• istek-râm olanlar instagram kullanırlar

    ihsan fazlıoğlu
  • Para iğrenç kokar.
    Bir deste yeni para bir polis istansoyunundaki parmak izi alma bölümü gibi mürekkep, asit ve ağartıcı kokar.
    Umut ve istek ile buruşan eskimiş para ise ucuz bir romanın sayfaları arasında gereğinden fazla tutulmuş kuru çiçekler gibi kokar.
  • "Üç istek sizi başkalarının kölesi yapar; sevilme isteği, beğenilme isteği, takdir edilme isteği."

    -Osho
  • Üç istek sizi başkalarının kölesi yapar;
    sevilme isteği,
    beğenilme isteği,
    takdir edilme isteği
  • NARCiSUS

    Narcisus doğduğunda annesi Lirope onu ebenin elinden kaptığı gibi lohusa haliyle Kahin Triesias' ın yanına koşmuş

    O zamanlarda cinsiyet önemli olmadığı için " acaba uzun yaşayacak mı " diye sormuş
    Triesias bu soruyu " eğer kendini bilmezse uzun yaşar" diyerek cevaplamış

    Lirope eve gelince kehaneti kocasına anlatmış, fedakar anne baba olarak bu cümleden çıkan bütün anlamaların üzerinde durmuşlar ve biricikleri Narcisus'un uzun yaşaması için her türlü önlemi almışlar

    Narcisus'un kendini görebileceği her şeyi ortadan kaldırmışlar. Kendine ayna olacak insanları bile hayatlarından çıkarmışlar

    Kendilerinin istediği şeyleri çocuğa dayatırken, çocuğun isteyebileceği her şeyi ondan saklamışlar ve onu her şeyden sakınmışlar

    Böylece Narcisus " arzu, istek, sevgi, sabır..." gibi bir çok duyguyu öğrenemeden büyümüş

    Büyüdüğünde eşsiz güzelliği çevresindeki herkesi kendisine aşık eder olmuş. Herkes tarafından aşık olunan ama kimseyi beğenmeyen biri imiş artık

    Fakat sımarıklığı yüzünden kendisini sevenlere hakaretler ediyor, aşağılıyor, hor görüyormuş

    Mutsuzmuş da aynı zamanda. İçinde hissettiği boşluk yüzünden devamlı huzursuz oluyormuş
    " ayy acaba kendimi şu göle atıp boğsam mı " diye düşündüğü bir gün Tanrı Hera tarafından çok konuştuğu için cezalandırılan bir su perisi Echo, Narcisus'u görmüş ve görür görmez vurulmuş

    Narcisus mutsuz olduğu için sık sık göl kenarına gitmeye , Echo 'da onu her an izlemeye başlamış

    Yine Narcisus'un " Ayy çıldıraciğim tanrım, içimdeki bu boşluk beni mahvedicik, böğrüme pıçak mı saplayım, napim de bu illet boşluktan kurtulayım " dediği anlarda çalılıktan gelen sesler bir anda Narcisus'u heyecanlandırmış

    " kimsin sen" diye bağırmış. Cezalı Echo yalnızca son kelimeyi tekrarlayabildiği için " sen, sen , sen ..." diye karşılık vermiş
    Bu heyecan bir anda Narcisus'un arzulu hayaller kurmasını sağlamış

    Artık içinde boşluk değil darbuka çalan kalbini duyuyormuş

    " gel " diye bağırmış çalılığa doğru
    Şu perisi Echo " gel gel gel kartele gel , karteldekiler kan kardeşler " diyerek çıkmış saklandığı yerden

    Narcisus'un bir anda yüzü düşmüş " Tüü Allah canını almasın senin . Kurduğum hayale , duyduğum heyecana bak , karşıma çıkan fahriye teyzeye bak. Kız sen bu tiple bana aşık mı oldun, bari gelmeden bi kuaföre gitseydin, bari bi aylaynır çekseydin . Kız ben senin olacağıma ölürüm daha iyi be ..." demiş

    Echo'nun kalbinden çıt diye bi ses gelmiş
    Tam gözleri dolmuş ağlamak üzereymiş ki Narcisus " Beni görüntümden dolayı seven biri görüntüsü beğenilmedi diye neden üzülür ki , Ayy yeminle bi tuhafsın, allaşkına yalandan ağlayıp sinirlerimi bozma" diye söylenmiş

    Narcisus'un şimdiye kadar ilk kez mantıklı konuşması Echo'yu çok etkilemiş. Ona hak vermesine rağmen "Du bi kallavi beddua edeyim de sürünsün köpek " demiş ve hemen ellerini açarak konuşamadığı için içinden " güzel tanrım Nemesis beni duyuyor musun?
    Beni duyuyorsan bir işaret gönder ulu tanrım " demiş

    Bir anda kavurucu güneşte yağmur yağmaya başlamış
    Echo yeniden " bir işaret tanrım" demiş

    Aniden bir Gökkuşağı çıkmış , bir rüzgar ağaçları yerlerinden sökmüş
    Echo bir kez daha " bir işaret taaaanrımm " demiş
    Magma hareketlenmiş, yer yarılmış, ufak yanardağ patlamaları görülmüş, göl dalgalanmış, balıklar dile gelmiş...

