• Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerenin biriyim. Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum: Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır.
  • Zorba ve patron un hayat yolculuğu. Zorba hayatı dolu dizgin delicesine yaşayan, kadınlara ilgisiz olmayan bu dünya ehli. Deli ve cesaretli. Yaşadığı hayata inanan bunu savunan ve arkadaşını da bu şekilde yaşaması için gayret veren, yaşamı yemek, kadın olarak taçlandıran kahraman.
  • Tam Ankara’ya gitmek üzere yola çıkacaktı...
    Karsisina bir kadin dikildi.
    Esmerdi.Kara kasli kara gözlûydü.

    Simsiyah elbise giymisti.Simsiyah pantolon giymisti.Çizmeleri simsiyahti.
    Kemerinde simsiyah kama vardi.Kamçisi simsayhti.
    34 yasindaydı Erzurumlu’ydu Binbasi esini Sarikamis’ta kaybetmisti.

    Erzurum Kongresi’nde denk getirememis üç gün at sürerek Sivas Kongresi’ne gelmis, yolunu gözleyip Mustafa Kemal’in karsisina dikilmisti.
    “At binerim, silah atarin, bana is ver” demisti.

    Fatma Seher’di
    Tarihi Sifatini Mustafa Kemal takti. “ Keske bütün kadinlar senin gibi olsa Kara Fatma” dedi!

    Elinin hamuruyla erkek isine karismasin filan gibi
    Cinsiyetçi yakkasimlar, Mustafa Kemal’in ciddiye bile almadigi kavramlardi. Kadinin insandan bile sayilmadigi dönemlerdi ama, Mustafa Kemal için kadin veya erkek ayrimi yoktu. Yürek var mi, ona bakiyordu.

    Kendi elyazisiyls görev pusulasi yazdi, imzaladi
    “Īstanbul’a git, Üsküdarki Kuvvaci albay Neset beyi bul, bu pusulayi ona ver” dedi

    Gitti buldu...Pusulayi okuyan Neset beyin yönlendirmesiyle Îzmit bölgesine görevlendirildi.
    Aralarinda kendi kizinin oldugu 15 kadinla milis müfrezesi kurdu. iki ay geçti emrindekilerin sayisi 700’e yaklaşmıştı. 43 Kadın, 600 kūsur erkeğin komutanıydı.

    Sadace kara gözlü değildi.
    Gözükara’ydı.

    İnönü’de Sakarya’da çarpıştı.
    Yanındaki kadınların 28’i şehit düştü.
    Kızı elinden vuruldu, İki parmağı koptu.
    Kendisi de sağ kolundan yaralandı.
    Bir ara cephane sandıklarını naklederken yaralandı, esir düştü 19 gün işkence gördü kaçmayı bsşardı.
    Büyük Taaruz’a katıldı.
    9 Eylül İzmir’e giren süvarilerin arasındaydı.

    Milis çavuşu rütbesiyle başladı.
    Üsteğmen olarak emekliye ayrıldı.
    İstiklal Madalyası aldı.

    Maaş bağlanmasını kabut etmedi.
    Emekli maaşını Kızılay’a bağışladı.
    Herhangi bir kişisel menfaat peşinde koşmadı,köşesine çekildi, izi kayboldu. Yıllar içinde dara düştüğü, kimseye haber vermediği, evsizlere yardım eden Rus manastırına sığındığı ortaya çıktı. Yalvar yakar zorla ikna edildi, Darülaceze’ye alındı.

    ( Bu kahraman kadın Amerikalı veya İngiliz olsaydı, eminim Hollywood’da yüz tane filmi çekilirdi, bütün dünya tanırdı. Türkiye’de bu yönde çaba harcayan kişi veya kurum olmadığı için, maalasef, uğruna hayatını ortaya koyduğu kendi milleti bile tanımadı.)

    1955 yılında vefat etti.
    Bir küçücük mendil bohçasından Başka eşyası yoktu.
    Açtılar...
    İstiklal Madalyası ve Mustafa Kemal’in hediye ettiği gümüş sigara tabakası çıktı. Sadace onları saklamıştı.
  • - Rus yazar Grigory Petrov, sık sık Finlandiya'yı gezdiğinden bu ülkeyi çok iyi tanıyordu. Ayrıca ülkeye karşı büyük bir heyecan, sempati ve sıcaklık duyuyordu. Bu gezileri sırasında Fin halkının içinde bulunduğu durumu, cehaletten kurtulmak için bu ülkedeki bir avuç aydının verdiği olağanüstü mücadeleyi yakından gördü. Beyaz Zambaklar Ülkesinde'yi bu gezileri sırasında tuttuğu notlardan ve edindiği deneyimlerden kaynaklayarak yazdı. Eser ilk kez 1923 yılında Saraybosna'da basıldı. Birçok dile çevirisi yapıldı. Mustafa Kemal Paşa da Türkçeye çevirisini yaptırdı ve okullarda,özellikle de askerî okullarda okutulmasını istedi.

