• Şanzelize Düğün Salonu/Tarık Tufan
    Uzun zamandır bazı sorulara cevaplar arıyorum ve bu kitap tam zamanında ellerimden tuttu. Zaten inandığım ama bir süredir bocaladığım konulara ışık oldu. Sanki bu boşluk görülmüş duyulmuş da bu kitap elime verilmiş gibi bir his var. Böyle şeylere inanır mısınız bilmiyorum ama ben hep inandım. İhtiyaç duyduğum şeylerin beni bulmasına hep inandım.
    Okuduğum 6. Tarık Tufan kitabı ve hep daha iyisi ile karşılaşıyorum. Anlatımı sade ve akıcı böylece kitabı bir solukta okuyor ve bittiğine üzülüyor insan. Olayları öyle güzel bir kurgu ile yazmış ki heyecanla kitabı okumaya devam ediyor ve ihtiyaç molası olmasa inanın okumayı hiç bırakmayacak bir akıcılıkda kitap. Bir delikanlının, kendisini unutmaya çalışması, benliğinden ve kimliğinden sıyrılma hikayesi diyebiliriz. Sonrasında kendisini bulma hikayesine dönüşüp, aslında bizi anlatan bir aynaya dönüşüyor kitap. Hep sorarım kendime kötüler hep kötü olarak mı doğarlar yada sonradan mı olurlar? Ben her insanın iyi yönlerinin olduğuna inanıyorum ve bunları ancak iyilik yaparak yüzeye çıkarabileceğimizi düşünürüm. Bu hikayede iyi bir aile terbiyesi almış bir insanın, annesinin ölümü ve aşık olmasıyla değişen hayatını okuyoruz. Yada kaybolma hikayesi de denilebilir. Ne yaşarsa yaşasın yüreğindeki iyiliği kaybetmeyen bir delikanlı o. Kötü olmaya çalışıp,olamayan, başaramayan bir gencin hayatı.
    Kitapda iki kadın karaktere yer vermiş yazar ve ikiside aynı, onları çok seven, kırmayan, incitmeyen erkekleri değil tam tersi karakterde olan erkekleri tercih edip hayatlarını mahveden iki kadın. Bu satırları okurken, hayatta da bu böyle diye düşündüm, neden biz kadınlar göz göre göre böyle hatalar yapıyoruz bunun bir açıklamasını bulamadım. Hayatımız da asıl değerli olan insanları görmezden gelip, bize değer vermeyen adamlar için kendimizi parçalıyoruz. Neden?
    Yazar, bir annenin ölümünün insana verdiği acıyı öyle duygulu ve güzel cümlelerle anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil. Bu kitabı mutlaka okuyun çok şeyler kazanacaksınız. Tarık Tufan iyiki tanıdım ve kitaplarının bana iyi geldiği kesin. Son iki kitabı kaldı okunacak, iste o zaman tamam olacak yazar...
    Kitapla ve sevgiyle kalın...
  • Beyaz Gemi/Cengiz Aytmatov
    Yazarın bilmem kaçıncı kitabı yine beni aldı uzak diyarlara götürmeyi başardı. Nedendir bilmem onun kitaplarındaki efsaneleri çok seviyorum. Çocukluğumun eksik yanlarını tamamlıyor belkide kim bilir.
    Küçücük bir çocuk düşünün, anne babası terk etmiş ve küçük dünyasının koca dev adamı dedesiyle yaşamını sürdürüyor. Koca dev adam diyorum çünkü çocuk için dededine olan sevgisini anlatmaya kelimeler yetmiyor, koca dev adam tabiri bu sevginin büyüklüğünü anlatabilme kaygısı bendeki.
    Çocuğun, çocuksu halleriyle babasına özlemi ve beyaz gemiye ulaşma arzusu. Beyaz gemiye kavuşmak babasına kavuşmak bir anlamda. Peki kavuşunca ne olur işte buna cevabı yok küçüğün. Hayatta böyle değil midir zaten? Kavuşana kadar geçen süredir asıl mutlu olduğumuz. Kavuşunca büyüsü bozulur herşeyin.
    Her masal gibi burada da kötüler var. Kötülüğü seçtikleri için mi kötüler yoksa zaten katran karası mıdır içleri? Buna okuyup siz karar verin.
    Dede ve küçüğün büyük inançları vardır, uğrunda ölümü göze aldıkları. Bu inanç onları iyileştirir ve bu hayatta güçlü kılar. Ve bir gün kötülük küçük dünyalarını ve inandıkları her şeyi siyaha boyar. Artık yaşamaya dair ne varsa katran karası olmuş,  çaresizlik içerisinde kalmıştır küçük...
    Geri kalanı okuyup kendiniz değerlendirin derim.
    Kitapla ilgili söylemek istediğim bir kaç cümle var. Sonu beni çok üzdü ve bu kitap çocuklarında okuduğu bir eser. Onları umutsuzluğa, çaresizliğe itebileceği korkusuna kapıldım açıkçası. Yazarın neden böyle bir son tercih ettiğini merak ediyorsanız kitabın en sonunda bahsetmiş ama beni ikna edemedi yazdıkları.
    Bir yazı okumuştum Cengiz Aytmatov'u bu kadar üne kavuşturan kitaplarını Rusça yazması olduğunu söylüyordu. Yazdıklarının hiç mi etkisi yok sizce?
    Kitapla ve sevgiyle kalın...
  • https://youtu.be/smRy6Gddpis

