Birbirine aşık sonu hüsran biten iki aşığın hikayesidir. Türkünün hikayesi Erzincan’ın Esesi köyünde geçer.
Rivayetlere göre tanışıp evlenme kararı alan köyün bu sevdalı gençlerine, o yokluk yıllarında öyle güzel bir düğün yaparlar ki, etrafta bu düğünün güzelliğini, neşesini duymayan kalmaz. Namı dört bir yana ulaşır.
Güzel ve mutlu bir yuva kurarlar. Aradan hayli zaman geçer. Ne var ki, bu büyük sevdayla birleşen çiftin, aralarındaki o büyük sevda, gün be gün eriyip gider.
Aralarında zamanla büyük tatsızlıklar meydana gelmeye başlar. Ama bu iki eski sevdalının tartışmaları daha başkadır. Her geçen gün aralarındaki ilişki kötüye gider. Öyle ki, birbirlerine söyledikleri laflar yenilir yutulur değildir.
İşte yine böyle tartıştıkları günlerden birinde, bir zamanların o güzel gelini, sinirlerine hâkim olamaz ve kör şeytana uyup kocasını öldürür. Ama eşini kendisinin öldürdüğünü gizler. Ölümüne, kaza süsü verir. Dağ gibi yiğidi toprağa verirler. Yalnız, yörede bu yiğidin ölümünün şüpheli olduğu söylenir durur.
Kimse inanmak istemez, bir vakitler dillere destan bir düğünle evlenen delikanlının bu acı ölümüne. Arkadaşlarını bu kadar erken ve böylesine talihsiz bir şekilde kara toprağa girmesine çok üzülen can yoldaşlarından biri, sonu acı biten bu sevdaya bir türkü yakar. Oturduğu yayla yamacında, yanık ve içli sesiyle, dağa taşa söylediği türkü işte bu türküdür:
Taşa verdim yanımı
Toprak emdi kanımı
Azrail’e can vermezdim
Canan aldı canımı.