1000Kitap Logosu

İyimserlik

Muhammed Ali KAYA
bir alıntı ekledi.
HAYAT FELSEFESİ YÂHUD YAŞAMAK SANATI:Kadir Mısıroğlu -Herkes ve hatta her şey,kaderin hem memuru ve hem de mağlubudur. -İddialı olma,aklın kadar tedbir alabilirsin.Çâreler gibi mânilerde sonsuzdur. -Kaderin büktüğü bileği, kimse doğrultamaz. -İnsanların bazısı köpek tiynetlidirler.Kaçarsan kovalarlar,kovalarsan kaçarlar. -Unutma,düşmanın senin için,asaletsizliği nisbetinde tehlikelidir. -Öfkelenildiğinde, melekât-ı akliyye zaafa uğradığından,öfkeliyken karar vermemeyi,prensip edinmelidir. -Düşmana verilecek tâvizin en tehlikeli neticesi,eski dostları kaybetmektir. -Bir şahıs veya davaya külfetine katlanabildiğin kadar dost,ikrâmından müstağni kalabildiğin kadar düşmansın. -Herkesin kaderinin temel esasları,kendisinin karakterinde meknuzdur. -Herkes nasihat dinlemeye muhtaç ve hatta mecburdur.Dost nasihatine kulak tıkayanlar,musibetin nasihatini mecburen dinlerler.Ama geç kalmış olarak. -Maddeten boğulmak suda,mânen boğulmak ise herşeyde vâki olabilir.Hassaten servet, şöhret ve şehvette. -Dost kalmak,dost olmaktan daha zordur. -Süste mübâlağa,zevk-i selim fukaralığındandır. -Dostlukların çoğu mevsimliktir.Bunların muvakkatliği,varlık sebebleri olan geçici hevesler veya menfaatlerin gelgeçliğidir. -Bereket veya muvaffakiyet,tedbirin takdire tevâfuku nisbetindedir.Bereketsizlik veya muvaffakiyetsizlik ise tedbirin takdire adem-i tevâfuku neticesidir.Bu sebepledir ki attığın bir adımdan me'mul,muhtemel ve müteâmel olandan daha büyük bir netice hâsıl olmuşsa,o adım kadere tevâfuk bereketine mazhar demektir. -Ferdi kaderin sırrına vâkıf ve o kadere hükmeden Allah'ın, murâd-ı ilâhisine vâkıf olabilmek için,her fert,kendi iradesi dışında gelişen ve iradesine inzimam eden esbâbı iyice tahlil etmelidir.Ferdi kadere vukuf,bu tahlildeki dirâyet nisbetinde gerçekleşir. -Doğru bir yönlendirme için yapılacak işlerin en ehemmiyetlilerinden biri de,bir gencin kendi fıtri temâyüllerine uygun bir meslek seçmesidir.Fıtrata aykırı bir mâhiyet arzeden herhangi bir mesleğin seçimi,akıntıya karşı yüzmeye benzer.Randımanı azaltır.Fıtri temâyüllere muvâfık bir meslek seçmek ise,akıntı istikametinde yüzmek gibidir ki,başarıyı büyütür. -İnsanın fıtratında meknuz olan en köklü temayül egoizm(benlik)dir. -Mâlum olduğu üzere, Allah,Âdem aleyhisselam'ı yarattıktan sonra Havva validemizi O'nun kaburga kemiğinden halk etmiştir.Kadın-erkek arasındaki tabii meclûbiyetin sırrı bu halk sırrında mündemiçtir.Kadının erkeğe muhabbet ve arzusu,bir parçanın âid olduğu bütüne veya bir varlığın vatan-ı aslisine muhabbeti gibidir.Erkeğin kadına meclûbiyeti ise, bir şeyin kendinden husûle gelen bir parçaya düşkünlüğü gibidir. -Diğer taraftan,her an,her insan için yapılabilecek bir çok iş vardır.Bunların o zaman için en gerekli ve lüzumlu olanını tâyin ile,mümkün ve muhtemel işler arasında bir takdim-tehir dirayeti göstermek, zamanı güzel kullanmakta temel bir esastır. -Müslüman,izzetli bir hayat yaşamaya memur dur.Bu izzeti korumanın belli başlı şartlarından biri de,mâli imkânlardır. -İsraf da,hasislik de merduddur.Doğru olan, mâli imkânları ifrad ve tefridden âri olarak, dengeli bir şekilde kullanmaktır. -Paraya hadd-i lâyıkında sahip olmanın ehemmiyeti üzerinde,ne söylense azdır.