmek isteyen diplomatlar her tekliflerini, her iddialarını diplomasinin usulüne ve kaidesine uygun bir şekilde ileri sürüyorlardı. Ben bu iddialara karşı amatör bir diplomat olarak ve asker tabiatıyla fikrimi kısa ve kuru ifadelerle söylemek hastalığı içinde bulunuyor, böyle karşılanıyordum. "

    İsmet Paşa 'nın bu şekilde dezavantajlarla işe başladığını, Lozan' da büyük sıkıntılar çektiğini, ama bir süre sonra bu sıkıntıları aştığını göreceğiz.