    "Dilce susup bedence konuşulan bir çağda 
    biliyorum kolay anlaşılmayacak" demiş ya, o çok değerli şairimiz İsmet Özel...
    İşte bu çağın en gereksinim duyulacak bir noktayı vurgulamış bence Sevgili Dost...

    İstersen sana anlatayım; sen dinlerken ben de sen de dinleneyim ha, ne dersin?...
    Arada sen bana, nefesim kesildiğinde soluk almam için bir süre tanırsın.
    Eller gibi zamana mecbur bırakmaz, bütün zamanları emrime âmâde edersin bilirim.
    Bazen sana koşarcasına, soluk soluğa heyecanla yazmaya çalıştığım o özlem dolu mektuplarımda; hatırıma gelmeyip beni tıkayan yerlerde, en güzel kelimeleri sen bulmadın mı bana?
    Bulup da; o en basit cümleleri muazzam bir şiire dönüştürdün ve beni tamamlamadın mı, Ey Dost?
    Yazan kalem değildi biliyorsun, o kalemi emrine verdiğim; dokunduğun yürekti...

    Evet Sevgili Dost, senin en sevdiğin mekân...
    Senin en çok değer verdiğin mücevherat...
    Senin en çok hassaslık gösterdiğin masumiyet...
    Kalpti o kalp...

    Zaten sen işini bilirsin Sevgili dost!
    Kalıba kıymet vermezsin, sana yakışana değer biçersin...
    Kalp olsun da; ister güzel ,ister çirkin...
    Ne farkeder senin için...
    Kalp olsun da ister şişman ister sıska...
    Olmaz ki umrunda...
    Kalp olsun da ister uzun ister kısa...
    Hiç gelmez ki aklına...

    Asrımızda oysa bunlara ne kıymetler verilir, bir de para- pulla; mal-mülkle değer katarlar ,yine de tatmin olmazlar be Dost!..

    Neyse ki artık sen varsın, yanımdasın...
    Kaybedilmeyecek kadar değerlisin.
    Nasıl kaybedilebilirsin ki ey Dost...
    Bir kere girdin mi o sırça köşke, çıkmak bilmiyorsun bir türlü.
    O kadar da yüzsüzsün be kalbim...

    Kalbim diyorum sana çünkü seni kalbimle buldum; ancak onunla kaybedeceğim.
    Ama sanma kalp durunca kaybolacaksın.
    Yok yok, o anlamda değil elbette...
    Herkes bu şekilde anlasa da, sen anlamazsın biliyorum; kendimden, kendi kalbimden...

    Ancak ne vakit seni düşünmeyi bırakır da, anılarımızın çiçeklerini sulamayı ihmâl eder, kurumaya terkedersem...
    İşte onlarla beraber kalbimin, yani senin de kurumaya yüz tuttuğun zamandır.
    Unutan unutulandır, benim nazarımda Sevgili Dost...
    Unutursam şayet, senin beni unuttuğundan sayacağım ki, bu çok zor.
    İnsan kendini unutabilir mi?


    Sevgili Dost,
    Şu sıralar içimdeki gizli sandığın boşaldığını hissediyorum.
    O sandukanın boşluğu biliyor musun?
    Beni tarifsiz bir huzursuzluğa itiyor.
    Sorarsın belki nasıl boşalıyor o sandık da; sen böyle bir duyguya kapılıyorsun?..
    Yeni anladım...
    Evet ben de yeni anladım ki, insan içinden geçen herşeyi; sandığından çıkarıp paylaşıyor ve her paylaşımdan sonra içinde bir boşluk hissediyorsa... paylaşılmamalıydı.
    Tamam her şey paylaşıldıkça çoğalır, güzelleşir; lâkin benim gönlümde böyle bir şeye yer yoktu...

