• Bir Teşkilat-ı Mahsusa subayından bekleyebileceğimiz bir ferasetle, Eşref, Süveyş Kanalı’ndaki Osmanlı-İngiliz düellosu hikâyesinde, askerî düzlemde yatandan daha fazlasımım olduğunu ortaya koyar. Gizli operasyonlar icra edilmekte veya tertiplenmekteydi. Eşref ’in şahsi belgeleri perde arkasında neler olduğuna ilişkin şahane bilgiler sunmaktadır. 1914 senesinin son haftalarında Eşref Sina’da akındayken, Teşkilat-ı Mahsusa’nın İstanbul’daki karargâhında bulunan Süleyman Askerî ise Mısır’a bir komando kuvveti yerleştirmek için gizli bir operasyon tasarlıyordu. Eğer sefer kuvveti Süveyş Kanalı’nı geçmekte başarılı olursa, bu “ağır” akıncılar çetesi Mısır kıyısına çıkarılacaktı. Grup gece vakti Yafa’dan gemiyle gelecekti. Askerî, bu kuvvetin Mısır halkı tarafından kabul görmek için neye ihtiyaç duyacağını sormak üzere şifreli bir telgraf gönderdi. Eşref, dağlardan yoksun, gizlenmek için neredeyse hiç siper olmayan Mısır arazisinin böyle bir operasyona ev sahipliği yapmak için pek imkân tanımadığını söyleyerek planı kesin bir dille reddetti. Bunun yerine, Mısır’ı tanıyan Osmanlı ajanlarının Bodrum’daki deniz üssünden kalkacak bir denizaltı aracılığıyla Libya üzerinden Mısır’a sızmalarını ve Senusî tarikatına mensup bağlantılarından faydalanmalarını önerdi. Ona göre bu, Mısır’ı tanıyan Osmanlı ajanlarının propaganda yapması ve gizli operasyonlar icra etmesi için daha iyi bir yol olacaktı. Eşref kendinden üçüncü şahıs olarak bahsederek şöyle yazdı:
    Teşkilat’taki adamlarımız bu şekilde dört bir yandan saldırıya açık kaldı. Ajanlarımız arasında Eczacı Vedad [Yalıntürk] ve Münime Teyze gibi kişiler mevcuttu. Heyhat, çok yazık. Bir süre sonra enterne [ele geçirildi] edildiler [İngilizler tarafından]. Kadın ayrı tutuldu, dostumuz Vedad ise bir kampa atıldı. İngilizler, Vedad’ın Eşref ’e yakın olduğunu bildiklerinden dolayı muhtemelen bu kadın ve Vedad’ın Eşref tarafından gönderildiğini
    düşündüler. Vedad’ın, tutsak olduğu vakitte İngilizlerin kendisine yaptığı sıra dışı bir teklif hakkında daha sonra yazdığı bir rapora Eşref ’in
    atıfta bulunması merak uyandırıcıdır. Görünüşe göre İngilizler, rüşvet teklif etmek suretiyle, Osmanlıların önde gelen komutanlarını
    savaş dışı bırakmaya teşebbüs etmişlerdir. Eşref tarafından aktarıldığı şekliyle, Vedad’ın raporu, boylu boyunca alıntılanmaya değer bu dikkat çekici teklif hakkında bilgi vermektedir: "Eşref ’in dostu ve bir Teşkilat-ı Mahsusa mensubu olduğumu düşünerek beni tutsak ettiler. Fakat benden hiçbir bilgi alamadılar. Ve benden hiçbir bilgi alamayacaklarını da biliyorlardı. Münime Hanım’dan da hiçbir şey öğrenemediler. Bir süre sonra,
    Eşref ’in maiyetiyle Libya’da bulunmuş ve o vakit bizimle birlikte Mısır’da tutsak olan Arap Kamil’i seçtiler. Onu bizden ayırdılar ve James restoranına gönderdiler. Mısır’ın en luxe restoranında Türkçe bilen iki generalin eline teslim edildi. Arap Kamil ve bu generaller arasındaki diyalog şu şekilde gerçekleşti:
    General: Sizin isminiz Fotografcı Kamil midir?
    Kamil: Evet efendim.
    General: Enver Paşa’yı nereden tanır[sınız] ve dostluğunuz neredendir?
