• Gitdin amma ki kodun hasret ile cânı bile
    İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

    Neşati

    Gittin, ama hasretle, özlemle, canı bile koydun!
    Dostların sensiz olan sohbetini bile istemem!
  • Benim en sevdiğim söz senden duyduğum ben'dir.
    Hep yinelediğim söz sana koyduğum ben'dir.
    İyi olmak adına bilgiç olmak istemem.
    Seni senlediğim söz, bir-bir oyduğum ben'dir.
  • Asla
    bir şey okumak istemem.
    Kitaplar mı?
    Kitaplar da neymiş?
  • Geceleri sessiz çığlıklarım
    ıslak yastığım sebebi gözyaşlarım
    Birde dilendiğim ellerim
    Gönlündür benim cennetim

    İstemen Padişalık taht makam mevki
    İsteyene istediklerini versinler
    Bu can bana yeter vallahi
    Değerini bilmezsem cehennem kâfi

    Zorlada güzellik olmaz elbet bilirim
    İstemem kimse eksik ise yanım
    Gelmez ise davetiyeme
    Çağırın Azrail gelsin yerine


    21 Kasım 18 1:20
  • Çaresizlik çok kötü, çaresizliğe muhtaç bırakılmak ise insanlık dışı!
    Çünkü çaresizlik karşısında yapılan her seçim "kötünün iyisi" dahi olsa bu onu "iyi" yapmaz. Kabul görülen "iyi'ye" alıştıramaz.

    Kitabı okurken, iki düşünce arasında mekik dokuyup durdum.

    Sevmek iyi mi, yoksa kötü mü?

    Dostoyevski'nin beni sürüklediği ilk düşünce;
    Sevmekten, ölmek  suç değil.
    Sevildiği için ölmek ise sevenin suçu. Bazen ağır gelir sevilmek, sevenin taşıdığı yükün altında sevilen can verir.
    Ya da
    Sevmek de suç değil, sevilmekte. Seven, sevdiği için memnun.
    Sevilen ise bu kadar çok sevildiğine şaşkın o yüzden yaptıklarında bir mantık aramak doğru değil. Bundan şikayet etse, korksa, üzülse, tiksinse, nefret dahi etse siz hep bardağın dolu tarafından bakın çünkü sınırlarını zorlayacak kadar çok sevmişsinizdir. Ve verdiği her tepki size karşı bir hayranlık beslediğini gösterir.
    Sevin, insanı insan yapan sevgisidir. Karşılıksız bile olsa körü körüne bağlanıp yine de sevin, hep sevin. Ağlarken sevin, gülerken sevin, inanırken
    Sevin, bir ömür sevin. Sevmekten zarar gelmez.

    (Bu arada, sevgi de mantık yoktu öyle değil mi?)

    İkinci düşünce ise;
    Amannn, aşk-meşk, sevgi ne bunlar? Ben bu dünyaya bir kere geldim bir daha gelmeyeceğim. Bu su götürmez bir gerçek. Ne diye birini bu kadar çok seveyim ki hem bu kendime yaptığım bir haksızlık olmuş olmaz mı? İnsanın benliğini unutmasının ne gibi bir avuntusu olabilir. Onu anımsadığım her saati her anı başka şekilde değerlendirebilirim ve bundan dolu dolu şeyler de çıkarabilirim. Yaşayıp mutlu olmam için birini sevmeye ihtiyacım yok, bi ölümlüye bu kadar bağlanmak beni aptal yapmaz mı? Yapar tabi. Aptal değilim, olamam.
    Biri tarafından  sevilmek de istemem. Aptal olmayı reddettiğim gibi, aptal biriyle muhatap olmayı da reddederim.


    Ah, Dostoyevski ah;
    Kafam karmakarışık. Kitaplarındaki tılsım o kadar kuvvetli ki, birbirinden tamamıyla ayrı iki düşünceye, körü körüne, ayrı ayır bağlanıyor insan. Duygudan duyguya sürüklüyor. Tam bir fikri benimsemişken, savunduğun fikri beklemediğin anda yerden yere vurabiliyor. Biz Okuyucular ise aklımızla dalge geçildiği için kızarıp bozarıyor haliyle. Kim ne derse desin İnsanüstü bir varlık.

    Kitap çok güzel, hatta bittiği için üzüldüm bile diyebilirim. Okuyucuya kesinlikle bir şey katacağına inanıyorum ve tavsiye de ediyorum. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
  • Merhaba Rose, nasılsın? İyisindir umarım.
    Ben de iyi gibiyim ama nerede olduğumu bilmiyorum. Bu söylediklerimi ben mi düşünüyorum onu da bilmiyorum. Sanırım Bedenim öldü ama merak etme zihnim hâlâ yaşıyor. Dün gece çok içtiğimi hatırlıyorum sadece.
    Burası çok sessiz... Sessizliğin sesini duymak gibi ayrıca çok karanlık. Dünya dışındayım sanki ama korkmana gerek yok hiçliğin boşluğunda muhteşem bir huzur içindeyim. Eğer ölmüşsem de güzel bir duyguya benziyor.

