Ethem Emin Nemutlu
İyi insanlar haksızlığa karşı susar ve sabreder.
Bu güçsüzlük değildir, aksine çok daha fazla güç sahibi demektir.
Çünkü bilir Allah yarına bırakır, yanına bırakmaz. Kimsenin yaptığı haksızlığı ,o iyi insanın kalp kırıklığını.

İnsanlar değişmez, sadece daha iyi yalan söylemeyi öğrenirler.

@Pesa, Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Merhaba sevgili okurlar. Öncelikle, uzun zamandır okumayı düşündüğüm Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabını okumama vesile olan https://beta.1000kitap.com/gingerbread ve https://beta.1000kitap.com/AkakiAkakiyevic a teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum.

İlk önce size kitabı nasıl elde ettiğimi yazayım. Bir gün sitede dolaşırken bir kitap hediyesi çekilişi gördüm. Sevgili https://beta.1000kitap.com/Aczbirisi "Alemdağ'da Var Bir Yılan" kitabını hediye ediyordu. Normalde pek katılmam bu tür etkinliklere ama Sait Faik'in bu kitabını okumak istiyordum. Neden olmasın, dedim ve katıldım. Kitap bana çıktı. Çok mutlu oldum. Kendisine tekrar teşekkür ederim.

Kitabı çok istiyordum, çünkü; Sait Faik deyince aklıma ortaokul yıllarım geliyor. Türkçe öğretmenim, bize okuma alışkanlığı kazandırmak için Sait Faik'i anlatmıştı. Bilirsiniz. Hani şu malum hikaye: Sait Faik'in Seçme Hikayeler kitabındaki, "Haritada Bir Nokta" adlı hikayesinde geçer. Hikayenin sonunda şöyle yazar: "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Öğretmenim bu hikayeyi anlattığında içim yazmak ve okumak aşkıyla dolup taşmıştı. (Yalnız, öğretmenim de öyle tutkulu, öyle yaşayarak anlatırdı ki; sanırsınız Sait Faik mezarından kalkmış gelmiş kendini anlatıyor. Kendisi bana şiiri de sevdirmiştir. Ahmed Arif'i, Cahit Sıtkı'yı, Orhan Veli'yi, Atilla İlhan'ı ve daha nicelerini onun sayesinde tanıdım ve sevdim. Her ders mutlaka bir şiir okuyarak başlardı derse. Türkçe derslerini iple çekerdim. Edebiyata olan merakım buradan gelir.)

Bu hevesle ben de yazayım dedim. Bir şeyler karalamaya başlamıştım. İlk yazdığımda, sanki şaheser yazmışım gibi mutlu olmuştum. Bir ay sonra yazdıklarımı tekrar okuyunca "Bunları mı yazmışım?" deyip, yırtıp, çöpe atmıştım. Şimdi elimde hiçbir şey yok. Yazmayı da bıraktım. İleride belki tekrar denerim.

Kitaba döneyim. Alemdağ'da Var Bir Yılan, hepsi birbirinden güzel 17 hikayeden oluşuyor. Ben en çok; "Yalnızlığın Yarattığı İnsan", "Dülger Balığının Ölümü", "Kafa ve Şişe" ve "Yılan Uykusu" hikayelerini beğendim. Sait Faik yine; denizi, maviyi, balıkları, ağaçları, yeşili, bulutu, yalnızlığı ve sevgiyi kendine has üslubuyla yazmış. Günlük hayatımızda sadece bakıp geçtiğimiz, önem vermediğimiz ayrıntıları görmüş, görmemizi sağlamış, anlatmış. Tadına doyamadım.

Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. "Yazmasam deli olacaktım." diyen yazarın kitabı. İyi ki yazmış.

Gökhan Parlaktaş, Ezilenlerin Pedagojisi'yi inceledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yazarın konuları ele alış biçiminden mi yoksa çevirinin tarzından mı bilemiyorum ama oldukça muğlak bir dili var kitabın.

Savunduğu fikirlerin çok büyük bir kısmına katılmakla birlikte bazı noktalarda benim bir dozdan sonra özgüvensizlik diyebileceğim bir özeleştiri vurgusu dikkatimi çekti. Bunlara inanan ve mücadele eden insanlar iyi niyetlerle yaparlar bunu zaten meczup bir azınlık hariç kimse kendini halka dayatmaya kalkışmaz bu mücadelede. Yazarın bireysel tecrübe ve gözlemlerinin etkisi olabilir bunda.

Hurma Ağacı
“Allah’ın hoş bir sözü nasıl misallendirdiğini görmez misin? Kökü (yerde) sabit ve dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvelerini verir. Allah, insanlara, düşünüp ibret alsınlar diye (böyle) misaller verir.
Kötü bir kelime de toprağın üstünden, kökünden koparılmış, istikrarsız, sebatı olmayan kötü bir ağaç gibidir. Allah, iman edenlere, dünya hayatında da ahirette de sağlam söz üzere sebat verir. Allah, zulmedenleri şaşırtır. Allah, ne dilerse yapar.”
İBRAHİM;24-27
“Görmez misin?”
Ağaç gibi herkesin bildiği, anladığı, tanıdığı bir örnekle Yüce Allah’ın insanlara hitap ettiğinin ve yine herkes tarafından önemli bir meselenin çok iyi idrak edilip anlaşılması elzem ki;
: “Bu mesele, tevhid meselesidir. Yüce Allah’ı birleme, kabul etme meselesidir. Allah’ın dinini anlama ve insanlara ulaştırma meselesidir. Yüce Allah, iki şeyden örnek veriyor bizlere; bir güzel söz, bir de kötü söz. İkisinin karşılaştırmasını yapıyor ve bu karşılaştırmanın sonucunda hangisini tercih edersek ne ile karşılaşırız, neyi buluruz, bize onu anlatıyor.”
Yüce Allah’ın kendi dinini, kitabını ve kitabının mesajını bir ağaca benzettiğinin üzerinde durarak bu nokta çerçevesinde düşündüğümüzde;
“Bu ağaç, öyle bir ağaç olacak ki kökleri yerde yer bulmuştur ama dallarının da semadan beslenmesi ve semadan onay alması gerekir. Yani bu din, bu mesaj, senin zihninde ve kendi kelamında ya da iç dünyanda şekillendirip de kabul ettiğin bir tevhid değildir. Bu kök, yerde olacak ya da geçmişten gelecek, dalları ise geleceğe dayanacak ve bunun tasdiği de gökten olacak. İşte bu, böyle bir ağaç! Geçmişi, kökleri ta Âdem aleyhisselam’a dayanır bu ağacın. Köklü bir din, köklü bir davadır İslam.”