    Kamil: Enver Paşa’yı ben tanırım. [O] Beni görse şimdi tanımaz belki, zira ben onun ordusunda bir fotoğrafçı idim.
    General: Eşref Bey’i tanır mısın?
    Kamil: Pek yakından. Zira ben fotografcı iken o da urban kumandanı, fakat amatör bir ressam ve fotograf meraklısı olduğundan beraber harblerde, hatta ateş arasında beni yanına alarak çok entersan ve estanteniye resimler çeker ve çekdir[ir]di ve ben[i] sanatım [ve] cesaretimden sever ve iltifatla korurdu, chambre noire [karanlık oda] çadırında beraber çalıştığımız olurdu.
    General: Sana bir vazife vereceğiz. Kimselerden bu sır işitilmeyecek. Aksi hâlde yok olursun. Bunu böyle bil.
    Kamil: ——
    General: Dinleyiniz.
    Kamil: Buyrun.
    General: Seni Eşref Bey’in bulunduğu Süveyş karşısındaki sahile göndereceğiz. Kanal karşısında onun adamlarını bulup, “Beni Eşrefe Bey’e götürün,” deyip Eşref ’i bulursun. Ve şunları kendisine söyleyeceksin: Zavallı Kamil’in ileteceği mesaj, İngilizlerin Türkleri sevdiği ve Türklerle bir ihtilafları olmadığıydı. Ayrıca Eşref ’e bir teklifte bulunmak istiyorlardı. Eğer dostları Enver ve Cemal Paşaları harbe girmemeleri gerektiğine ikna edebilirse, İngilizler onlara 2.000.000 altın sterlinlik bir ödeme yapacak ve Osmanlı İmparatorluğu’na da 10.000.000 altınlık bir borç vereceklerdi.
    Eğer Eşref, Enver ve maiyetini bunu ikna edemezse, Sina’daki faaliyetlerini geciktirmesi karşılığında bizzat ona 50.000 altın sternlinlik bir ödeme yapacaklardı. Eşref bunu kabul edecek olursa ona 50.000 altın sterlinlik bir ödeme gönderecek, Kamil’e de 3.000 altın sterlin vereceklerdi. Yolculuk için Kamil’e 100 altın veren İngiliz subaylar, kendisinden derhal bir yanıt vermesini beklemediklerini, iyice düşünüp tekrar buluşmak üzere iki gün
    içerisinde St. James’e gelmesini söylediler. Bize aktarılan, 48 saat sonra geri döndüğünde Kamil’in muhataplarına şunları söylediğidir:
    “Cenerallarım, çok düşündüm. Eşref ’in karakterini ortaya koydum. Bu teklifi inceledim. Ve gördüm ki ben Eşref ’e bu teklifi yapar yapmaz ya alnıma kurşunu yiyeceğim yahud da ‘Bu işin altında daha(?) neler vardır,’ diye hemen beni divan-ı harbe verecek. ‘Düşman tarafından bizi iğfale gelmiş,’ diye beni kurşuna dizdirecek. Bence ve benim bildiğim Eşrefce yapacağı budur.” Buna mukabil subaylardan biri bu görevi yapmaya kimin uygun olabileceğini sordu. “Alimallah, bilmiyorum,” diye yanıt verdi Kamil. “Bildiğim tek şey, böyle bir teklifle Eşref’e her kim giderse gitsin, alacağı cevap kurşun yemek olacaktır.” Generaller bunun ardından Kamil’e nereye gideceğini sordular. Kamil, eğer gitmekte serbestse, Zagazig’deki ailesinin yanına döneceğini
    söyledi. Kendisine gitmekte serbest olduğu söylendi, fakat eğer meseleyle ilgili tek bir kelime bile duyulursa, bunu canıyla ödeyeceğine ilişkin uyarıldı. İki saat sonra eve dönmek üzere tren istasyonundayken tutuklandı ve yeniden hapse atıldı. Pek bilinmese de İngiliz hükûmetinin rüşvet aracılığıyla Osmanlı
    İmparatorluğu’nu savaştan vazgeçirmeye yönelik bazı teşebbüsleri olmuştu. Bunlardan ilki henüz 1915’te, Osmanlıların Sarıkamış’ta uğradıkları vahim bozgunun ardından uygulanmıştı. Deniz İstihbarat Daire Başkanı olan Albay Reginald Hall, savaş döneminin kabine sekreteri olan Sir Maurice Hankey’nin
