• DÜŞÜNMEK, VAROLMAK, EYLEMDE BULUNMAK, GÖRMEK

    Büyük ahlak ve siyaset filozoflarının öğretileri doğrultusunda davranın ve YAŞAYIN:

    Jeremy Bentham • Cicero • Konfüçyüs • Epikür • Immanuel Kant • Machiavelli • John Stuart Mill • Iris Murdoch • Nietzsche • John Rawls • Jean-Jacques Rousseau


    Yeni Çıkacak Kitaptan...
    Tom Butler Bowdon
    PEGASUS YAYINLARI
  • Paul'un Tembellik Hakkı kitabını ilk kez duyanlar onun tembelliği yaygınlaştıran bir tür " Kötü Komünist " olarak nitelendirebilir. Ya da kitabı okuyanlar da Paul'un öne sürdüğü tezleri fazlaca banal bulabilir. Ne var ki tarihsel bir kaygı güden bir düşünürü okumadan önce hatta okuduktan sonra da onu dönemin koşulları çerçevesinde ele almak gerekir. Marx'in Komünist Monifesto'sundan sonra yazılmış bu eser, işçi sınıfının içine düştüğü "aşırı çalışma " koşullarını elestirdiginden dolayı bu kitaba tembellik hakkı adı verilmiş. Daha da ötesi, aşırı üretimin ve aşırı tüketimin insanlık gelişmesi için bir ilerleme olmadığını ve insanları gittikçe yok eden bir kölelik sistemi olduğunu öne sürer. Lafurge'nin ilerici yönü buradan gelir.

    Ikinci olarak 1789 Fransız Devrimi ve 18. Yy'lin ikinci yarısında ilan edilen insan hakları beyannamesinin getirmiş olduğu olumsuzlukları da radikalce eleştirir. Yalnız eleştirisi çoğu yerde yetersiz kalır. Lafurge'de ilerici olan bir diğer yönü, onun iktidarın dispozitifini daha o dönemde erken kesfetmesidir bana sorarsanız. 20. Yy'da dispozitif yönü ortaya atıp geliştirecek olan Michel Foucault, Jeremy Bentham'ın geliştirdiği sistem üzerinden ve epistemolojik olarak da Bacon'dan devraldığı bir çeşit mirası işin içine katıp izlegini geliştirecektir. Bunda kanımca Lafurge ve anarşistlerin payı büyüktür. Ne var ki Paul eleştirilerini çok yüzeysel noktalara götürebiliyor. Çalışma durumunu, iş saatini kapitalizmin gelişimsel süreçlerinden bağımsız olarak ele aliyor. Ve kapitalizm içerisinde 3 saat çalışmanın mümkün olduğunu düşünmektedir. Bir diğer eleştirdiğim noktası, Marx'in makine kırıcıları için yazdıklarını göz ardı etmiş gibidir. Böylelikle tüm cabasi yetersiz kalmıştır. Iscı sınıfı emeğinden başka satacak bir şeye sahip olmadığından dolayı o yeniden üretimi tekrar sağlamaktadır. Sendikal ve parti örgütlenmeleri ile çalışma saatleri düşürülmüş ancak kölelik koşulları halen devam etmektedir.

    Kapitalist düzen içerisinde böylesi bir talebin karşılanma ihtimali, burjuvazinin kendi varlık nedeni olan dalını kendi elleriyle kesmesinden başkaca bir anlam taşımamaktadır. Böyle bir talebin somut bir gerçekliğe ulaşması olsa olsa yeni tip bir üretim düzeninde mümkündür.
  • Alanında okuduğum ilk kitapla Merhaba!

