"Mutlaka teşekkür edeceksiniz," diye cevapladı Darcy, "sadece kendi adınıza olsun. Sizi mutlu etme arzumun, beni yönlendiren diğer unsurlara güç kattığını inkar edecek değilim. Ama ailenizin bana hiçbir şükran borcu yok. Onlara da çok saygı duymama rağmen, sanırım ben sadece sizi düşündüm."
Elizabeth ağzını bile açamayacak kadar utanmıştı. Kısa bir duraksamadan sonra Darcy, "Yaptığım küçük bir şey için beni yüceltecek kadar naziksiniz. Eğer duygularınız geçen nisan ayında olduğu gibiyse, bana lütfen hemen söyleyin. Benim duygularım ve dileklerim hiç değişmedi ama sizden gelecek tek bir kelime üzerine bu konuyu ebediyen unutmaya hazırım."
Darcy'nin sesindeki olağanüstü heyecanı ve kaygıyı hisseden Elizabeth, kendisini konuşmaya zorladı ve hemen, genç adamın telaffuz ettiği o tarihten beri kendi duygularının çok belirgin bir değişikliğe uğradığını, dolayısıyla onun az önceki sözlerini minnettarlık ve sevinçle kabul ettiğini pek de akıcı olmayan bir dille anlattı. Darcy bu cevap üzerine, hayatında hiç olmadığı kadar mutlu olduğunu dile getirdi ve o konumdaki aşık bir erkekten beklenileceği üzere, duygularını büyük bir içtenlikle ve sıcaklıkla ifade etti. Elizabeth gözlerini kaldırıp da bakabilseydi, yüreğinden taşarak yüzüne yayılan mutluluğun genç adama ne kadar yakıştığını da görebilirdi. Ona bakamıyordu belki ama onu dinleyebiliyordu. Darcy, ona verdiği değerin her geçen dakika onu ne kadar daha çok sevmesine neden olduğunu söylerken kulağı ondaydı.
Ne tarafa gittiklerini bilmeden öylece yürüdüler. Başka herhangi bir şeye dikkat edemeyecek kadar düşünülmesi, hissedilmesi ve birbirlerine söylenmesi gereken şey vardı.
"... Ama Lizzy, Leydi Catherine bu dedikodu hakkında ne dedi? Rıza vermediğini söylemek için mi uğramış bize?"
Bu soruya Elizabeth sadece bir kahkahayla cevap verdi. Babası bu soruyu öylesine kuşku duymadan ve masum bir şekilde sormuştu ki, hayatında ilk kez cevap vermekte bocaladı. İçinden ağlamak geldiği halde, gülmesi gerekiyordu. Babası, Mr. Darcy'nin kayıtsızlığından bahsederek, acımasızca yarasını deşmişti. Babasındaki feraset eksikliğine hayret etmekten başka bir şey elinden gelmiyor ve bu durumun onun olan bitene olan ilgisizliğinden değil, kendisinin olmayacak hayallere kapılmış olmasından kaynaklandığını düşünerek korkuyordu.
"Mr. Darcy! Gördün mü, Lizzy, adamımız meğerse oymuş! İşte şimdi seni şaşırttım, değil mi? Collinsler de, Lucaslar da bu dedikodunun ne kadar uyduruk olduğunu bu adamdan daha iyi ispat edecek başka birini seçemezlerdi doğrusu! Hiçbir kadına kusur bulmadan bakmayan ve sana da belki de hayatında bir kere bile bakmamış olan Mr. Darcy! Çok hoşlar, yani!"
Elizabeth babasının bu coşkulu keyfine katılmak istedi ama güç bela hafifçe gülümseyebildi. Babasının bu iğnelemeleri hiç bugünkü kadar sevimsiz ve tatsız görünmemişti ona...
Leydi Catherine, arabanın önüne gelene kadar bu minval üzerinde konuştu durdu. Sonra telaşla döndü ve "Size veda etmiyorum, Miss Bennet," dedi. "Annenize de selam söylemiyorum. Böyle bir nezaketi hak etmiyorsunuz. Canımı çok ama çok sıktınız."
Elizabeth hiç sesini çıkarmadı ve leydi hazretlerini eve tekrar buyur etmek için bir çaba göstermeden, tek başına içeri girdi.