• Büyükanne doğru yaptığımı söyledi çünkü iyi bir şeyle karşılaştığın zaman, yapman gereken ilk şey bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır; bu şekilde iyilik öyle bir yayılır ki nereye gittiğini bilemezsiniz. Ki bu da doğrudur.
  • 174 syf.
    ·3 günde·10/10 puan
    Maksim Gorki 'nin gerçekçiliği ön plana çıkardığı üç tane harika öyküden oluşuyor kitap. Gorki'nin her kitabında yakalayamadığını düşündüğüm etkili ve akıcı anlatımını bu kitabın her sayfasında okuyorsunuz. "Bir zamanlar insan olan yarattıklar" öyküsündeki toplumsal bilincin uyandırılması yaklaşımını sanırım Gorki hiçbir kitabında bu kadar etkili anlatmamıştır. Gorki'nin en iyi kitaplarından birisi diyebilirim. Mutlaka okuyun.
  • 140 syf.
    ·Beğendi·10/10 puan
    Dostoyevski’nin bazı kitaplarını yıllar önce lise zamanımda okumuştum, içeriğini hatırlayamasam da üzerimde müthiş hisler bıraktığını hatırlıyorum. Okuduğum ve hâlâ okumadığım klasiklerin çoğunu okumayı hedeflediğim bu yılda başladığım klasiklerden biri Yer Altından Notlar. Sayfa sayısından çok kısa sürede bitecek gibi görünüyor ki öyle de oldu ancak satırları okurken üzerinde uzun uzun düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz, bir çırpıda okunup geçilecek bir kitap değil. Ki söz konusu Dostoyevski’nin yazdığı bir kitapsa bu durumdan bahsedilemez bile diye düşünüyorum.
    Kitapta kendini toplumdan soyutlamış bir birey üzerinden çoğumuzun belki de zaman zaman hissettiği iç çatışmalara yer verilmiş.Tamamen iyi olmak diye bir şey olmadığını bunun bir yanılsama olduğunu düşünenlerdenim, her insanın içinde iyi ve karanlık taraflar var. Ve kitapta bu öyle güzel aktarılmış ki.. Yaşanan iç çatışmalara karşın devam eden bir hayat, maskelerimizi takıp ayak uydurmamız gereken bir toplum var ve kitapta bunun kişiyi ne kadar zorladığını apaçık gözler önüne seriyor. Kitaptaki karakter ayrıca müthiş bir gözlem yeteneğine sahip biri ve bunun yararından çok zararını görüyor. “Baylar, yemin ederim ki, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık.” Bu sözle çoğu yerde karşılaşmışsınızdır ve bu sözün neyi ifade ettiğini kitabı okuyunca karakter üzerinden daha net anlayabiliyorsunuz.
    “Bana en çok dokunan, suçlu olsam da olmasam da her zaman bir çeşit tabiat kanuna uyar gibi, herkesten önce kendimi suçlu görmemdi.” Kitaptaki bu söz bana kendimle ilgili bir şeyler söylediği için bu kadar dikkatimi çekti sanıyorum ki..
    Kitapta medeniyet hakkında söylenenlerinde ayrıca önemli düşünüyorum, yüz yıllar önceki günlük yaşantı için yazılan bu sözlerin günümüzde de hala geçerli olması şaşırtmıyor, keşke şaşırtsaydı..
    “Doğrusu şahsi çıkarlara dayanan bir sistemle insanlığın ıslah olacağını iddia etmek bence, hemen hemen...Buckle’ın medeniyetin insanları yumuşattığını, bu sebeple daha az vahşi, daha barışçıl hale getirdiğini iddia etmesine benzer... Medeniyet neyimizi yumuşatmış? Medeniyetin insanda duygu çeşitlerini artırmaktan başka işe yaradığı yok... İnsan medeniyete kavuşmakla eskisinden daha fazla kan dökücü olmamışsa bile, en azından daha kötü, daha iğrenç bir kan dökücü olduğu kesindir.”
    Kendi hayatımdan da yola çıkarak buna hedef de diyebiliriz haz da arzu da.. hedeflerime ulaştığımda yaşadığım hazzın kısa bir zaman sonra tükendiğini aslolanın o hedefe giden yol ve o yolda verdiğim emek olduğunu çoğu kez deneyimlemişimdir. Sonuca değilde sürece odaklanmanın daha önemli olduğunu düşünürüm. Bununla ilgili olarak kitaptaki okuduğumda beni gülümseten alıntıları paylaşmak isterim:
    “İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar. Çünkü onu bulur bulmaz artık erişecek şeyi kalmayacağını bilmektedir...Onun için gayeye her yaklaşmada bir huzursuzluk hissedilir. İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez.”
    Schopenhauer da bu konuda “Arzu edilen şeyi elde etmek, onun ne kadar nafile olduğunu keşfetmektir.” demişti. Tarihten de örnek verecek olursak IV. Murad bu konuda "Bağdat'ı almaya çalışmak, Bağdat'ı almaktan çok daha keyif vericiydi." minvalinde bir söz söylemişti diye hatırlıyorum.