Çünkü belli bir ölçüde nefse güven olmadıkça,bir insanın hamleli,dinamik ve müteaddi olması mümkün değildir. -Bu demektir ki para, izzeti nefsi ve binnetice şahsiyeti korumak için şart olan vasıtalardan biridir.Ancak,onu bu hususta bir vâsıta hükmünde tutarak,gâye haline getirmemek büyük bir dirayet ister.Çoğu kimsenin ise buna muktedir olamadığı, müşâhade edilegelen bir gerçektir. -Mâli imkânları doğru kullanmada en ideal ölçü, bir darb-ı meselde ifadesini bulur.O da ayağını yorganına göre uzatmaktır.Yani herkes geliri ile gideri arasında bir denge kurarak,bu dengenin icab ettirdiği bir hayat standardını kabul etmek mecburiyetindedir. -Gençler!Ne kadar az olursa olsun,gelir ve giderinizi daha bu yaşlarda dengeleyerek, borçlanma zilletinden kendinizi korumaya çalışınız.Cüzdanınızın bir köşesinde unutulmuş sayılacak derecede bir miktar para muhafaza ediniz ki,ummadık bir badireyle karşılaştığınızda,izzeti nefsinizi koruyabilesiniz. -İyimser olmak ümidvarlığı,ümidvarlık ise hamleyi icab ettirir. Hiç kimse ümidvar olmadığı bir işte,hamle ve atılganlık gösteremez.Şu halde, dinamik olan hayatın da, ümidvarlığa ve binnetice iyimserliğe muhtaç olduğu muhakkaktır. -İnsanoğlu fıtraten, müsbet ve menfi bir takım temâyüllerle donatılmıştır.Bunlar hayat boyu lehte veya aleyhte bir çok müessirin tahrik veya köreltmesiyle belli bir muhteva kazanır ve beşer hayatında o muhtevanın gerektirdiği müessiriyeti ifâ eder. -Terbiye,doğru olarak icra ve ifâ edildiği takdirde, fıtri menfilikleri köreltmeye,müsbet temâyülleri ise geliştirip şahsiyete hâkim kılmaya mütedâir bir faaliyetin adıdır.Kötü terbiye bunun aksini yapmaktadır. -İyimserlik,ümid ve huzurun kaynağıdır.Kötümserlik ise ruhu karartır,irâdeye tutukluk verir.Bazen ahvâl ve şartlar,insanı iyimserlik duygusunu muhafaza etmek hususunda baş edilmesi güç bir imkânsızlıkla karşı karşıya getirir.Bunlar ağır bir hastalık veya iflas gibi ferdi sebepler olabildiği kadar,celâli tecellilerin galebesi suretinde içtimai planda da gerçekleşebilir. -Diğergamlık ve cömertlik,iyimserlik ile birleşir ve belli bir hadden ileri derecede benimsenirse,bunun neticesi ekseriya hüsran ve yanılmadır.Zira diğergamlık,cömertlik ve iyimserliğin müteveccih olduğu muhatabı ince eleyip sık dokuyarak, onun liyâkatini dikkate almamak,ekseriya zaman,para ve enerji israfından başka bir netice hâsıl etmez. -Hayat,sürprizlerle doludur.İnsanoğlu bazen öyle bir hadiseyle karşılaşır ki,nasıl hareket edeceğini lâyıkıyla tâyin etmekten âciz kalır.Bu gibi durumlarda,evvelden verilmiş bir takım prensip kararlarına sahip olmak, hem şahsiyetli olmanın bir icâbı,hemde muhtemel bir çok handikaplardan kurtulmanın müessir bir çaresidir.Daha önce sâkin bir ortamda üzerinde düşünülerek, doğruluğu uzun uzun tahlil edilmiş prensip kararlarına sahip olmak, insanoğlunu gelecekteki pek çok hatadan koruyacak müessir bir çaredir. -Muhatabınızın hatası küçük dahi olsa,onun kaynağı bir karakter zaafı ise onu hoş görmeyeceksiniz.Bu hoş görmemek,affetmemek değildir.Affet,kin gütme fakat öyle biriyle yakın bir alâka sahibi olma.