Hayır demeği bilen insanların tebellür ettiği Türk toplumunda sade veya karmaşık bütün çabaların hak ettiği yeri bulacağına güvenin. Güveni sarsılmamış tek insan siz kalsanız bile bu kendi başına umuttur.
Gazze şeridi felâketinde Batı zerrece fire vermeden İsrail'in yanında yer alıyor. Türkiye ülke ve millet olarak rüştünü ispat edemedi. Yüz sene boyunca Türklerin başında bir yönetici zümre bulunup bulunmadığını merak ediyoruz. Cevabını aradığımız sual Türk topraklarında karşımıza çıkan bütün sakatlıkların kimin eseri olduğu noktasına sürüklüyor bizi.
Hep kendime sorarım: 15, 16, 17 yaşımdayken niçin İslâm düşüncesi cezbetmedi beni? Düşündüm ve cevabı çok açık, çok anlaşılır bir şekilde verebiliyorum: Çünkü Türkiye'deki Müslümanlar Ensarlaşma fikrinden de, tavrından da, hassasiyetinden de uzaklaşmışlardı. Allah yolunda ölme fikrine sadece laikler değil Müslümanlar da alaycı bir tarzda yaklaşıyordu. Dikkatini arıların nasıl oğul verdiğine çeviren olmamıştı. Arı kovanında bir tek doğuran arı vardır. Doğuran arı olmasına rağmen ona halk arasında "arı beyi" denir. Bir miktar diğer arılardan vücutça iri erkek arı vardır. Gerisi çoğunu bizim kırda bayırda gördüğümüz dişi ve fakat kısır işçi arılardır. Yılda bir kez bey arı çiftleşmek üzere kovandan ayrılır. Peşinde onu dölleyecek olan erkek arılar vardır. Çiftleşmeden sonra bey arı kovana döner ve bir müddet sonra yumurtlar. Bu zamandır işin kritik zamanı. Yumurtalardan ne tür ar çıkacağı önceden belirlenmiștir. Yani her batında bir tek bey arı doğar; ama bey arının doğacağı yumurta bütün yumurtalardan sonra çatlar. Önceden doğan arılar bey arının güvenliğini sağlamak üzere onun etrafını sarar. Niçin yaparlar bunu? Çünkü "eski" bey arının hedefi yeni doğacak bey arıyı katletmektir. Yeni bey arıyı öldürürse işçi arılar eski işçilere katlacaklardır. Ne zaman ki koruma gerçekleşir, işte o zaman işçi, erkek arılar yeni bey arının yönetiminde kovanı terk eder. Böylece kovan "oğul" vermiş olur.