yeryüzüyle gökyüzünün aracısı olarak bulutu
haraca kestiğiniz yerde. ben size alışamam.
tehdit: koltuğunuzun bedeninizle dolmaması.
tehdit: bi' merdivenin uygunsuz konumu, gözüme saldıran güneş ışınlarında yüzünüzün yok oluşu. ağlıyordum, onu gönlümde isterdim ve sadece orada. öylesine yoksulluk, bi' sevi düşünün bu kadar yayılması günlere, hiç karşılıksız. ağlıyorduk. ben bu ıslaklığı tanıyordum, düşümde böyle düşünüyordum size dokunurken. sizbu ıslaklığı tanıyordunuz, düşümde böyle düşünüyordunuz. nasıl biliyorduk, nasıl? her ışıltı anının acı yükünü, ülkemizin sonsuzca yumuşayarak kuraklıktan kurtulduğunu; bu gözyaşlarının susulmuş her çığlık, beklenmiş her sevinç için bu kadar akıcı, saran ve parlak. wet: sorrow. delilik sevgilim, bi' sözcük üzerine kurulmuyor, varolanı dürtüyor, eşeliyor, bölgede yer ediniyor. bi' sabah, bedenimin tüm hücrelerini ele geçirmiş bi' acıyla uyanıyorum, bundan böyle, nereye baktığı bilinmeyen gözlerinizle her karşılaştığımda katlanacak bi' acıyla. onu sürükleyeceğim. sürükleyeceğim ki, açığa çıkarılamayacak, tanımlanabilir gün ve gecelere maledilemeyecek bi' sevi karabasanından aldığım pay, saygısını bulsun içkin dünyasında belirsiz ben'in. yaslı yüreğimin utangaç itirafı: sizi sevmekte ölüyorum.