Çünkü o hatayı küçük olduğu için affedip,muhatabla münasebetinizi devam ettirdiğiniz takdirde, ondaki karakter bozukluğu,çapı büyük olan hâdiselerde daha büyük ölçüde tezâhür edecektir. -Kin,insan rûhunun bütün müsbet temâyüllerine kezzap gibi tahrip edici bir tesir ikâ eder.Buna göre afediciliği prensip ittihaz etmek lâzımdır. -Şuur altı,bir hazine gibidir.Görülen,duyulan ve hissedilen pek çok vâkıa ve hâdisatın intibâları orada depolanır. -Hayata atılırken,bütün bir ömrü azami randımanlı kılmak ve onu doğru bir hedefe yöneltmek için ilk lâzime,üç tanıma keyfiyetidir.1-Kendini tanıma 2-İçinde yaşanılan zaman ve zeminin şartlarını tanıma 3-Umûmi manasıyla kaderi ve onun bir parçası olan şahsi kaderimizi tanımadır. -İnsan şahsiyeti,çeşitli esmâ tecellileri ile vukûa geldiğinden,hangi esmâ gâliben tecelli etmişse mizâca,karaktere ve hâkim temâyülâta vücud vermekte asıl rolü o oynar. -Bütün mahlukat,mutlak ve ebedi bir tebeddülat ve tahavvülâta tâbidir. -İnsan fıtratında mevcud olan temayüller,fiili hareket haline geçerken, üzerinde kök salacağı zaman ve onun in'ikas mekânı olan ictimai muhite göre şekillenmek mecburiyetindedir.Ruhi ve bedeni hususiyetlerini tanıyan insan için de,bu hususiyetlerin gelişip neşv u nemâ bularak fiiliyata inkilâbında, zamana ve zemine âid hususiyetler aynen toprak gibi müsâid veya gayri müsaid olmaları cihetiyle dehşetli bir rol sahibidirler.Bundan dolayıdır ki,beşeri hayatı azami bir surette randımanlı kılmak isteyen bir genç adam, içinde yaşadığı cemiyeti,ona hükmeden zamanı ve bu zamanın lehte ve aleyhteki hususiyetlerini çok iyi bilmeye mecburdur.Bunun için ilim,irâde,tecessüs ve tahassüs gereklidir. -Bazı işler,muayyen bir zamanda yapılmadığı takdirde,onlardan matlub olacak kâmil netice hasıl olmaz.Evlenmek,tahsil v.s gibi -Nasıl ki,âlemimizde hâkim bir fiziki kanun olarak,mevsimler birbirlerini teâkub eder giderlerse, zamanda da hayır-şer,hüsn-kubuh da aynı şekilde galebe nöbetleşmesine tâbidir.Bir insan kendi zamanının aynen fiziki iklim ve mevsimler gibi mânevi hususiyetlerini bilirse,iman ve küfür mücadelesinden o zaman için ne hâsıl olabileceğini kavrar. -Allah'ın bütün âlem için takdir ettiği kaderin ipuçları "âdetullah" denilen ve "temşiyet-i ilahiyye" ile vâki olan hâdisatın tahlili ile bir nebze kavranabilir. Buna göre,bir genç insanın kendi kaderine âid bir bilgi sahibi olabilmesi için,ilâhi takdir ile,tâbi kılındığı şartlar itibariyle,yaşadığı hayatı tahlil etmesini öğrenmelidir.Ruhiyat ilminde buna "bâtini tefahhüs"denilir.Bunu alışkanlık haline getirenler,tevâli eden mümâreselerle,tehassüs, tahlil ve seziş kabiliyetini geliştirirler.Bu sayede sâir insanlar kaderi ancak ve sırf, fevkalâdelikler üzerinden kavrayabildikleri halde böyleleri onun en küçük bir hadiseye in'ikâsını bile farkedebilirler. -Nasihate muhatab olmak,pek çok kimsenin hoşuna gitmez.Çünķü,meşhur tabiriyle"akıllar,nazar almaz".Bu husus,herkesin kendi aklını beğenmesinden neş'et eder. -Hakikaten,genç adam,tâbir caizse bir nevi yoğrulmuş yaş beton gibidir.Hangi kalıba sokulursa,onun şekline göre donup şekillenir.Bu demektir ki,hayatı yönlendirmekte en ehemmiyetli safha, gençliktir.Gençlik ise, nefsani arzuların tuğyan mevsimidir. -Gençlik,ömrün bir enerji ve iştihalar mevsimidir.Üstelik bu enerji ve iştihaların, tuğyan halinde bulunduğu bir devredir. -Kanaatimizce,İslamcı gençliğin karşı karşıya bulunduğu mes'elelerin başında onun "mürebbi"ye aid ihtiyacını zikretmek gerekmektedir. -Hâdiselere asıl yön verenler,şahısların kalb ve kafalarına(zihinlerine)hükmedenlerdir. -Unutmayınız ki,dost kalmak,dost olmaktan zordur. -Gıda,iklimle birlikte, karakterin teşekkülü için, iki büyük müessirden biridir.Nesiller boyu herhangi bir gıdayı tüketenlerin,o gıdanın hususiyetlerine muvâzi bir karakter yapısı kazandıkları bu gün