    Kitapta iradenin varlığı hakkındaki akıl yürütmelerden de paylaşmak istediğim alıntılar var:
    “Gerçekten, ya günün birinde bütün arzu ve kaprislerimizin de formülü bulunur, daha doğrusu, bunların esasına, hangi kanunlara bağlı olarak meydana gelip nasıl geliştiklerine, çeşitli durumlarda hangi yolları takip ettiklerine vs. dair kesin bir matematik formülü ortaya çıkarsa, o zaman insan muhtemelen, hatta mutlaka hiçbir şey istememeye başlar. Cetvele bakarak arzu etmenin ne tadı olur?”
    “... zaten galiba insanların bütün işi, bir cıvata değil de insan olduklarını her an kendi kendilerine ispat etmektir!... Henüz bu dereceye gelmediğimize, iradenin kim bilir hangi şeytanın keyfine bağlı olduğunun hâlâ anlaşılmamasına sevinme...”
    Nitekim Schopenhauer’ında söylediği gibi “İstediğimiz şeyi yapabiliriz ancak sadece yapmak zorunda olduğumuz şeyi isteyebiliriz.”
    Son bir alıntıyla alıntılarla dolu olan incelememi noktalamak isterim:
    “Kim bilir belki de insanların yeryüzünde ulaşmaya çalıştıkları tek gaye, bu gayeye ulaşma yolundaki daimi çaba, başka bir deyişle hayatın ta kendisidir.”
    Keyifli okumalar.. :)
  • “Bu kadarz işte. Elimizden hiçbir şey gelmediğinde bu kadarcık kalıyoruz. Sonra fark ediyoruz ki zaten koca dünyada o kadar bile değiliz biz. Hiçbir şey bize bağlı değil bu hayatta, çaresiz kalınca daha iyi anlıyor insan. Ağlasak da kendimizi de paralasak… Ne yaparsak yapalım bazı şeylere gücümüz yok.”
  • 408 syf.
    ·10/10 puan
    Merhaba canlarım. Bugün size etkisinden çıkamadığım bir kitapla geldim. Canım Tuğba Atıcı Coşar ‘in yeni kitabı, benim için romantik kitaplar kategorisinde üst sıralara yerleşti. İnanın günlerdir yorumu yazıp yazıp siliyorum. Çünkü çok sevdiğim kitapları ifade etmek benim için hep zor.
    Balım ve Kenan’ın hikayesi, çok ünlü bir yemek yarışması sayesinde başlıyor. Kenan bu yarışmada derece almak için kendine bir partner arıyor ve bazı olaylar sonucunda bu kişi Balım oluyor. Konuya çok girmeden kitabın bende bıraktıklarını anlatmak istiyorum. Bir kere Kenan benim gördüğüm en düzgün erkek karakter olabilir. Nasıl böyle kusursuz ve iyi bir insan olabiliyorsun be adam? Tuğba’m sen nasıl beklentiyi böyle yükseltiyorsun bana bunu açıkla? O kadar naif, o kadar kendini bilen bir adam ki Kenan, içindeki yaraları dahi gösterirken kimseyi incitmemeye çalışıyor. Balıma gelirsek eğer, ah sen deli kız! Nasıl da inatçısın ya. Kendi tabirinle “inadın kurusun be kızım!” Beni delirttin bazen ama delirtirken de kendini sevdirdin. Geçmişinin Balım’da bıraktıkları onu çok güçlü bir kadına çevirmiş. Onun o kendinden emin tavırlarına hayran kalmamak elde değil. Kenan ve Balım’ın ilişkisi ise ince ince işlenmişti. Aralarındaki aşkın doğuşu, güçlü bir duyguya dönüşmesi ve birbirlerine olan ihtiyaçları kusursuzdu. Çok etkilendim, ağladım, güldüm. Kitap beni binbir duyguya attı desem yeridir. Hala daha ne desem eksik kalacak gibi hissediyorum. Aşkın, arkadaşlığın ve ailenin önemli etkilerini hissettim. Yan karakterlere de bayıldım ayrıca Esra tam bir deli. Her detaya ayrı ayrı bayıldım. Ya kısacası, alın okuyun arkadaş! Tavsiye ediyorum şiddetle! Tuğba Atıcı Coşar kalemin hiç susmasın canım benim. Sen yaz biz okuruz.
  • Hayatımda yıllarıma eşlik etmiş olan, esnek, sıcak bedeni bedenimle temas ederek, soluklarımız birbirine karışarak uzun geceler geçirmiş olduğum bir kadın benden kopuyordu ve içimde hiçbir kıpırtı uyanmıyordu; olanlara karşı çıkmıyor veya onu geri döndürmeye çalışmıyordum; bu kadının sağlıklı iç güdüsüyle gerçek bir insandan beklediği olağan duygulardan hiçbiri içimde uyanmamıştı. O an içimdeki bu donuklaşma sürecinin ne kadar ilerlemiş olduğunun birden bilincine vardım -hiçbir yere tutunmadan, hiçbir yerde köklenmeden, akan suyun üzerinde kayar gibi yaşıyordum ve bu soğuklukta ölü, cesedimsi bir yan olduğunu gayet iyi biliyordum; gerçi henüz çürümenin kötü kokan soluğu hissedilmiyordu, ama umarsız bir donukluk, acımasız, soğuk bir duygusuzluk yerleşmiş, yani bedensel anlamda gerçek ölümün ve çürümenin dışarıdan da görüldüğü aşamanın eşiğine gelmiştim.
  • “Dünyada barış,insanda iyi niyet olmalı!”
    Lev Nikolayeviç Tolstoy
    Sayfa 56 - Türkiye İş Bankası