    Teknolojik gelişmelerin ışık hızına yakın bir gidişat izlediği 21. asırda belki de okuyabileceğim en iyi kitaplardan. Hani o pek bizi farklı kılan dünyada biricikliğini koruyan gen dizilimine kadar ellerimdeyim galiba bu siber güçlerin diyerek düşündüm bir ara okurken kitabı. Bitmiş neredeyse çokta umursadığımız gizlilik . Alışverişler, ödediğimiz faturalar, okumayı sevdiğimiz türler, ayakkabı, çanta, yaşadığımız şehir vs. Biz her tıklamada her açtığımız hesapta, her haşır neşir oluşumuzda kapitalizme kendimizi tanıtmışız öylece. Ünlü falan olmaya gerek yok. Birileri istediği takdirde tüm hesaplarına misafir yahut yabancı kalabilirsin.

    Mesela kitapta "panoptikon" anlamını bilmediğim kelimeyi okudum. Sonra allame Google'a kelimeyi arattım ve bana hemen dökümanlar falan . Panoptikon: İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham'ın 1785 yılında tasarlamış olduğu hapishane inşa modelidir. Tasarımın konsepti gözetlemeye izin verir. Yani adam bir daire modeli hapishane yapıyor ve ortasına da dairenin iç kısmına yapılmış tüm kafesleri rahatça müşahede edebilecek , gizliliği ortadan kaldıracak bir gözetleme kulesi yerleştiriyor. Mahkumlar daimen gözlem altında. Ancak bu pek akıllıca buluş olan panoptikon hayata geçirilmemiş vesaire. Ben kelimeyi, ne anlama geldiğini öğrendim tamam . Sonraki gün Google bana içeriğinde bir şeyler ararken "Panoptikon" ile ilgili yazılmış kitapları reklamlarla güzelce dizdi sağolsun. Ben kitapları aramadım taramadım ama allemeyi cihan benim okumak isteyebileceğimi düşünmüş sağolsun. Hahhh işte gelelim mevzuya. Bugün sanal bir panoptikonun içerisinde olabiliriz. Veriler, bilgiler, zevk, konfor, gereklilik derken bizi tanıyorlar mahrem alanlara kadar. Kullandığımız Facebook, Twitter, İnstagram, Periscope ve belki de 1k . Buralara yaptığımız ziyaretleri dikkatle yapmalıyız anladığım kadarıyla. Olabildiğince sakınmalı ve teşhir etmemeliyiz özelimizi. Zor değil mi ? Her hesapta resimler, videolar, isim-soyisim, hesabımız, adresimiz çarşaf çarşaf.

    Maalesef bu masum duran her şey o kadar da masum değilmiş, anlıyorum. Mesela bugün parmak izi ve göz tanıma sistemleri geliştirilmiş telefonlar sürülüyor piyasaya bildiğim kadarıyla. Ya düşünsenize parmak iziniz biricik, sadece sizde var, aslında kimse bilmez ama, bir tuş kilidine kurban dünyanın güçleri elinde. İşi basite almamalı diye düşünüyorum ve olabildiğince soyutlamalı özelimizi sosyal ağlardan.

    Kitapta birçok konuya yer verilmiş olması, pek çok da kaynak zikredilmiş olması, bilgi sahasını genişlettiği için daha da çekici ve verimli olmuş diyebilirim. İçeriğinde; Dünya'nın matbaadan sonra gelişen dijital ortamı, hesapları, yaşantısı, hızı, dünya üzerindeki mesafeleri sıfırlayıp sınırları yok edişi (sanal anlamda), nano teknolojik gelişmeler, olumlu-olumsuz , tartışılabilir, tartışılması gerekenler, bugün kullandığımız sosyal ağlar, ağlar üzerinden dünyada yaşanan kolay örgütlenmeler, aile yapısına etkisi, teknolojik dönem insanı, bu insanın ilgi ve algılayışı, e kitaplar, insanlar tarafından teşhir edilen yaşamlar, teknolojinin inşa ettiği yeni kültür vesaire pek çok şeyden bahsedilmiş.

    Nazife Şişman'ın okuduğum ikinci kitabı olduğu için azıcık da olsa yazarı tanıyabildiğimi düşünüyorum. Yazarın kitaplarındaki konu ile alakalı kaynakları ile birlikte zikrettiği bilgi, alıntıların kitaplarını bir makale okurcasına dikkatle okumaya ve tekrar etme arzusuna yöneltiyor oluşunu belirtmek istiyorum. Tanıdığım için mutlu diğer kitaplarını okumak için sabırsızım.