ilmi olarak isbat edilmiş bir gerçektir. -Allah,erkeğe hârici hayat mücadelesini,kadına ise ev dâhilindeki işleri ve evlat yetiştirmeyi takdir buyurduğundan,erkeğin vücudunu,kadının ise his dünyasını kuvvetli kılmıştır.Beşeri planlamada,bu ilâhi tayine riayet etmemenin neticesinin,nasıl bir hüsran olduğunu görmek için,etrafımıza şöyle bir nazar etmemiz kâfidir. -Apartman mimarisi,hem İslami âdâba riayet hemde sıhhat şartları itibariyle en kötü bir şekildir.Tabiatla içiçe olmayı ve komşuluk münasebetlerini imkânsız kılar.Tabiatla içiçe olmak fıtri bir ihtiyaçtır. -İnsanın tabiatında yaratılıştan bir tecessüs(merak)ve öğrenme meyli mevcuttur. -Muvaffakiyetin belli başlı şartlarından biride akıl ve his muvazenesidir. Hayâl ve his ile akıl ve irâde arasında sağlam bir denge kurmak ve bunların her birinin ön plâna geçirileceği sahayı doğru tâyin etmek, hayattaki başarıya fevkalâde müessirdir.Bazı işler vardır,hayâl ve hisse müstağrak bulunmayı gerektirir.Meselâ aile hayatı gibi.Bazı işlerse hayâl ve hissi ikinci plâna atarak,aklın hakimiyeti altında icra edilmelidir.Ticari faaliyetler gibi.Ticarette hissi akla gâlip getiren, iflas eder.Aile hayatında da aklı hisse galip olarak kullananlar,kuru bir beraberlikten öteye gidebilme imkânını kaybederler. -Şu hale nazaran,muminin yürüyeceği yolun bir kısmı,ilimle terbiye edilmiş akıl ve mantık vasıtasıyla aydınlanır.Mütebâki kısım ise,mürşid-i kâmilin mahsus terbiyesiyle vasıflandırılmış,hayâl ve hisler sayesinde kat edilebilir.Kâmil müminler ancak bu derecâttan geçebilenlerdir. -Çocuk yaştan itibaren gözün gördüğü her şeyin ruh,karakter ve hatta irâde üzerinde belli bir tesiri vardır. -Meselâ bir kimse ilim ve felsefeye alabildiğine dalsa,gece-gündüz kafası bu gibi meselelerle meşgul olsa,âile gibi, arkadaşlık gibi veya cemiyette ifâsına memur olduğu ictimai vazifeler gibi hususlarda âciz ve beceriksiz kalır.Bu âcz ve beceriksizlik,onun intibaksız yani asosyal bir kimse olmasını intâc eder. -Sadece ilim ve fikirle meşgul olmak,bir insandaki nazari temâyülleri kuvvetlendireceğinden,bu faaliyetlere devam ederken,bir taraftanda ameli ve pratik meşgaleler aramak lâzımdır.
1
Hilal Beyza
bir alıntı ekledi.
"Sadece hastaneler hakkında mı? Tarihçiler hakkında da korkunç şeyler duyuyorduk, politikacılar hakkında da, askerler hakkında da, hatta mimarlar hakkında da... Bu ülkede hakkında kötü şeyler duymadığımız hiçbir meslek grubu, vatandaş kümesi, sosyal sınıf kalmamıştı ki. O halde yapmamız gereken katlanmaktı. Katlanmayı mümkün kılan bir tek etken vardı: iyimserlik. Bir de felsefesi vardı bu saçmalığın: iyi düşünürsen iyi olur. Yahu, ölmüş sevgilim ben iyi düşününce canlanıyor mu? Aç insanların karnı mı doyuyor? Yeryüzündeki acılar sona mı eriyor? Ama inanıyor buna insanlar... Üstelik işe de yarıyor. Herkes kendini mutlu hissediyor."
Ahmet Ümit
Sayfa 189 - Everest Yayınları
5
duygu
bir alıntı ekledi.
Bilim dışındaki kişiler, bilim adamlarının insanlık durumundan habersiz ve sığ bir iyimserlik içinde olduğu yolunda köklü bir izlenim edinmişlerdir. Öte yandan, bilim adamları da edebiyatçı entelektüellerin basiretten zerre nasiplerini almamış olduklarına, insan kardeşlerine karşı tuhaf bir umursamazlık içinde olduklarına ve sanatı da düşünceyi de varoluş anıyla sınırlamaya çalıştıkları için derinden derine anti-entelektüel olduklarına vb. inanır.
C. P. Snow
Sayfa 94 - tübitak
15