Bir dik duruşun,
kaç yenilgi, kaç gözyaşı, kaç kalp ağrısı, ettigini bilemezsiniz.
Öyle işte...

- La Edri

Güya...
Ayrılık ve özlemden doğan kalp ağrısı, yangın ve acı gibi hislerden,
sevdadan, aşktan, dostluktan doğan sadakat, inanç, güven ve sevinç gibi hislerden bahseden şarkıların

kalçaları, etleri, elleri, kolları oynatan, beyinleri sarsıp kafatasından akıtan komik, sapkın ve sahte suretleri...

Samimiyetten, saffetten, tabiilikten, özden, zarafet ve büyüden uzak beste ve sözler,

beni "iç","gönül" denen yerin ve "ruh","maneviyat" denen sahibin kimi kimselerde var olup olmadığını düşünmeye mecbur bırakıyor.

Hicret, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
22 May 01:21 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

"Pencere tarafında takatsiz sırtüstü yatıyordu, çizmeleri ayağında, sarı yelekli mavi frakıyla baştan ayağa giyinikti."

AH WERTHER AH! diye başlamak istiyorum.

"Genç Werther'in Acıları" dünya edebiyatının en etkili, en ünlü ve yazıldığı dönemde intiharlara sebep olan nadir yapıtlarıdan biridir.
Lahn ırmağı kıyısındaki Wetzlar kentine gelen genç Goethe, 9 Haziran 1772 günü gittiği Volpertshausen 'deki baloda Lotte Buff ile taıştı. Lotte Buff, on dokuz yaşında olup dört yıldır, kendisinden on bir yaş büyük elçilik yazmanı Johann Christian Kestner ile nişanlıydı. 1772 yılının yaz aylarında Lotte Buff'e duyduğu aşk, daha sonra "Werther" romanının kıvılcımı olacaktı. Bu aşk kıvılcımları, henüz 25 yaşında olan Goethe'yi büyük bir üne kavuşturacaktır. Yazdığı bu eserle sadece kendi ülkesinde değil birçok ülkede yankı uyandırdı.
Kurguyu oluşturan "Werther"deki mektuplar, Goethe'nin 1772 yılında gerçekten yazdığı mektuplarla karşılaştırıldığı zaman, yaşamla yazınsal kurgu arasındaki ayrım ve sanatlaşma süreci görülür.

Şimdi gelelim Werther'in kişiliğine ve iç dünyasına. Başlarda bu kadar duygulu, hissiyatlı bir erkek var mı dünyada diye düşünmedim değil. Bir karıncaya bile aşk ve şefkatle bakan biri, toplumun duygusuz ve duyarsızlığını eleştirmeden de geçemiyor:
"Göğsümü parçalamak, insanın birbiri için bu kadar az değeri olabildiği için, beyni mi dağıtmak istiyorum sık sık. "
" Öğretmenin gözleri yaşardı, diyorum sana, dün bu ağaçların baltayla devrildiklerini konuşurken. Baltayla devrildiklerini! Çıldırmak işten değil, ilk baltayı indiren iti ellerimle gebertebilirim. Ben, ki bahçemde böyle birkaç ağaç olsa ve bir tanesi yaşlılıktan dolayı ölse, yaslara düşebilirim, seyretmekten başka bir şey yapamıyorum. "
"Yeryüzünde bir değeri olan çok az şey karşısında duygusuz ve duyarsız insanların bulunması, Wilhelm, beni çileden çıkarıyor."
"Mutluluğunun eksikliğini dünyevi bir engele bağlayabilen, aziz mahluk! Hissetmiyorsun! sefaletinin harap olmuş kalbinde, sarsılmış beyninde yattığını hissetmiyorsun, buna yeryüzünün bütün kralları birleşse, çare bulamaz. "

Lotte, Werther'in kalp ağrısı Lotte... Bir insan bu kadar aşkla bağlanabilir mi? " O kadar çok şeye sahibim, ama ona karşı duygularım hepsini yutuyor; o kadar çok şeye sahibim, ama onsuz hepsi bir hiç." Mutluluğu,yaşama sevincini birilerinin kollarına bırakmak... "Ve bu yürek artık cansız, sevinçler akmıyor ondan artık, gözlerim kuru "ve cana can katan gözyaşlarıyla artık esenlenmeyen duyularım korkuyla alnımı kırıştırıyor."
İnsanın içinden çıkamadığı duygularıyla avunması: " Acılarıma takılıp dalga geçiyorum; kendimi koyversem, karşı savlardan upuzun bir ayin olur."