    İnceleme sağlıklı ve yeterli bir inceleme mi bilmiyorum :) Kitabı okumuş olan ve yazdıklarıma katılmayan varsa uyarabilir beni :) Hayırla kalın.
  • "Bir ülkede görülebilecek en tehlikeli salgın, ahlaktan bağımsız din fanatikliğidir."

    Jeremy Bentham
  • Yaptığımız, söylediğimiz ve düşündüğümüz her şeyi haz ve acı belirler
  • “Yıldızlara ulaşmak için yukarıya uzanırken insan, çoğu zaman ayağındaki çiçekleri unutur.” Jeremy Bentham
  • Aristo: "Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. sevmek zevktir ama yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur"

    Augustinus: "Sevgi ruhun güzelliğidir."

    Franz Xaver Von Baader: "Özgürlük aşk değildir, yalnız aşkın kapısıdır."

    François Bacon: "Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aska kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük isler askla uzlaşmaz"

    Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır"

    Balzac: "Aşk yaşamında kadın, ancak hünerli bir çalgıcının elinde dile gelen bir lir gibidir. Kadınlar bizleri sevdikleri zaman her suçumuzu bağışlarlar"

    Basta: "Erkek az fakat sık sever, kadın ise çok ancak bir kez sever"

    Jeremy Bentham: "Aşk hazzı, dostlukla duyu hazlarından yoğrulmuştur"

    Bulor: "Aşk cennetin dilinden bize kalan tek andır"

    Antoine Bret: "aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur"

    Jacob Boehme: "İstek, hareket/genişleme, yön veren tezlere bilgelik eklendiğinde aşk olur"

    La Cordaire: "Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur"

    Dante: "Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fiziksel devinim, bitkisel yasam, zihinsel yasam... hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. aşk kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irade, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aska uyar. Kötülükler asktan uzaklaşma oranında bir takim derecelere sahiptir ve kötülük aska yaklaşmak için sarf ettiği üç oranında erdeme yaklaşmış olur... cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir."

    Eugene Delacroix: "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister"

    Descartes: "Bir şey kendimiz için iyi, yani uygun gibi sunulmuşsa ona karşı aşk duyarız."

    Duclos: "Aşk bıkılmayandır. Her şeyden bıkılabilir ama asktan ... hayır"

    Epiktet: "Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. aşk tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir"

    Epikür: "Bilge olan evlenmez. Evlense bile aşkın vehimlerine kapılmaz... Bir uygarlığın yetkinliği ve insanlığı ancak kardeşlik ve sevgiyle olasıdır."

    Douglas Ferrola: "Aşk kızamığa benzer, insan ne kadar geç yakalanırsa o kadar ağır geçer"

    Faulkner: "Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yasayamayacaktı."

    Fenelon: "Sevmeden yasamak yasamak değildir. Az sevmek ise sürüklenmektir."

    Feuerbach: "varlık sezginin, duyunun ve aşkın bir sırrıdır. Bu kişi, bu şey yani bireysel, yalnız duyumda, yalnız askta, mutlak bir değere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği, bununla yalnız bununla kaimdir" "... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır. Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve ontolojik belgesi aşktır, varoluşun asktan ve duyumdan başka belgesi yoktur."

    Costance Foster: "Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir"

    François M. C. Fourier:
    1) Geçici ya da keyif verici asklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsızlık aşkları gibi şekillere ayrılır.
    2) Az çok bir süresi fakat kısır asklar ki, bunlar gözde aşklardır.
    3) yalnız bir çocuk doğurtan geçici asklar ki, bunlar dölleyen aşklardır.
    4) Karılar ve kocalar aşkıdır ki, bu iki tarafın isteği ile yıllarca sürer ve bir çok çocuk dogurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yaşayıp yasamamakta serbesttir."

