İsmet İstanbul'un Kapak Resmi

Dünya Ticaret Merkezi'ne saldırının ardından.
CNN muhabiri : Sayın Muhammed Ali, bu dehşetin meydana gelmesine sebep olan teröristlerle aynı dinin bir mensubu olarak neler hissediyorsunuz? Muhammed Ali: Siz (!) Hitler ile aynı dini paylaşan bir mensup olarak neler hissediyorsanız aynısını. / Muhammet Ali Clay

Sana ağır gelen o bir secde var ya, binlerce secdeden alıp kurtarır seni. / Muhammed İkbal

Bir insanın hain sayılması için hainlerin güvendiği şahıs olması yeter. / Muhammed el-Cevad

AIIah'ın bütün takdirIeri, mü'min için hayırIıdır. / Muhammed el-Bakır

Kime ahmakIık veriImişse, iman ondan uzakIaştırıImıştır. / Muhammed el-Bakır

Kardeşinin sana karşı kaIbindeki sevgisini, kaIbindeki ona karşı sevginIe tanı. / Muhammed el-Bakır

Sabır kötülüğe katlanmak değil, kötülüğe karşı Allah'ın emrettiği gibi davranmaktır. / Muhammed Bozdağ

Bedene bakan sevgi sönmeye, ruha bakan sevgi parlamaya yönelir. / Muhammed Bozdağ

Mimar Sinan’ın 400 yıl sonra camiden çıkan şişedeki notu.
Mimar Sinan’ın eseri olan Şehzadebaşı Cami’nin 1990’lı yıllarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, restorasyon sırasında yaşadıkları bir olayı şöyle anlatıyor:
"Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kalıbı yaptık. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık.

TAŞLARIN ÖMRÜ 400 SENE BU ŞİŞEYİ BULDUĞUNUZDA ÇÜRÜMÜŞ OLACAKLARDIR

Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu:

"Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum." Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu´nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.

Bu mektup bir inşanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.".

Mevlânâ Hazretleri buyurur ki: “Şeytanın aklı kadar aşkı da olsaydı, bugünkü İblis durumuna düşmezdi.”

İMAN AKILDA MI KALPTE Mİ?
İslâm nazarında îman; kalp ile tasdik, dil ile ikrar sûretinde gerçekleşir. Yani îmânın asıl tecellî mekânı akıl değil, hissiyat merkezi olan kalptir. Bu husus çok mühimdir. Çünkü îman, ulvî bir histir. Akıl ise, îman hissine ulaşmakta, başlangıçtaki belli merhaleleri aşmak için gereken bir vâsıtadan ibârettir.

Aklen kabul, zihnen tasdik edilen ilâhî gerçekler, kalben de tasdik edilmez ise, gerçek bir îman meydana gelmez. Îman kalbe yerleşmedikçe de amele dönüşmez, davranışlara istikâmet veremez. Bununsa Hak katında hiçbir kıymeti olmaz. Nitekim Cenâb-ı Hak, ilâhî hakîkatleri okuyup bildikleri hâlde kalben hazmetmemiş oldukları için onunla amel etmeyen Benî İsrâil âlimlerinin hâlini, ciltlerce kitap taşıyan merkebe teşbih etmektedir.

Bu yüzden ilâhî hakîkatleri bilmek, onları sırf zihne depolamak değildir. Bilmek, tefekkür ve tahassüs neticesinde hayat ve kâinattaki büyük nizâmın muammâsını çözerek bunun gereğiyle amel etmektir. Bunu yapacak olansa, îman nûruyla aydınlanmış bir kalptir.

AKIL HAMMADDE

Aklın; insan, kâinat ve bunlardaki hakîkatlere bir ayna mesâbesinde olan Kur’ân-ı Kerîm üzerinde tefekkür ederken elde edeceği netice, tıpkı topraktan çıkarılan ham mâdenler gibidir. Bu mâdenleri mâmûl hâle getirense, kalptir.

Kalp; tahassüsün, yani hissiyâtın, duyguların merkezidir. Kalbin “hads, ilham ve sünûhât” kelimeleriyle de ifâde edilen fonksiyonu, aklın sunduğu delilleri birleştirerek, tıpkı kırık bir vazonun parçalarını bir araya getirip aslî şeklini ortaya çıkarmak gibi, hakîkatin kâmil mânâda idrâkini temin eder.

Demek ki hakka ve hayra ulaşmanın mükemmel bir şekilde icrâsı, aklın vahiyle terbiye edilmesini ve aklın tükendiği noktada îman olgunluğuna sahip bir kalbin devreye girerek onun eksikliğini teslîmiyetle telâfî etmesini gerektirir.

TEFEKKÜRÜN KIYMETİ

Tefekkürün kıymeti de, onun tahassüsle takviye edilmesine, yani beyin ve kalp fonksiyonlarının âhenkli bir denge içinde işleyebilmesine bağlıdır. Sadece beyne ve akla ağırlık verilirse, insan belki iyi bir dünya adamı, yani menfaat insanı olabilir. Fakat kâmil bir mü’min olabilmek için, duyguların merkezi olan kalbin de mânevî terbiye ile eğitilip akla rehberlik etmesi îcâb eder. Çünkü hissiyat merkezi olan kalp, aklın tefekkürüne, tefekkür ise irâdeye yön verir. Bu demektir ki, irâdî fiillerin temel sâikı kalptir; orada yerleşip kök salan hislerdir. Bu bakımdan kalbin de ilâhî emirler çerçevesine oturtulması, diğer uzuvlardan daha ehemmiyetlidir.

Zira nefsânî arzular zemininde, gurur, kibir gibi kalbî marazların tasallutu altında ve selîm bir kalbin irşâdından mahrum hâldeki bir aklın tefekkürü, aslî mecrâsından çıkar; insanı, şeytan misâli azgınlığa ve sapıklığa sevk eder.

Mevlânâ Hazretleri buyurur ki: “Şeytanın aklı kadar aşkı da olsaydı, bugünkü İblis durumuna düşmezdi.”

Demek ki akıl, tek başına bir değer ifade etmez. Aklın dümenini ele alıp ona en doğru istikâmeti verebilmek için kalpteki hisleri mânen olgunlaştırmak îcâb eder.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Tefekkür, Erkam Yayınları

İlim + Fakirlik = Kanaat,
İlim + Zenginlik = İnfak,
İlim + Hürriyet = Huzur ve Selamet,
İlim + Güç = Adalet,
İlim + Din = İstikamet

Cehalet + Fakirlik = Şikayet,
Cehalet + Zenginlik = İsraf,
Cehalet + Hürriyet = Anarşi,
Cehalet + Güç = İstibdat,
Cehalet + Din = İfrat -Tefrit