Geçmiş hatıralar ve gelecek özlemler yalnızca memnuniyetsizlik yaratır. Zihinsel sükunete giden yol şu anı gözlemekte ve farkındalığımızdan oluşan nehirde rahatsız edilmeden akıp gitmesine izin vermekte yatar.
Bağlar ve bunların bol miktarda olması dolu bir hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır ve acı beklentisi yüzünden bu bağlardan kaçınmak hayatta yalnızca yarım yamalak var olmanın kesin reçetesidir.
Her zaman hayatın en lezzetli kısmını daha bulmadığına inanmış, hep geleceğe, daha yaşlı, daha akıllı, daha büyük, daha zengin olacağı zamanlara imrenmişti. Ve sonra kıyamet kopmuştu, tersine dönüş, geleceğin ani ve felaketi andıran biçimde yerilmesi, eskiye özlem başlamıştı. Bu tersine dönüş ne zaman başlamıştı? Yarının altın vaadinin yerini ne zaman nostalji almıştı?
Buddha genç bir adamken sıradan insanların kendisinden gizlendiği, babasının sarayında yaşıyordu. Ancak babasının sarayından ilk kez çıktığında hayatın dehşet verici üç temel unsuruyla karşılaşmıştı: hasta bir insan, bir ayağı çukurda bir yaşlı ve bir ceset. Varoluşun trajik ve korkunç doğasını keşfi, Buddha'nın dünyadan el etek çekmesine ve evrensel acıdan kurtuluşu aramasına yol açtı.