Sıkkınlık ve hevessizlik Werther'in ruhunda gittikçe daha derinden kök salmış, gittikçe daha sıkı sarmalamış ve biraz biraz onun bütün varlığını kavramıştı. Lotte'yi her şeyin üstünde çok seviyordu, onunla gurur duyuyor ve onun herkes tarafından en mükemmel varlık olarak kabul görmesini arzu ediyordu. Fakat sevdiği kadın ona ait değildi ve bu da Werther'i tüketiyordu yavaş yavaş. Öyle ki artık ölmekten bile korkmuyordu: " Kendimi ayıplamıyorum, zira ölmeye cesaretim var. "

Werther'in tutkulu aşkına karşın Lotte sadece onun dostluğunu istiyordu: "Koskoca dünyada gönlünüzün arzularına uygun hiç mi başka kız yok? Kendinizi aşıp, onu arayınız; sizi temin ederim, onu bulacaksınız; zira şunca zaman kendi kendinizi yargıladığınız bu kısıtlama beni çoktandır korkutuyor, sizin ve bizim adımıza. Kendinizi aşınız! Bir seyahat sizi avutacaktır. Avutmalıdır! Arayıp bulunuz aşkınıza layık birini, arayıp bulun ve geri gelin, hakiki bir dostluğun hazzını birlikte tadalım. "

Bu dünyada aşkına karşılık bulamayacağını anlayan Werther, Lotte ile öbür dünyada buluşacağından emin ve bu amaçla intihar ediyor. "Bu andan itibaren sen benimsin! Benim, ey Lotte! Ben önden gidiyorum! Pederime gidiyorum, pederine. Ona yakınacağım, o da, sen gelinceye kadar beni teselli edecek, ve seni karşılamaya uçacağım, seni tutup, sonsuzluk karşısında, ebedi sarılışlarla senin yanında kalacağım.Rüya görmüyorum, hayal görmüyorum! mezarın yakınında aydınlanıyorum. Biz var olacağız! Birbirimizi tekrar göreceğiz!"

......

Hissi-Kablel-Vukû, bir alıntı ekledi.
19 May 23:28

O gecenin ilk ve son busesini yine dudaklarımız temas etmeden birbirinin ateşini içerek aldık, ayrıldık.

Kalp Ağrısı, Halide Edib AdıvarKalp Ağrısı, Halide Edib Adıvar

Cahit Sıtkı Tarancı
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

Ben Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bı yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi..
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi..
İnsan her gün anımsar mi aynı gözleri..
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu..
Saçlarını izliyordum uzaktan kulağının arkasına düşüşü ve burnun!
Herkesten başkaydı işte..
Güldüğün zaman yukarı bakardın yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı..
Ne güzeldiler..
Sen bilmiyordun ..ben seni seviyordum.
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler.
Duvarlara ,vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu..
Geri dönüyordu çoğalarak..
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi..
Herşeyi erteleyişim oluyordun ,kalp ağrısı oluyordun
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun.
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk
Ve bazen tekin olmayan suların üstünden atliyorduk.
Cesurduk!
Ufuk çizgisi hep maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller..
Ben seni seviyordum ..sen bilmiyordun..
Sevinclerim oluyordun ara sıra sen yine bilmiyordun..

Sonra herhangi biri oldun.. bütün sevinclerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni.
Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak
İşte yine aynı!
Kalbimi acıttın her zaman ki gibi..
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun..
Şimdi bunları anlatsa sana birileri,
Kim bilir..
Ya da boşver
Bilme en iyisi...

İclal Aydın