'‘İnsanların halası’'Hurma
Kimi rivayetlerde bu ağacın hurma ağacı olduğu söylenmiş ve ravilerimiz de bundan yola çıkarak onun hurma ağacı olduğunu kabul etmişler. Bununla birlikte Yüce Allah’ın yalnızca “ağaç” ifadesini kullanmasının üzerinde kafa yorduğumuzda, burada evrensel bir noktaya işaret etmek amacı taşınacağını ama yine de Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) “hurma ağacı” dediyse doğrusunun da o olacağını kabul etmek gerektiğini ifade ederek diyebiliriz ki;

“Hurma ağacını biraz incelediğimizde Allah Rasulü (sav), hurma ağacı için ‘insanların halası’ ifadesini kullanıyor. Rivayetler, Âdem (as)’ın yaratılmış olduğu toprağın arta kalanından hurma ağacının yaratıldığını söyler. Hurma ağacını incelediğinizde, ömrünün altmış ya da yetmiş sene olduğunu görürsünüz. Çok nadir olarak yüz-yüz on seneyi bulan olur. İnsanların genelinin ömrü de aynı şekilde altmış-yetmiş sene değil mi? Çok nadirimiz yüz ya da yüz on sene yaşıyoruz değil mi? Hurma ağacı, meyvesini ortalama on iki veya on üç yıldan sonra vermeye başlar. İnsanlar da on iki-on üç yaşlarından itibaren akıl baliğ olurlar. Hurma ağaçlarının meyvelerini verdikleri en iyi dönem, yirmiden sonraki yani otuz-otuz beş yıl dönemleridir. İnsanların da en çok enerjik oldukları dönem yine bu dönemleri değil midir? Yine hurma ağacının yavrusu, hemen yanından çıkar. Dişi ve erkekleri var; aynı diğer ağaçlarda olduğu gibi.”
Yüce Rabbimiz, bir şeyi örnek verdiğinde, bizlerin de o örnek üzerine yoğunlaştığımızda farklı ayetlerle karşılaşabileceğimizi,on iki-on üç yılını doldurmuş yavru bir hurma ağacını, yerinden koparıp da dünyanın herhangi bir yerinde büyümesine elverişli bir toprağa diktiğimizde meyvesini, yemişini vereceğini bildiriyor.
Hurma ağacından örnek verilmesinin birinci sebebi, yaprakları her zaman için insanları serinletir. Yani belli bir dönem geçti, artık yapraklar dökülür ve cılız kalır, durumu söz konusu değil. Hem gölgesinden, hem meyvesinden hem de birçok hastalığın tedavisi için istifade edilebilir. Hurma ağacının lifleri, akan kanı durdurmada çok etkilidir. O lif yakılır, külü yaranın üzerine basılır ve kan olduğu gibi kesilir. Hurma ağacının dışarıdan ilaçlar almaya ihtiyacı yoktur. Eğer ağacın ömrü bitmişse yani vefat etmişse kesilir, belli bir zaman diliminde bekletilir, sonrasında yakılır ve yanarken çıkardığı duman, diğer hurma ağaçları için ilaç hükmündedir. Yani öldüğü zaman bile diğer hurma ağaçlarına, hemcinslerine fayda vermeye devam eder.

En iyisini bilen ALLAH’tır vesselam…

Çocuklarınızın eğitilmesini istemiyorlar. Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar. Bu yüzden ülkemiz ve tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, lunaparklarla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi, insanların zihnini meşgul tutmak için. Yani çok fazla düşünmeniz, önemli insanların işine gelmiyor. Uyanmanız ve anlamanız gerek ki, hayatınızı yönlendiren insanlar var ve siz bunun farkında bile değilsiniz. Perdenin arkasındaki adamların istediği en son şey, bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum. Bu yüzden sürekli olarak düzmece bir yaşam, din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor. İlginizi dağıtmak ve sizi her şeyden habersiz bırakmak istiyorlar. Ve gerçekten de bu işi iyi yapıyorlar.

Jordan Maxwell

Pelin levent, bir alıntı ekledi.
11 saat önce · Kitabı okuyor

Şu küçük rakamlar ve insanlar
İnsanlar şu “kişi başına düşen” geliri nerede kazanırlar
acaba? Açlıktan nefesi kokan kim bilir kaç zavallı bunu
bilmek isteyecektir.
Bizim ülkelerde rakamlar, insanlardan daha iyi yaşar.
Refah dönemlerinde kaç kişi refaha kavuşur? Gelişmeler
kaç kişinin yaşamını geliştirir?

Kucaklaşmanın Kitabı, Eduardo GaleanoKucaklaşmanın Kitabı, Eduardo Galeano