    Seni düşünüyordum yine. Zaten burada sadece seni düşünüyorum. Yanlış anlama dünyada da düşünüyordum ama bilirsin işte sıradan gündelik şeyleri de düşünürdüm ama en çok yine de seni...
    Uzun bir süre seni düşündükten sonra seninde içinde bulunduğun başka bir şey daha geldi aklıma. Dünyadayken görmüştüm, bedenimiz yaklaşık 7 oktrilyon atomdan oluşuyormuş ve her bir atom milyarlarca yaşındaymış...
    Yani diyorum ki bizim atomlarımız çok daha önceleri tanışmıştı ve karışmıştı bile. Milyarlarca yıl aradan sonra tekrar kavuşmayı bekliyorlardı ve bedenimizde yer edinmişlerdi...
    Bunu burada düşünmek zihnimi acıtıyor Rose. Ne olurdu dünyada dinleseydin beni? Bak öldüm sanırım, nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yok.
    Ben, "Sonsuza dek seninle olmak bana yetmeyecek kadar kısa bir süre ama başlangıç için fena değil" düşüncesiyle hareket edip ölümsüzlük ilacını yapmayı düşünmüştüm oysa.
    Ve milyarlarca yılın kısa bir diliminde bilinç sahibi olmuşken zihinlerimiz ve ikimiz aynı döneme denk gelip karşılaşmışsa bu bedenler, neden bunu sarılmakla kutlamayalım, böylece atomlarımız da kavuşur, demiştim.
    Bu dünyada değmeyecekse birbirlerine bedenimizdeki atomlar, delice etkileşime geçmeyeceklerse yakarım böyle dünyayı demiştim.
    Ama sen anlamadın sanırım o yüzden güldün ve gittin arkana bile bakmadan.
    İşte o zaman ruhum ölmüştü ve bedenimin de ölmesini beklemiştim.
    Çok beklemiştim sanırım. 70 yıl kadar... Bilmiyorum. Ama sonsuza kadar sürmüş gibi geldi bana.
    Ayrıca bedenimi yakıp, küllerimi uzay boşluğuna savurmalarını istedim...
    Sonra bedenim öldü ve savurdular küllerimi, her şeye karıştım, evrene... Bir sana karışamadım.
    Oysa seni dünyada bulmuştum, çok yakındık, karşı karşıyaydık, göz göze...
    Ama şimdi boyutlar arası uzaklıktayız galiba, ölmüşsem demek ki...
    Artık birbirimizi göremeyeceğiz sanırım Rose ve seni şimdiden çok özledim.

    Ne saçmalıyorum yine...
    Öldüm mü ben?
    Dur bir dakika!
    Oh ölmemişim... şu an rüyadayım. Bedenim uyanmadan zihnim uyandı yine.
    Bazen oluyor böyle...
    Öldüğümü sandım bir an...
    Gerçek hayatta böyle şeyler düşünüp söyleyecek kadar da zeki değilim. Peki bu da ne böyle, nasıl bir rüya?
    Rüyalar paralel evrenlerdeki başka hayatlardaki bizle bağlantılı olabilir. Başka bir evrende bunları yaşamış olan benim bir benzerim bunu kendi yaşamışım gibi hissettiriyor olabilir. Veya önceden yaşadıklarımızın farklı olasılıklarını da gösteriyor olabilir bilinçaltım, ya da sadece zihnim benimle oyun oynuyor bilemiyorum her şey olabilir...
    Neyse Rose, henüz söylediklerimi yaşamadık, yaşamayı da istemem açıkçası.
    Uzak değilmişiz işte önemli olan da bu. Hâlâ dünyadayım ve yaşıyorum ama rüyadan uyanmayı bekliyorum.

    Evet Rose, seni özlediğim zamanlarda çok içip böyle saçma rüyalar görüyorum. Ya da saçma demeyelim hayal gücünü aşan rüyalar diyelim. Ayrıca "seni unutmam için hayatım boyunca sarhoş olmam lazım," demek isterdim ama sarhoşken daha çok acıtıyor yokluğun.
    Ve ne zaman geleceksin? Hazır ikimiz dünyadayken, bedenlerimiz ölmemişken gelsen diyorum. Çünkü dedim ya kaç milyar yıldır kavuşmayı bekliyor bu atomlar... Diğer paralel evrenlerde kavuşamamışlar belli ki. Ayrıca gittiğim her yerde seni özlediğimi fark ettim.

    Sevgili Rose,
    şimdi uyanma vakti sanırım ve uyanır uyanmaz ilk işim gerçek hayattaki seni her yerde arayıp bulmak olacak ve seni bulduğumda da bu rüyayı sana anlatmak...
    Umarım başka bir paralel evrende yaptığın gibi gülüp gitmezsin. Çünkü gidersen o zaman kendi gerçekliğimizde, gerçekten ölürüm.
  • Kalbimizin 40 derece ateşe kaç gün dayanabileceğini,böbreğimizin günün birinde taş yapıp yapamayacağını bilemezsek,söylenmemesi gereken bir hakikati veya bize zorla söylettirilmek istemem bir yalanı söyleyememek için ne kadar tazyike tahammül edebileceğimizi de ölçemeyiz.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 113 - Yapı Kredi Yayınları