• “Olayların sadece güzel taraflarını kabullenip kötü olanları üzerine almaktan korkmak, iyimserlik midir? Yaşananların olumsuz yanlarını başkalarına yüklemek, iyimserlik değil, sorumsuzluk ve bencilliktir.”
  • Nietzsche okuyup karamsar olanlara odunla girişmek istedim bu kitabı okuyunca

    Yazar İstanbul’da doğmuş . Oradan Avrupa’ya ve sonra Güney Amerika’ya göç etmiş. Alabildiğine karamsar, üremeye ve umut etmeye karşı yazdığı kitaplardaki düşüncelerin de derin ve mutsuz izler var. 2. Dünya Savaşı bittikten sonra evine kapanıp günde 6 saat sistematik bir biçimde ölene dek yazmış. 22 cilde yakın kitabı olduğu söyleniyor fakat kitaplarından sadece biri İngilizceye çevrilmiş, pek değeri bilinmemiş ve kendi döneminde fazla okunmamış. İntiharı kesin ve tek son kabul edip ailesini üzmemek adına ertelemiş, önce annesi ardından babası ölmüş ve bu ölümle planladığı sona ulaşmak için hiçbir engeli kalmamış. Babasının ölümünden bir kaç saat sonra intihar ederek hayata veda etmiş.
    Vurucu karamsarlığı kitaba damgasını vuruyor fakat gerek yılları öngören tahminleri, gerekse insan, doğa, din, politika gibi konulardaki fikirleri oldukça şaşırtıcı...

    Caraco ölümün, umutsuzluğun, kin ve nefretin kankası gibi...

    Kitabı okuyunca bir tür hapishane içerisinde yaşadığımız dünyada, kendi küçük hapishanelerimizi kendi ellerimiz ile inşa ettiğimizi Gnostik’lerde olduğu gibi kendi sınırlarımızı kendimiz kapattığımızı ve bunun ile de övündüğümüzü tokat gibi suratınıza çarpıyor. Tüketiyor, tüketiyor ve hiç durmadan, doymadan tüketiyoruz. Dünya sahnesine çıktığımızdan beri doğaya zarar veriyor, diğer canlıların nefes alma hakkını elinden almayı şımarıklık derecesinde hak görüyoruz. Dinsel ya da ideolojik fikirler doğrultusunda insanları katlediyoruz. Sonsuz bir şekilde ürüyor yeniliklere ölümü dayatıyoruz. Sürekli birbirimizi yeriyor, sürekli yeni savaşlar türetiyoruz. Bu yüzdendir ki, içerisinde yaşadığımız yüzyıl ölümün yüzyılı olarak üzerimize kabus gibi çöküyor...

    Ona göre Düzen insanların dostu değil, onları keyfince yönetmekle yetiniyor, ender olarak uygarlaştırmaya, daha da ender olarak insanileştirmeye çalışıyor. Düzen şaşmaz olmadığından, onun hatalarını günün birinde telafi edecek olan şey savaştır diyor.

    Albert Caraco geleceğin alacağı şekli kafasında biçimlendiriyor ve çözümü çağı yakıp yıkmakta, acımasız olmakta buluyor. Bunu şu cümleyle ifade ediyor; bizi öldüren iyimserliktir ve iyimserlik en büyük günahtır.

    Tarihten bahsederken üretmeyen sadece tüketime odaklı asalaklarla dolmaması için, insan üremesinin bir an evvel son bulması çağrısında bulunuyor.

    Alain De Botton şöyle der;
    Görünen o ki, bir kısım için toplu umutsuzluk ve kaosa düşmeksizin Tanrı’ya daha az ihtiyaç duyulan bir dünya yaratmayı becerdik. Becerdikte iyi mi ettik🤔

    Birkaç Alıntı
    Bizler, sözcüklerle yetinemeyenler, yok olmaya razıyız ve rıza göstermekte de haklıyız, doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılan bu yaşama, kaygı ve acı dolu, neşesi sorunsallı ya da kötü bu yaşama hiçbir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz..

    Tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz, ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.

    Kendimizden kaçarak kendimizi arıyoruz ve bu kaçışın içinde kendi tutarlılığımızdan kaçış sanatını buluyoruz. Artık hiç durmayan hareket bizi parçalara ayırıyor, dağıtıyor ve biz zevkle bu duruma rıza gösteriyoruz, üzülmüş gibi yaptığımız şeyi alttan alta onaylıyoruz, en despotik düzenin içine sızmış bu kaos bize zevk veriyor, amaçlarımızın hilafına, özgürlüklerimizi ölümden alıyoruz.

    Tacirler ve papazlar zenginleşmek ve tahakküm kurmak isterler, maddi kâr ve manevi itibar isterler, bunları bizim salaklığımız sayesinde elde ediyorlar, çünkü bizim gözümüzün açılması onların ve sefaletin sonu olacaktır. Geleneklerimizin zamanı geçti ve onları savunanların, hırsız ursuz takımının, bize itaat vaaz edenlerin niyeti, bizi öldürmek pahasına da olsa kendi kurumlarını ebedileştirmektir.