    onayıyla, İstanbul’a £4.000.000 teklif edilmesini önermişti. Müzakereler 1915 Nisan’ında gerçekleşti, fakat Müttefik kuvvetlerin Gelibolu’ya yaptığı çıkarma bir uzlaşma ihtimalini ortadan kaldırdı. Buna benzer bütün çabalar içinde en çarpıcı olanı, Osmanlı İmparatorluğu’nu ve özellikle de Enver Paşa’yı
    devasa paralar karşılığında savaştan ayrılmaya ikna etmek üzere 1917 Kasım’ı ile 1918 Ağustos’u arasında gerçekleşen gizli görüşmelerdi. Tekrar tekrar gerçekleşen müzakereler sırasında 25 milyon dolara varan rakamlar tartışıldı. Enver’den istenen, Boğazlar’ı İngiliz savaş gemilerine açacak şekilde düzenlemeler yapması, Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u muhafaza etmesi ve Filistin’i elde tutması karşılığında askerlerini Hayfa- Dera demiryolu hattının kuzeyine çekmesiydi. Bu teşebbüs, Londra’da bulunan silah imalatçılarından Vickers’ın mali ve idari işler sorumlusu Vincent Caillard aracılığıyla, Başbakan Lloyd George’la irtibatta olan, Osmanlı doğumlu Yunan silah tüccarı Basil Hazaroff vasıtasıyla yapıldı. Deşifre edilmesi pek güç olmayan “ZedZed” kod adını kullanan (Başbakan’dan ise “başkan” olarak bahsediliyordu) Zaharoff, çok sayıda ülkeye silah satarak servet kazanmış efsanevi bir figürdü. Zaharoff, Osmanlı’nın İsveç temsilcisi, aynı zamanda Enver’in amcası olan Abdülkerim Bey aracılığıyla İngiliz hükûmeti adına Enver Paşa’ya yanaştı (kod adı “para çantası). Başlangıçta bir anlaşma sağlanabilecekmiş gibi görünse de nihayetinde zamanlama doğru değildi. Rusların savaştan çekilmesi, Osmanlıları zaferin mümkün olduğuna inandırdı ve bütün mesele kaçırılmış bir fırsat olarak kaldı. Eşref ’in anlattıkları, hikâyeye yeni bir sayfa
    eklemektedir. Diğer kaynaklar tarafından teyit edilmemiş olsa da Eşref ’in beyanı, İngilizlerin Ortadoğu politikalarına ilişkin bilinenlerle uyuşmaktadır. Bu mesele, İngilizlerin Osmanlıların Hilafet iddiasını gayri meşrulaştırma çabası ve pek yakında, genelde Osmanlı İmparatorluğu ve özelde Eşref üzerinde doğrudan tesirde bulunacak bir gelişme olan “Arap İsyanı”nı tetiklemek adına Mekke Şerifi Hüseyin’e sağladıkları para ve materyal gibi “alışılmadık” planlarla birlikte ele alınmalıdır.
  • Aile. Arkadaşlardan çok daha önemlidir.!Birbirine...ait olmak demektir. Birbirini korumak demektir. Ne olursa olsun birbirinize arka çıkarsınız.
  • ... insan affetmediği biri için gözyaşı dökmez.
  • İraden yeterince güçlüyse, her şeyi değiştirebilirsin.
  • Kontrol sendeyse şans diye bir şey yoktur!
  • 736 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın içeriği gayet akıcı fakat sonu düşündürücü bitti başlarda acayip şekilde sıkıcı geldi bıracak gibi oldum.

    Daha sonra olaylar gelişmeye ve neredeyse sayfalar kendi kendine değişmeye başladı Polisiye sevenlere kesinlikle önereceğim bir kitap.
  • 736 syf.
    ·7/10
    Öncelikle kitabın başlangıç kısmının çevirisi mi çok kötü yapılmış bilmiyorum ama başlangıç adlı kısmı okuması çok zordu. Birinci bölümle birlikte akıcı bir üçüncü tekil şahış anlatımı başladı.

    Kitabın güçlü bir edebiyatı yok. Sadece akıcı bir hikaye anlatımı var. Pratik dinamik. Okuyucuyu sıkmadan ilerliyor ve bu haliyle 7 puanı kapıyor.
    Keyifli okunabilecek bir kitap ama asla 7 puandan 0.1 fazlası bile etmez.