    Freud: "Yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma; duygulanmanın da temeli aşktır"

    Geraldy: "Erkeğin yaradılışında sevmek yoktu. Ona aşkı öğreten kadındır"

    Geothe: "Sevilenin kusurlarını hoş görmeyen sevmiyor demektir"

    Efes'li Heraklitos: "Duyu organları akilsiz ruhlara hizmet ettikleri zaman kötü tanıklardır. Eşek samani altına tercih eder; köpek tanımadıklarına havlar. Domuz için çamur saf sudan daha değerlidir. Deniz suyu ister temiz ister kirli olsun, balıklar için kurtarıcı insanlar için uğursuzdur."

    Victor Hugo: "Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır."

    Paul Henri D. Holbach: "İnsanlara kendi akıllarına saygı duymaları ve cesur olmaları telkin edilmeli ve kendileri için arkasından koşması gereken hayallere gereksinimleri varsa, doğruluk, iyilik ve barış sevgisini benimsemeleri öğretilmelidir"

    Holty: "Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir."

    Albert Hubbart: "Aşk yaşamdır deriz, ancak umutsuz inançsız aşk ölümden beterdir."

    Konfüçyus: "Dinsel erdem, insanlığı sevmekle olanaklıdır. Bu sevgi hissi, aileden toplumdan hükümete dek karşılıklı olarak uzamalıdır"

    François La Rocheffoucauld: "Tüm duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırabından korkmaktır. aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. aşk duyuların bir hummasıdır."

    Mevlana: "Bir aşkı başka aşk söndürebilir. Askta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akillilik ve akilsizlik vardır. Hafızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanin toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için alemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peyda olur. aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adi verilen bir damla aldı... aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı."

    Moliere: "Kadınların büyük tutkusu aşkı ilham etmektir. İnsanı aşkın güzellikleri yaşatır."

    Montaigne: "Aşk utanma ve çekinmenin olduğu yerde vardır."

    Mu-Ti: "Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarını kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Tüm insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri, baskıları altına alamazlar. Zenginler yoksulları asla baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsızlık, kişisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kişisel sevginin de güvencesidir."

    Newton: "Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracaklarına duvar ördükleri için yalnız kalırlar."

    Robert Owen: "İnsana karşı sonsuz bir sevgi ve şefkat duyabilmek için dinsel inançlardan kurtulmak gerekir."

    Pascal: "Aşk iradenin ereğidir. Her çeşit dışsal emir ve baskılardan çok usa uymak gerekir. İradenin ereği olan bu asktan başlayıp tutkuda sona eren bir yasam mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'aşk’ı yeğ tutarım. Biz aşk karakteri ile doğarız. aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artik bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır? ... aşkın konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için dışarıda aradığı bu güzelliğin örneğini kendi içinde bulması gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildiği kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. Aşktan söz ede ede insan aşık olur."

    J. J. Rousseau: "Aşk mutluluğunu evlendirdikten sonra da sürdürebilseydik, dünya cennet olurdu. Duygulu gönüller sevginin her türlüsü için duygulu değil mi?"

    Shakespeare: "Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir... aşk gözle değil ruhla görülür."

    Madame De Scudery: "İnsan sevmeye başladı mı, yasamaya da başlar."

    Schiller: "Ey aşk, güzel ve kısasın... aşk insani birliğe, bencillik yalnızlığa götürür."

    Seneca: "yalnız akilli bir insan sevmesini bilir. Sevip de yitirmek, sevmemiş olmaktan daha iyidir."

    Stendal: "Aşk, coşku ve tutku olduktan sonra insan hiç sarsılmaz, bunlar olmayınca yasam neye yarar"

    Cenap Sehabettin: "Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır."

    Mark Twain: "Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz."

    Voltaire: "Aşk bir tablodur, onu doğa çizmiş ve hayal süslemiştir. tanrı kadınları erkekleri evcilleştirmek için yarattı."