• Bir akşamüzeri sarhoş Fransız askerinin annesine sarkıntılık etmesini önlemek isteyerek minicik vücuduyla annesini korumaya çalışan bir çocuk;Mehmet Kamil,süngülenerek alçakça şehit edildi.Bu olay şehirde bomba tesiri yarattı ve Cemiyet-i İslamiye olayı şiddetle kınadı.Halkın galeyana gelerek zapt edilemeyecek hale gelmesinden korkan Komutan Sent Mari,katillerin cezalandırılacağına dair teminat verdi.Hatta çocuğun babasına tazminat vermeye çalıştı ancak gururlu Ökkeş Ağa bu teklifi şiddetle reddederek şöyle dedi:
    "Oğlum öldü ama milletim intikamımı alacaktır."
    Hanri Benazus
    Sayfa 343 - Hürriyet Yayınları - Antep Savunması
  • “Bebek Györgi, o anda Türklerin Kızıl Elma’sını idrak etti. Bu millet, bu dalın tepesinde sallanan olgun erik gibi hoş ve mevcudiyetine iman ettikleri bir şeyin peşindeydiler. Kızıl Elma, olgunlaşmış, yenmesi gereken, ısırılınca lezzetli sular fışkıracak bir maksattı. Ve bu büyük millet, ölümlü dünyanın bu ölümsüz meyvası peşinde gülerek, isteyerek ölüyordu.”
  • Hiç şüphesiz Türk halkalarında mumyalama ve tahnit uygulamaları sadece istisnai durumlarda bilinçli bir şekilde yapılmıştır. Genel olarak sadece kağanlar prensler gibi saygın şahsiyetlere bilerek ve isteyerek uygulanmıştır. Bu gelenek neredeyse günümüze kadar devam etmiştir. Modern Türkiye'nin kurucusu Kemal Atatürk'ün de tahnit edildiğini anımsayalım.
    Edward Tryjarski
    Sayfa 238 - Pinhan Yayınevi
  • Yaşam karşınıza ahlakın ve aklın en canlı örneklerini, erdemli, ağırbaşlı, ölçülü davranmayı ilke edinen, sanki ahlaklı ve ölçülü de yaşanabileceğini kanıtlamak isteyerek çevrelerine aydınlık saçan bilge kişileri çıkarabilir. “Eee sonra?” diyeceksiniz. Sonrası belli. Böylesi gösteriş düşkünleri, yaşamlarının sonlarına doğru birden sendelerler ve artık devrilmesi önlenemez olan bir çam gibi yıkılıverirler.
  • Doktor Şakir Fevzi’nin (bu arada Merhaba) Şehriyar Kalfa’nın anlattığı hikayeyle başlayan ve inanılmaz ama Türk Klasikleri içinde okuduğum (ve öyle sandığım) polisiye kitabını okuma şerefine eriştim. Öyle bir heyecan dalgası sardı ki içimi, bir an olsun bırakmakta zorlandım. Bir hazine peşine düşüyoruz ve kitabın ismi de buna oldukça uygun.
    Tabi bir de objektiflik açısından sizlere kitaptan bir bölüm aktaracağım. Gerçekte böyle bir şey yok. Tabi Osmanlıca çeviri de var ama normal olarak Sultanın böyle bir işkence şekli yok. Olsaydı bir yerde mutlaka görürdüm. Özellikle Atsız ve Ortaylı yazılarında bu konuda bir bilgiyle karşılaşmadığım için savunamasam da o yazıyı buraya ekliyorum.
    “Bitli fındık! Bu müthiş işkence ismi beni birden uzak bir maziye çekmiş sürüklemişti. Babamın kütüphanesinde birçok siyasi kitaplar, tarihler arasında elime geçen Fransızca ‘ermeni ihtilalleri’ ismindeki kitapta bu tabire rast geldiğimi tahattur ediyordum(hatırlıyordum). Kitapta, şark vilayetlerinde Abdülhamid’in memurları tarafından ermeni ihtilalcilerine tatbik edilen bu işkence ariz ve amik (tafsilatlı şekilde) nakil ve tarif olunuyordu. Fındık, bir noktasından delinerek içi ayıklanıyor ve bu delikten birçok bit ithal olunuyor, işkence edilecek adamın tepesinde bir ustura ile bir yara açılarak bitli fındık delik noktası iç tarafta kalmak üzere bu yaraya sokuluyor, bitler delikten dışarı çıkmak isteyerek kanla ve kesilmiş etle temas edince o kadar müthiş bir eza hâsıl oluyor ki en metin şakiler (haydutlar) bile gizlemek istedikleri esrarı faş edip (ortaya döküp) kurtulmaktan başka bir şey düşünemiyorlar." Kalanı sizin düşünceniz.
    Şimdi asıl heyecanlı kısma gelelim mi? Gelelim. KAN DAMLASI adını taşıyan ve bu kitabın devamı olan eserde yayınevi de para hırsı içini bürümediğinden iki baskıyı da tek seferde elimize ulaştırıyor. Elinde olsa her kelimeyi ayrı ayrı basacak Parıltı Yayıncılık görevlilerine duyurulur.
    Köşkte işlenen cinayetin ardından başladığımız hikayemizde sizi Hayret’e uğratacak bir Hayret var ki, çok kaliteli bir adam. Ayrıca Rauf öyle bir yazıyor ki, ana karakterden bile şüphelendim bir ara gerçekten.
    Burada acayip bir durum var. Sıkı durun: Mektupta imza yerine koyu bir kan damlası ve yazı olarak da "-Davet ve teklifimizi kabul etmedin, kendi menfaatini kendin çiğnedin... İhtarlarımızı biliyorsun ya... Bu aynı zamanda haber verdiğimiz tehlikeye teslim olmaktı. Hakkında verilen hüküm yerine getirilecektir, haberin olsun!" şeklinde yazıyla karşılaşıyoruz ve buradan sonrası zaten tahmin edebileceğiniz gibi aşırı heyecanlı.
    Şimdi bir de konuyla alakasız gözüken ama çok ilgimi çeken ( yok canım ne arabaları sevmesi ) bir konudan bahsedeceğiz. Fiat 509. Döneminin en iyi arabası olan bu arabada kitabımızda kendisine yer buluyor. Tam kitabın yazıldığı dönemde (1927-28) üretilen bu araba (1926) o dönem tam tamına 90000 adet satılmış! Bende dayanamadım dedim siz güzel kardeşlerim için bir de görselini yüklerdim.
    https://i.hizliresim.com/oVMjX7.jpg
    Tabi benim favorilerim biraz daha değişik. Mesela bende böyle değişik bir model vereyim sizlere. Hoşunuza giderse bakınız derim. Lancia Stratos, Delta S4 (buna hayranlığım ayrı, çakıllı yolda 2.5 saniye ve 100 km hız. Bu fenadır), Flamina ve son olarak da Lambda.
    Keyifli akşamlar, keyifli okumalar. Akşam temsilcilerimizin maçı olduğundan sanırım bugünlük yeter diyeceğim. Afiyette kalın, bol keyifli okumalar..
  • Bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 Temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31’inci maddelerinin kapsamına soktuğumu biliyorum. Bu tehlikeye isteyerek atılıyorum.