    Belki de hayatın bana sundukları böyle bir dünya yarattı bende bilemiyorum...

    Sırrın içinde sırrı; sır gibi gizlemek...
    Belki de zorunlu bir hayat prensibiydi benim için.
    Aynı zamanda derdim...
    Ama ben derdimi seviyorum, hem de çok!
    Böyle bir dert beni elimden tutup sana getirdi ya...
    Bu güvenilmez çağın boşluğunda tutunamayan ruhumu, senin avuçlarına bıraktı ya...

    Mutluluğun kıyısında bizi izliyorum şuan, ey Dost!
    Hem izliyorum hem de çok özlüyorum.
    Dost illa uzakta olunca mı özlenir?
    Ben seni yanımda iken bile çok özlüyorum, Sevgili Dost...
    Hem de çok...
  • Belli ki adamın gözleri bilinmeyen adadan başka bir şeyi görmüyor diye düşünmüş kadın, işte göz yanılması, insanın yanı başında duran insanı görmemesi böyle olur.
  • kendimi dışarıdan alıp içeri koyduğum bir zor zamanda 
    çünkü daha inmek güç 
    inanmak asla derken kimsenin kışına 
    belki de hayret ve puslu o yüze yüzümü astığım bir ilk an 
    hatta korkunç bir telaş 
    bir mükemmel uçurumla vardım yanıma: 
    işte şöyle kara bir baht: oralı değilim 
    işte böyle kusursuz bir suç: aslında yanlıştır buralı sayılmam

    sevmekle hiç, kendimle alakam az bir zamanda 
    anlaşılmaz o humma, özürlü bir vefayla kaldım ayakta 
    annemin kaza, babamın bela döktürdüğü o kurşun için 
    oraya buraya değil, yedi farzla vardım yanına; 
    işte şu yüzden: artık her sabah çabucak uyanıyorum 
    işte bu yüzden: yetimim, yetimim diyebilmek için sana

    kahra atlas, kedere itibar olduğum o gün 
    çünkü dışarıyla hiç, kendimle çabuk anlaştığım bir gün 
    bağlandım yüzüyle yüzümü bir yetim gibi seven sabrıma 
    bağlandım beni dışarıdan edip içeri alan manaya 
    işte şuna korkunç çalıştım: 
    neden gidince hiç, hep dönünce uğramışım yanıma 
    işte şunu korkunç düşündüm: 
    kime denir yetim, velhasılondan başka kimdir kendine bela
  • Vedat Türkali- Bir Gün Tek Başına

    #alıntı
    “Aldatıyorum seni.. korkuyorum kaçıvermenden, iğrenerek bakmamdan. Küçük burjuva duygululuğuma tükürmenden korkuyorum. İmzalayıverdim Vatan Cephesi bildirisini. Hem de budala bir kadının söyleviyle. Alanlarda bilinçsiz, kara kalabalıkları da duygusal söylevlerle böyle kandırıyorlar. Onlardan biriyim işte ! Hem aydın hem de bilinçli ! “

    “Senin Küçük-burjuva duyarlılığın..”


    1960’ların direnişçi, cesur, Devrimci gençleri. Hepsi birer tarih yazdı direnişleriyle. Aralarından birini anlatıyor kitap adı Günsel. Tam bir kadın direnişçi. Her hücresiyle Devrimci. Birde Kenan var tam ona zıt, yine Devrimci oda ama biraz korkak, kendi halinde hatta bazen burjuva. Öyle de güzel bir adam ki. Tesadüf aynı ortamda bulunuyorlar, tanışıyorlar ve aşık oluyorlar. Çok güzel bir aşk var aralarında. Tutku dolu. Fazla seviyorlar birbirlerini. Bir yandan deli gibi direnişe devam ediyor Günsel, diğer yandan aşkını yaşıyor.. Olaylarla dolu günler ayırıyor onları araya özlem giriyor bazen.. Sonra mı ? Sonrası acı, hüzün, öfke, yıkılış ve yine aşk..


    Okurken kendimden bir parça haline geldi kitap. Her gün azar azar okudum. Yaşar gibi. Hissettim herşeyi tek tek, her duyguyu. Derinden etkiledi, sarstı beni. Lütfen okuyun bu kitabı sizde.. Keyifli okumalar ️
  • “Seni gördüğüm zaman içimde böyle bir şeyler oldu. Konuşmayı beceremem ama, anladın değil mi? Canımsın be! Güneşimsin, havamsın yani... bu ağzımdaki izmarit yok mu be kız, işte onun gibi benimsin be! Yani buramdasın. Sen hayatımın tek golüsün yani..”

    Sadri Alışık