Geri Bildirim
  • : Kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman, Evrenin Ruhu'nda bu istek oluşur. Bu senin yeryüzündeki özel görevindir."
  • Nutuk sayfa 303; “Bir Millete, özellikle bir Milletin iş başında bulunacak yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, o memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.”
  • Ama içimde hiç huzur yok -ah, huzur nedir bilemeyeceğim, asla!-, yüreğimin derininde, bir vakitler sattığımız o evin bir köşesindeki ihtiyar kuyu, yabancılaşmış bir evin tozlu tavan arasına tutsak kalmış çocukluğumun anısı var. İçimde huzurdan eser yok, hayır, ama -ne yazık!- huzuru tatmak için istek de yok.
    Fernando Pessoa
    Sayfa 72 - Can Sanat Yayınları - 18. basım: Mart 2017, İstanbul - Çeviri: Saadet Özen
  • Birgün Bile Yaşamak, 1917 Rus Devrimi ( Şubat ve Ekim Devrimleri'yle Troçki'nin sürgün edildiği döneme kadar olan tarihsel süreç olarak ) üzerine kaleme alınmış tarihi bir roman.

    Yazarı Orhan İyiler'in okuduğum tek kitabı olmasına rağmen herhalde yazmış olduğu en iyi roman diyebileceğim kitabıdır sanırım. Çünkü bu kitabı daha önemli kılan bir nedeni var: Rus Devrimi'nin bir Türk yazar tarafından böylesine sürükleyici, akıcı ve etkileyici anlatılmış olması.

    Kitapta dönemin önemli isimleri, olayları, yayınları ve afişlerine varana kadar çoğu şeyi görme olanağınız var. Ayrıca bütün bunları da o zamanın mektupları, konuşmaları ve diğer belgeriyle desteklenmiş olarak okuduğunuzda - bazı bölümler doğrudan bu belgelerden alıntılarla oluşturulmuş - etkisi bir kat daha artıyor. ( Kitabın sonunda her bölüm için ayrılmış bir kaynakça da var ayrıca.)

    1905 Kanlı Pazar Olayı ile başlayan roman, işçilerin Lenin ve Troçki önderliğinde Putilov ve Putilov gibi fabrikalarda örgütlenişiyle Şubat Devrimi ile devam ediyor. Daha sonra Şubat Devrimi'nin, Çarlık'tan sökülerek alınan rejimin küçük burjuva ve kulaklara kaptırılmasını okuyor ve Ekim Devrimi'ne geçiyorsunuz. Buraya kadar yaşanan zorlukları yoğun bir şekilde satırlara geçiren yazar, ardından Devrim'in sürmekte olan Dünya Savaşı'na ve en büyük düşman kapitalist düzene karşı nasıl korunduğunu yaşatır gibi anlatıyor. En sonunda ise Lenin'in ölümü ile Rabrkin deneyimleri ile güçlenen Stalin'in Troçki'yi nasıl öldürmeye çalıştığını izliyorsunuz. Yine en son kısımda Stalin'in aslında Troçki'yi ülke sınırlarında öldüremeyeceğini anladığını ve Troçki'nin yönetime geçebilecek kadar güçlü olduğu halde bunu yapmadığını görüyorsunuz.Troçki'nin - Isaac Deutscher'in Troçki biyografisinde arka kapak yazısında okuduğum gibi - çağımızın en büyük devriminde nasıl silahsız olarak galip geldiğini, daha sonra ise zafer kazanmış, zırhının altında ezilen silahlı bir komutan olarak sürgünüyle kitap son buluyor... ve tabii ki baş kahramanımız Georgi Vasiliyeviç'in ölümü ile.

    Bu tarihsel olayların yanında yukarıda bahsettiğim baş kahramanımızın öyküsünün de bu tarihsel olaylar içinde bir sarmal olarak verildiğini de belirteyim. Katyuşa ile olan aşkı, işçilerle olan diyaloğu, eylemlerde aldığı görevler, ailesiyle daha doğrusu babasıyla yaşadığı büyük ayrılık - sanırım Şubat Devrimi sonrası -...

    Ve Vasiliyeviç'in hapisanede kaldığı sürede Zahar'ı (Oblomov'dan bildiğimiz Zahar Trofimiç'i de göreceksiniz. Oblomov'dan yani efendisinden sonra bir iş bulmuş şekilde.)

    Rus Devrimi hakkında tarihsel olarak bilgi edinilebilecek ve olayların anlaşılmasını sağlayacak bir kitap olarak ilk okunması gerekenler arasında gösterebilirim.

    (İlk inceleme için biraz düşündüm, farklı bir kitabı da yapabilirdim. Yabancı, Dönüşüm gibi kitapları yapardım belki. Ama kararsızlığım yüzünden bu kitaplardan birisini yapmadım. Ayrıca kitabın siteye eklenmesi için istek yolladıktan sonra bu inceleme de iyi oldu sanıyorum. İyi okumalar!)
  • hâlâ istek uyandırıyorum. Hâlâ, caddede erkeklerin usulca eğildiklerini duyuyorum, belirsiz bir rüzgâr onu kırmızı kırmızı kabartarak estiğinde mısırın sessizce eğilmesi gibi.
  • Kendinden bir şey anlamayan kendini anlamlandıramayan bir adam ailesinden kalan mirasla gününü gün eden ama bunların hiçbirinden zevk alamama hali.Kitapta adamın kendi benliğini keşfettiği güne olağanüstü gece deniliyor.
    Kahramanın ailesi öldükten sonra kalan büyük mirasla gönlünü eğlendirmesi,istediği her şeyi elde etmesi ve bir zaman sonra bundan fevkalade bir şekilde rahatsız olması daha dogrusu rahatsız olduğunu farketmesi olağan üstü cümlelerle ifade edilmiş.öyleki şunu dile getiriyor içimde özlemini çektigim şey arzulardan ziyada,arzulanma arzusuydu;daha güçlü,daha bağımsız,daha tutkulu,daha doyumsuz istek duyma,daha yoğun yaşama, belkide aci çekme ihtiyacıydı(sy:7) diyor.duygusal donukluk yaşıyordu ama hem kendine hemde çevresindekilere karşı.O olağanüstü gece her şeyi degiştirdi adeta kendisini buldu mutlulugu,sevgiyi buldu.
    ilk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim(sy:38)Ama bu durumu arkadaşları arasında geçirdigi kaskatı yıllardan daha canlı hissediyordu ve o kaskatı yıllara dönmek istemiyordu.Yazar olayları ve durumları betimlemede harika adeta gözlerinizin önünde canlanmasına bir film gibi izlemenize yardimcı oluyor, kahramanin duygularını hissetmenize yardımcı oluyor.
    Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz,şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı,dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!

    Diyen bir insanım o durumdan,o duygulardan kurtulup mutluluğu sevgiyi kendini keşfetmesini şu cümleyle açıklayayım:

    Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık.Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar!