Kemalist Türkiye, bir yandan İstiklâl Harbi'nin çekirdeğini oluşturan "Teşkilatçı" geleneği devam ettirirken, diğer yandan da, bu geleneğin kaçınılmaz bir parçası olan ve en berrak ifadesini iki Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir arada yer almasında bulan devlet içi fragmantasyonun önünü açmış bulunmaktaydı.
Sayfa 13 - İletişim Yayınları / 4.Baskı 2021 / Uygulama: Hüsnü Abbas / Düzelti: Remzi Abbas /Kitabı okuyor
Resmi olarak bağımsız görünen bu ülkeler, hakikatte istiklale erişemediler çünkü gerçek istiklal her şeyden önce manevi bağımsızlık demektir.
Reklam
“Öyle bir Manda verilecekmiş ki, egemenlik haklarımıza, dışarda temsil haklarımıza, kültür bağımsızlığımıza ,vatanın bütünlüğüne dokunulmayacakmış! Böylesine Amerikalılar değil, çocuklar bile güler. Amerikalılar kendilerine hiçbir çıkar sağlamayan büyük bir Mandayı niçin kabul etsinler? Amerikalılar, bizim kara gözlerimize mi aşık? Bu ne hayal ve gaflettir! (…) “ Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe, tek kurşun kalıncaya kadar savaş! Ya istiklal, ya ölüm!..”
Sayfa 144 - Remzi Kitabevi 1. Basım: Kasım, 2021Kitabı okuyor
"Efendiler! Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa' dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa' dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki hangi istiklal vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir." Gazi Mustafa Kemal Atatürk (6 Mart1922, TBMM)
Destek Yayınları, 16. Baskı, Mart 2020
İstiklal Marşı çok büyük edebi bir metindir. Çok derin bir felsefesi, derinliği vardır. Keza yine Akif'in yazdığı Çanakkale şiirinde, yani şehitlerin ardından yazdığı mersiye için dönemin en önemli insanlarından Süleyman Nazif "Allah'ın şehitleri olduğu gibi, şairleri de vardır" demiştir. Mehmed Akif dindarlığın, dürüstlüğün ve milli hissiyatın kendisinde vücut bulduğu, çok büyük bir adamdı. Bu ifadeyi Nazım Hikmet; "Akif inanmış adam, büyük adam" diye özetlemiştir.
Sayfa 400 - Kronik KitapKitabı okudu
Nerde İstiklâl Harbi’nin o mutlu günleri Türlü düşmana karşı kazanılan zaferi Hiç sanmam öyle ağarsın bir daha tanyeri
Reklam
atatürk'ün gençliğe hitabesi
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! K. ATATÜRK (20 Ekim 1927)
İstiklal kahramanlarını, istiklal adına, istiklallerinden mahrum bırakan İstiklal mahkemeleri… İstiklal…
Sayfa 37
Irkçı/Göçmen Olan Ümit Davayı Kazanmış...
Halil Konakçı, Ümit Özdağ'a açtığı 3 kuruşluk davayı kaybetti. Ümit Özdağ, Halil Konakçı için "Hak ettiği İstiklal Mahkemesinde yargılanmak" demişti.
“Ya istiklal, ya ölüm” kuralını, siyasî terbiyeden mahrum kütle ile özel menfaatlerine fazla bağlı sınıfın kafasına sokmak kolay değildi. Fiiliyat devrinde ise harekete ve heyecana gelen efkar, mantıkla pek kayıtlanmaz, mukadderatını idarecilere teslim eder.
Reklam
Osmanlıcılık, İslamcılık fikrinin resmen çürüdüğünü milliyetçilik ipine sarılmaktan başka kurtuluşun olmayacağını belirtir. Eski imtiyazlarla siyasi ve ekonomik bakımlardan Türkiye'nin Avrupa devletlerinin elinde esir oluşu, Türk halkının genelinde uyanış, bilgi ve kültür bulunmayışı, dini taassubun güçlü olması, Türklerin kendi ellerinde ticaret, sanat bulunmayışı, ziraat işlerinde çok geride kalmaları, Avrupa'daki manasıyla milli hissiyata sahip olmamaları ve yabancı devletlerin menfaatlerinin Türkiye'nin istiklâl ve kuvvetini yok etmekte olması gibi faktörleri dikkate alarak Osmanlı Devleti'nin müstakil olarak yaşaması ve istiklâlini korumasını imkânsız olarak görür.
Sayfa 264 - Fatih Kerimî - İstanbul MektuplarıKitabı okudu
Evet, Hilâfet'in ilgâsıyla Türkiye, gerçek dostlarına baş olmayı reddederken, dost görünen düşmanlarına kuyruk olmaya zorlanıyordu. Lakin düşman bu, gün olur, belki kendilerine kuyruk olmasını bile kabul etmezler... Laiklik ise Batı dünyasında olduğu gibi din ve vicdan hürriyeti mânasına değil de, âdetâ din aleyhdarlığı şeklinde kabul
Türkiye’de bir erkeğin başına şapka geçirmek başka, bir kadının peçesini yırtmak başka bir şeydi. Böyle bir değişiklik ne Takriri Sükun kanunuyla, ne de İstiklal Mahkemeleriyle elde edilebilirdi. Gazi, yine de, Kastamonu gezisinde bu değişiklik için gerekli ortamı hazırlamaya girişmişti.
Sayfa 488
Anadolu'nun ortası, asıl anavatanın göbeği tuzlu göllerden, kireçli topraklardan ibaret bir çorak ülkedir. Burada, Türk milleti, çölde Beni Israil'i andırır. Şimdi ise bir cehennem çemberi onu, her tarafından kuşatmıştır. Bütün bereketli ve zengin toprakları çepeçevre elinden alınmıştır. İstiklâl Mücadelesi'nin "ya ölürüz, ya kurtuluruz", parolası işte, bundan ileri geliyor.
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.