• Birkaç yıl önce erkek arkadaşımla arabada giderken kaldırımda yürüyen, tanımadığım biri hakkında (yaptığım şey de değildir aslında) yersiz bir çekiştirme yapmıştım. Ve benim naif sevgilim(!) o kadar tatlı haddimi bildirmişti ki..
    İşte o hikaye:

    İkindi vakti namazı öncesi şeyh dervişlerinden birinden, abdest almak için kendisine bir ibrik su dökmesini rica eder. Hem abdestini almakta hem de dervişi gözlemektedir. Bu arada su döken derviş bakar ki şeyhin ellerinin bazı yerleri kurudur ve aklından ‘bir de şeyh olacak doğru dürüst abdest almayı bile beceremiyor ’ diye geçirir. Dervişin alaycı bakışlarını yakalayan şeyh onun aklından geçenleri okur ve “sen bize yaramazsın” diye dervişi kovar.
    Derviş pişman olsa da iş işten geçmiştir. Düşer yollara, ailesi ve gidecek yeri yoktur, yorulmuş acıkmıştır. Karanlıkta bir ince ışık görür ve oraya doğru yöneldiğinde kendisine yemek pişiren çoban onu da buyur eder ve ona acıyıp karşı dağın ardındaki şehirden bahseder. Ancak bu şehrin özelliğini de söyler. Bu köyde ne alırsan sadece ‘Eyvallah’ demek yeterliymiş fakat uyulması gereken 3 kuralı da varmış ve ihlal edeni şehirden atarlarmış.
    “Birinci kural kulun işine karışmayacaksın, ikinci kural Allah’ın işine karışmayacaksın, üçüncü kural yalan konuşmayacaksın” demiş çoban. Dervişin çok hoşuna gitmiş çünkü kurallar ona çok basit gelmiş.
    Ertesi sabah erkenden yola çıkmış ve şehre vardığında doğru hamama gitmiş. Yıkanmış paklanmış, sağ elini göğsüne koyarak hamamcıya “eyvallah” demiş. Hamamcıdan aynı karşılık gelmiş. Emin olmak için derviş “borcum?” diye sormuş. Hamamcı “eyvallah dedin ya o yeter” demiş. Derviş bir ay boyunca böyle yapmış ve "iyi ki de dergahtan kovulmuşum" demiş içinden.
    Bu arada köle pazarından yine bir "eyvallah" karşılığı bir köle kadın almış ve onunla evlenmiş. Günleri güzel geçmekteymiş.
    Günlerden bir gün karşıdan bir adam ve iki kadının geldiğini görmüş Derviş. Kadınlardan genç olanın saçı başı açık, daha yaşlı olanın ise her tarafı kapalıymış. Bizim derviş “Şuna bak, asıl örtünmesi gerekenin her yeri açık saçık” diye bağırmış. O da ne! Genç kadın birden bağırmaya başlamış: “Zaptiyeee, zaptiye kulun işine karışıyoooor.” Derviş ne olduğunu anlamadan soluğu karakolda almış ve biraz da hırpalanmış. Duruma çok içerleyen derviş karakolun dış avlusunda ellerini havaya açarak “Ey rabbim bu nasıl iş? Ben bir kulunu uyardım sadece, bu nasıl iş” diye söylenmiş. Oradan geçen birisi “Zaptiyeeee, zaptiye Allah’ın işine karışıyor” diye bağırmaya başlamış. Ve yine karakol, yine dayak..Bizim derviş yorgun argın evine gelip ve kendini yatağa atmış. Olayı duyan av arkadaşları kendisine ziyarete gelmişler ancak o kadar halsizdir ki karısına “evde yok de evde yok de” der. Bu sefer eşi bağırmaya başlar “Zaptiyeee, zaptiye, eşim yalan konuşmamı istiyoooor.”
    Ve tabi derviş zaptiyelerce şehirden kovulur...

    Ne zaman birisi başkaları hakkında kendisini ilgilendirmeyecek, yargılayacak şekilde konuşsa ya da Allah adına yorum yapsa hep bu hikaye ve yaptığımdan ne kadar utandığım gelir aklıma.

    Neyse, demem o ki: herkes kendi işine baksın!!

    Hadi eyvallah!
  • Gitmek cesaret ister ufaklık
    Gideceğin yer neresi olursa olsun sevdiklerinle arana mesafe girince varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz.
    Vedalaşmakta zor iştir biliyor musun ?
    Oturursun geminin kıçına.
    Bakarsın sevdiklerine gittikçe ufalırlar ufalırlar kaybolurlar.
    O zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar.
    100 defa söyledim sana hüzünlü değilim, mizacım böyle.
    Bak şarabımla beraberim.
    Çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum şarabımdan ayrılmadan hem de.
    Ben şarabımdan ayrılmıyorum.
    O da bana bunca gidene rağmen hala hayal kurdurtmaya devam ediyor.
    Ne olmuş yani büyük adam olamadıksa? Hayallerimizi satmadık ya ?
  • En son işte şey dedi istemiyorum seni felan ee napıyım yani istemiyorsan sen istemiyorsun ben mi istemiyorum yoo ben istiyorum
  • İşte böyle meczup oldum ben.

    Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın
    özgürlüğünü ve anlaşılmamış olmanın huzurunu.

    Çünkü bizianlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar.
  • Şimdi bir şeysin benim için... varsın.
    Fakat bocalıyordum.
    Gizlice dşündüğüm, fark edilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde sırtımdan korkakça, hiçbir teşebbüste bulunmadan birdenbire atmak için yin hayal mi kuruyordum
    Dedim ya işte, bocalıyorum.
    Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
  • 138 syf.
    ·Beğendi
    14 öykü var Devran'da. Öyküler hep içimizden birilerini anlatıyor. Üstelik akıcı bir Türkçe ile anlatılan öyküler." Bunu ben de yazabilirim." hissi yaşatabiliyorsa bir yazar, başarılıdır denir. Bu kitaptaki öyküler işte bu hissi veriyor.Yazım ve noktalama yanlışı bile yok. Düşünün cenaze levazimatçısı var içinde, kapkaççı var, banka soyguncusu, içinizi yakan Baran, Devran, Cemşid var...Kobay öyküsü ise oldukça esprili...
    Bir kitap okudunuz diye terörist olmazsınız, bir kitap okudunuz diye dinden çıkmazsınız ama bir kitap okudunuz diye aydınlanabilirsiniz, sorgulayabilirsiniz, ön yargılarınızdan sıyrılabilirsiniz.
  • İstanbulda akşam metroda eve dönerken oturduğum yerde 1 dklık düşünce varya işte ben farkediyorum ki ben buraya ait değilim diyorum...