    - Eser bir süredir kitaplığımda sırasını beklemekteydi dün aldım ve okudum. Akıcı, anlaşılır. Zaten boyut olarak da kısa bir eser, dolayısıyla bir çırpıda okunuyor.

    - Gel gelelim içeriğe,

    Yazar Fin halkının geri kalmışlığını, yoksulluğunu, cehaletini, içinde bulunduğu çıkmaz durumunu; eğitimi, sağlığı, sosyal yapıyı, ekonomiyi, coğrafi yapının elverişsizliğini bütün bunların yanında halkın topyekün psikolojik çöküntüsünü ayrı ayrı başlıklar altında detaylarıyla gözler önüne sermiş; bir avuç gerçek aydının bu kadar geri kalmışlığa rağmen bütün bir devleti nasıl o bataklıktan müreffeh bir ülkeye, Beyaz Zambaklar Ülkesi'ne çevirdiğini bir bir anlatmış.

    - Kitaptan tabii ki kendi devletimiz ve milletimiz için çıkaracağımız çooook ders var. Kitabı okurken sık sık kendi toplumumuz gözümün önüne geldi, adamlar bir asır önce kendi milletinin sorununu tespit etmiş, çaba harcamış ve çözüm üretmiş. Peki ya biz ?..
    Geldiğimiz noktada insanlarımızın gerek siyasi, gerek dini, gerek kültürel, gerek etnik birçok konuyu hâlâ aşamamış olması düşündürücü olduğu kadar acı değil midir?..

    ** Alıntı ** ** Sayfa: 12 **

    - Gerek ülkenin dağılması gerekse refah ve denge çerçevesi içinde bir yaşam sürmesi yalnızca devlet için çalışan krallara, milletvekillerine ya da bakanlara bağlı değildir. Bütün bu konular toplumun herbir bireyinin sorunudur. Kadın erkek, genç ya da yaşlı, kentli, köylü, beyin gücüyle ya da kol gücüyle çalışanlar bütün bu sorunları düşünmek zorundadırlar.

    - Ülkelerin güçlü ya da zayıf olması, ulusların ilerlemesi ya da gerilemesi yalnızca yönetimdekilerin yeteneklerinden ya da beceriksizliklerinden kaynaklanmaz. Yöneticilerin iyi ya da kötü olmaları, birer kahraman ya da zalim olmaları sadece kendileriyle ilgili değildir. Çünkü onlar, içinden çıktıkları ulusal ruhun birer aynasıdırlar. Ulustaki bireyler nasılsa devlette görev almış yöneticiler de aynıdırlar.

    20.11.2018 19:50 Erciş
  • Ben,kötü bir insan değildim;daha doğrusu
    hiçbir şey olamadım ben:
    Ne aksi,ne iyi,ne kahraman,ne de korkak...
    Şimdi,kendi köşeme çekilmiş,akıllı olanların
    hayatta bir iş tutturamayacakları,tutturanların ise aptal oldukları gibi kin dolu ve
    saçma sapan
    avuntularla ömrümü geçiriyorum.
  • Ah ah bitti ama sorun bakalım nasıl bitti? Bu nasıl kitapmış ya. Hiç sevmedim arkadaş ama okurken de yarım bırakamadım. Ilk defa sevmediğim bir kitabı sonuna kadar okumak istedim. Zamanında bu kitabı okuyanlar intihar falan etmişler. Hangi kafa ile intihar ettiler acaba? Kitapta intihar edecek bir durum görmedim ben. Ya da benim duygularım mi körleşti acaba? Ömrümü yedin Werther. Aşkına karşılık bulamayıp kendini öldürüyor. Çok saçma geldi. Kendini öldürmek bu kadar basit mi yani? Ah bilemedim ya. Bitirdim işte lâkin hiç de sevmedim. Okuduğuma pişman mıyım desem değilim de. Sonuna kadar gitmek istedim ama iyi ki bitirdim diyemeyeceğim. #parlakmeltemkitapligi #goethe #türkiyeişbankasıkültüryayınları
  • Sen bulmayı değil, aramayı seviyorsun. Bu yüzden yalnızsın.