    Echo olanları sessizce izledikten sonra " Ah tanrım Nemesis, keşke bana bir işaret gönderseydin de senden kalbimi parçalayan Narcisus'u cezalandırmanı isteseydim " demiş ve kafasına düşen yıldırımla hakkın rahmetine kavuşmuş

    Tanrı Namesis kırık bir kalp tarafından kendine iletilen " Narcisus" ismini kayıtlara almış

    Narcisus bir gün avdan dönerken su içmek için eğildiği gölde kendi yansımasını görmüş
    Ufak çaplı bir şok yaşadıktan sonra çığlık atmaya ," taaağğnrıımmm sonunda hayallerime kavuştum, aradığım aşkı sonunda gölün içinde buldum, koşun a dostlar sevdiğimi gölden çıkaralım " diye bağırmaya başlamış

    Herkesin aşkını reddettiği için kimse koşmamış tabi.
    Kimsesiz kalınca " gelmezseniz gelmeyin kendim çıkarırım ki 😏" diyen Narcisus göle elini daldırmış ve sevdiceğinin kaybolduğunu görmüş
    Bir kere daha denemiş, sonra bir kere daha...
    Sonunda aşık olduğu kişinin kendi olduğunu anlamış ve kahrolmuş

    Kalan ömrünü göl kenarında kendini izleyerek ve bu dermansız derde düştüğü için ağlayarak geçirmiş
    Ölüm onu bir sarı nergis'e dönüştürmüş
    --------•-----------•----------•----------•----------•-------

    Ve bu hikaye bize çocukların sahibi değil rehberi olmamız gerektiği, onları koruduğumuzu sandığımız bazı şeylerin aslında onlara yaptığımız kotülükler olduğu,

    Davulun bile dengi dengine olduğu, gözümüzü çok yukarılara dikmememiz gerektiği,

    İnsanları görünüşe göre değerlendirmenin er geç karşılığını bulacağı
    Herkesin değerlendirme şekline göre değerlenecegi

    Narsist ve eko kelimelerinin mitolojiye dayandığı... gibi bir sürü mesajlar verir

    Ama ana fikir olarak der ki" aslında insan kendini sevdiği için değil, başkasını sevmediği için kendine aşık olur. Bu insana bir tür cezadır. Ve insan en büyük düşmanını içinde taşır "

    Yunan mitolojisinden.
  • İnsan kendisini o kadar yalnız görür ki,ölüme doğru bir hasret,tutkuya dönüşen bir istek duymaya başlar.Uyuyup herşeye bir son vermek,uykuyu kabullenip bir daha hiç uyanmamak düşüncesi son derece tehlikeli bir çekicilik kazanır.
  • Biraz vaktiniz var mı?
    Mevcudiyet kavramıyla temellendirilmesi gereken her şey gibi anlamanın onaylamaktan çok bağımsız bir fenomen olduğunu idrak ettiğim –bakın bildiğimden bahsetmiyorum, anlamak için elbette bilmek ön şartı vardır fakat evreler arasındaki geçiş, merhaleleri belirgin kılar- günler şu âna bir hayli yakın. Mevcut olan, varlığını çok çeşitli, belki birçoğu tarafından anlaşılmaz addedilen iç ve dış uyarıcılara kafa yorarken yolcu olmanın tanımını da aslında yoldan bağımsız şekillendirmediğimi fark ediyorum. Zaman zaman yoldan çıksam da yolu kaybetmediğime büyük bir sevinç duyuyorum. Zira arıyorum. Muhalifleri çürütmek, onların yanlışlarını yüzüne sinsice haykırmak yerine iyileştirmenin gücüne daha ziyade inanıyorum.

    Bu kitap sarsıcıdır. Ele kalem alıp satırların altını renklendirmenin kifayet edeceği kadar istikbalden ve tatbikattan yoksun bilgiler anlatmıyor müellif. Benden, bize uzanırken farkında olmadığım, beni benden habersiz, hayatın içinde çok normal ve sıradan faaliyetlerle meşgulken ben, aklımın alamayacağı suretlerde çevreleyen, zor zapt edilir, sağlam olarak içime yerleşmiş, yönümü tayin eden bilinçaltı meselelerime değiniyor. Ben diyorum, biz olarak algılayın lütfen. Saydığım sebepler dahi sarsıcı bir üslup için lüzumlu nedenleri oluşturuyor. İkaz edildiğimi belirtmeliyim. İkaz; kendini şüpheyle aynı yerde yürütenin, şüphesizliğin insanın kendini yitirebilmesi kadar uzak neticeler doğurabileceğinin idrakinde olanlar için büyük nimetmiş, sevdim. İkaza hazırsanız Gustave Le Bon’un bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilecek niteliklere sahip olduğunu düşünüyorum, bazı şahsî mütalaalarına iştirak etmesem de.