    Ne bir şey inşa etmeyi biliyoruz ne heykel yapmayı ne de resmi; müziğimiz bir iğrençlik, bu nedenle eski anıtları yıkmak yerine restore ediyoruz ve bu nedenle bütün üslupların koruyucusu kesiliyoruz.

    İnsan üretmek ve tüketmek için bu dünyada değildir, üretmek ve tüketmek daima yalnızca tali olabilir, var olmak ve var olduğunu hissetmektir önemli olan, gerisi bizi karıncalar, termitler ve arılar düzeyine indirir.

    Şimdiden yaşayamayacak kadar kalabalığız; böcek gibi değil ama insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız; toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz, ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor, ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkum etmek için el birliği ediyorlar: Dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok.

    Tesadüfi çiftleşmeler sonucu döllendiler, sonra kalıplarından çıkan tuğlalar gibi doğdular ve işte, paralel diziler oluşturuyorlar ve yığınları bulutlara dek yükseliyor. Bunlar insan mı? Hayır. Yitik kitle asla insandan oluşmaz.

    Giderek daha zekice imkanlara sahip olurken giderek daha aptallaşıyoruz.

    Ciddiyetten uzaklaştık, ciddiyetsizlik hayra alamet değil, yargılarımız içimizi kemiren ve belki de başka çare kalmadığından yalan söylediğimiz korkunun izini taşıyor.

    Bence okunmalı karamsarlık ağır bassa da bazen aynı fikirde olmasanızda haklı olduğu yerler yok değil ama ürettiği çözüm olarak ölüm tartışılır...
  • Yaşayana da yaşıyor demek fazla iyimserlik olurdu...
  • Düşünce özgürlüğünü savunuyorum diye ortaya çıkanlar ya Ne dediklerini bilmeyecek ölçüde çocukça bir iyimserlik içindeler yahut kuzu postuna bürünmüş kurt rolü oynuyorlar
  • Genel bir değerlendirmeye göre 1'inci Dünya Savaşı Ortadoğu'da devam etmektedir.
    Paylaşılan Osmanlı toprakları üzerinde İngiltere ile Fransa'nın çizdikleri yeni sınırlar, tam olarak yerlerine oturmamışlardır.
    Bu coğrafyaya İsrail'in de gecikmeli olarak girmesi ile zaten istikrarsız durumdaki Ortadoğu, 1'inci Dünya Savaşı sonrasındaki belirsizliğin egemen olduğu bir tabloyu tekrar yaşamakta gibidir.

    İdlib uzlaşması
    Önceki gün Soçi'de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin arasında varılan "İdlib Uzlaşması" Ortadoğu için 1'inci Dünya Savaşı'nın sonunu getirirken belki yine Ortadoğu için 3'üncü Dünya Savaşı düzenine ilk adımın atılmasını da simgeliyor olabilir.

    Yeni bir kriz
    Artık Ortadoğu'da belirleyici güçler olarak İngiltere ve Fransa yok. Acaba yeni Ortadoğu'da artık Amerika-İsrail birlikteliğine karşı Rusya ile Türkiye mi var?
    15 Ekim'de uygulanmaya başlayacak İdlib Uzlaşmasında henüz ilk hazırlıklar yapılırken, İsrail jetlerinin yönlendirmesi ile bir Rus uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, yeni Ortadoğu'nun eskisinden farklı bir karmaşa içinde olduğunu gösteriyor.

    İhtiyatlı iyimserlik
    Bu gerçeklerin ışığında İdlib Uzlaşmasına da, iyimserlikle ama ihtiyatla da yaklaşmalıyız.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seslendirilen ve İdlib'deki milyonlarca sivilin hayatlarını güvenceye almayı amaçlayan siyaset çizgisi, ilk bakışta başarıya ulaşmıştır.
    15-20 kilometre genişliğindeki bir güvenli hattın içindeki teröristler ve buradaki ağır silahlar temizlenecektir.
    Bu temizliği Türk ve Rus askeri güçleri ortak çalışma ile yapacaklardır. Ve bu arada artık ne Rusya ne de Suriye güçleri İdlib'e saldıracaklardır.

    ABD güdümlü teröristler
    Unutmayalım ki İdlib Uzlaşmasında bölgeden temizlenecekleri söylenen teröristler, ABD'nin kiralık askerleridir.
    Bunların 15 Ekim'e kadar gelişmeleri sessizce izlemeleri ve buradan yönlendirecekleri insansız hava araçları ile Rus ve Suriye üslerini vurmamaları acaba ne kadar mümkün olacaktır. Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Soçi'de hatırlattığı gibi, Fırat'ın doğusundaki ABD güdümlü teröristler bundan sonra ne yapacaklardır?
    Bu Arap Baharı meğer bir rüzgârla değil bir kasırga ile gelmiş bu coğrafyaya... Suriye'nin, Libya'nın, Mısır'ın hallerine bir bakın...