    Mezkur eserde yer edinmez fakat mevzuyla alakalıdır: Luhay, Mekke’ye putu getiren ve puta tapmak için insanları teşvik eden ilk kişidir. Luhay, şimdilerde zihnimizin içindedir. Put nedir? Puta tapmak nedir, niçindir? İkisi, eleştirel minvalde yöneltilmesi muhtemel, kapsamı objektif bilgilerden müteşekkil soru kalıpları. Putun ne olduğu, aralarında benzerlik yahut anlam ilişkisi barındıran her şeyin içinde gizlidir. Bu kitap size bunu da ispatlar. Fakat gayrı açılardan değerlendirme yapabilmek için ilkin içinde yaşadığınız aleme kavrama, analiz gibi birçok bakımdan aşina olmanız icap eder.

    Zorunlu saydığımız, sabit bir zemine iliştirdiğimiz efkâr (fikirler), kurban rolümüzü kesinleştirmekten başka hiçbir fonksiyona bu denli kuvvetle sahip çıkmaz. Tutuculuğun her türü insanı mevz-u bahis olana körleştirir. Bilinçli âmiller, farkındalığı yüksek kimseler tarafından daima bir ayrıklık meydana getirirse de kitle psikolojisinin kolunun uzanmayacağı mahal neredeyse yoktur. Bu kitap size kitleyi, kitle içinde genel benzeyişleri, önder algısını, bir kitle içinde birey olarak çok zeki ve aydın kimselerin dahi davranış olarak en sıradan insan seviyesine inebileceğini, tek tipleşmeyi en net misallerle ikna edici şekilde sunar.

    Gelişimde istikrar, karanlığa davada ısrarcı olmaktır. Bu karanlık bizden bağımsız mı peki? Bizdeki karanlıklar bize rağmense o karanlıkların nasıl farkına varacağız kolayca? “Önce de söyledik, kitleler aklî değerlendirmelerden etkilenme kabiliyetinde değillerdir.” Anlayacağınız üzere hedefsel oluşum için ihtiyaç duygulardır. Duygunun fikre dönüştüğü evreyi görebilmek için kendinizle yüzleşebilecek cesaretten mahrum değilseniz, bugüne kadar put haline getirdiğiniz fikirlerinizden, eylemlerinizden uzaklaşıp özgürlüğe ulaşmayı başarmak her zamankinden daha ehemmiyetli görünecektir size. Üstelik “bilmiyorum”u seve seve sarf edenlerden, bildiğiyle yetinmeyenlerdenseniz…

    Faydalı düşünceler edinmek ve bunların huya dönüşmesi için yeterli istek ve azîm çaba, bugüne dek görmezden geldiğiniz, karanlık doğuran ama farkında olmadığınız bilinçaltı oluşumlarınıza ayna olacaksa eğer bunun için hangi mevzularda kolayca tahrik edildiğinizi esasen kitle başlığında (siyasal ve toplumsal sorunlar, eğitim öğretim gibi pek çok içtimai meselelerde), bununla birlikte bu kitlenin içinde değerlendirdiğiniz vaziyetlerin olağanlığından dolayı kendinizi de duygularınızın yönünü değiştirmeniz hususunda bir fail olarak değerlendirmeniz kaçınılmaz olacak.

    Bir eylem, bir insan bize neden mükemmel gibi gelir? Bu yargıyı; nüfuzu, hayallerimizdeki payı, doğruluğu, şartlar vs.ye göre ne kadar iyi tetkik ediyoruz? Doğruyu ne kadar iyi biliyoruz? Bizim dışımızdakileri? Yanılma ihtimalimizi hep dile getiriyoruz da buna dair gerçekçiliğimiz kendimizi ikna içinse?

    Müdafaa ettiklerinizde ne denli adil olduğunuzun yanıtları, örneklendirmelerinizdeki haklılık payı ile ilişkisiz mi? Kendinizi teslim ettiğiniz bilhassa kalıplaşmış öğretileri, adil olma ve taze düşünceler üretme maksadı, iyi niyetinizle gözden geçirmeyi uygun bulursanız o pencere biraz daha açılacak, içeriye temiz hava dolacak. O pencere hangi pencere? Gerçekten istediğiniz temiz hava mı? Yoksa siz de karambol eğilimler kuşatmasında aydınlık günleri arayan, karanlıklar içindeki hırslı savaşçılardan mısınız? İyi okumalar.