• Avrupa’da Muhteşem, Anadolu’da ise Kanuni sıfatını almış en büyük zaferlerin mimarı olmuş, Osman soyunun en parlak padişahlarından biri olan Kanuni Sultan Süleyman’ın hikaye edildiği bir romandır Muhteşem Süleyman.

    Yazarı ilk defa tanıdım, birkaç tane de sinemaya aktarılmış kitapları var. Cezayir asıllı yazar, hünkarının hakkını verememiş, başarılarından ziyade Muhteşem Yüzyıl dizisi gibi konuları kaleme almıştır.

    Hikaye Şehzade Mustafa’nın öldürülmesiyle başlayıp, Şehzade Cihangir ile devam edip, Roxelane’nin (Hürrem) iktidar hırslı ile tutuşmasını ve Muhteşem Süleyman’ın son zamanlarını konu ederek sonlanıyor. Yazım dili çok basit. O kadar çok -yor uzantısı var ki, hiç güzel kurgu ve betimleme yok. Sadece son yirmi sayfa biraz merak uyandırıyor. Onun dışında sıkıcı desek haksızlık etmeyiz.

    Kanuni Sultan Süleyman Han’ın savaş zekası, mücadele ve savaş dolu hayatı hiç konu edilmemiş. Ömrü zaferlerle taçlandırılmış bir padişahın yatak odasını ele almak kişiye hakaret gibi bir şeydir. Zamanının en güçlü ordusu, donanması ve üç kıtaya hükmeden bir padişah için söylenecek milyonlarca cümleden hiçbir yerde söz edilmemesi gerçekten şaşılası bir durum.

    Sultanı kibirli göstermek, sorumsuzca evlat katili yapmak, ailesine karşı duyarsız kılmak benim hiç hoşuma gitmedi. Ben sultanın çok acılar, çok yalnızlık çektiğine inanıyorum. Yine de bir yabancı yazarın Türk bir padişahı konu etmesi benim hoşuma gitti.

    Düşmanlarımızla çatışıyoruz. Savaşı ya kazanıyoruz ya da kaybediyoruz. Ama hep bir sonuca varıyoruz. Lakin ulusumuza devletimize ne geliyorsa yine kendi içimizden geliyor. Kimileri Osmanlıyı yok sayıyor kimileri ise Mustafa Kemal’i… Her biri kendi alanında mükemmel kişilikler ve liderlerdi. Kemal’i bizimdi, Fatih’i de… Lakin bu sahiplenememe nedir anlamıyorum. Çok değil daha 3 sene evvel düşmanlarımızın yapamadığını kendi içimizde Türk bildiklerimiz yaptı. Hiçbir zaman TBMM yara almamıştı. Ancak o gece üzerin bombalar yağdırıldı. Her birimizin bilinçli olması gereken bir çağda yaşıyoruz ve bizim bizden başka hiçbir dostumuz yoktur.

    Hükümeti sevmeye bilirsin, Cumhurbaşkanını sevmeye bilirsin lakin saygı duymak boynumuzun borcudur. Hepsi gelip gecicidir ve aslolan her zaman vatandır. Ülkemizin yüzde elli kısmı diğer yüzde elliye vatan haini diyor diğer yüzde elli ise öteki yüzde elliye vatan haini diyor. Vatan hainliği ile yaftalanmak bu kadar kolay olmamalı. Elimizde tek kalan bir vatanımız var. Oda elimizden giderse, inanın nefes dahi alamayız.

    Kemalistine de Osmanlı yanlısına da diyorum ki; kendimizden olanları sahiplenelim. Ayrıştırmayalım. Hepimiz aynı coğrafyanın kardeş çocuklarıyız. Aynı suyu içip, aynı sofralara oturanlarız. Hazretin dediği gibi; “Bölüşürsek tok, bölünürsek yok oluruz.”

    Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi değil. Kişiye bir şey katacağına inanmıyorum. Çok ama çok boş zamanınız var ise okuyabilirsiniz.

    Sevgi ile kalın.
  • An gelir
    paldır küldür yıkılır bulutlar
    gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
    o eski heyecan ölür
    an gelir biter muhabbet
    çalgılar susar heves kalmaz
    şatârâbân ölür

    şarabın gazabından kork
    çünkü fena kırmızıdır
    kan tutar / tutan ölür
    sokaklar kuşatılmış
    karakollar taranır
    yağmurda bir militan ölür

    an gelir
    ömrünün hırsızıdır
    her ölen pişman ölür
    hep yanlış anlaşılmıştır
    hayalleri yasaklanmış
    an gelir şimşek yalar
    masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
    direkler çatırdar yalnızlıktan
    sehpada pir sultan ölür

    son umut kırılmıştır
    kaf dağı'nın ardındaki
    ne selam artık ne sabah
    kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
    evvel zaman içinde
    kalbur saman ölür
    kubbelerde uğuldar bâkî
    çeşmelerden akar sinan
    an gelir
    -lâ ilâhe illallah-
    kanunî süleyman ölür

    görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
    tenhalarında şiir söyleyerek
    kim duysa / korkudan ölür
    -tahrip gücü yüksek-
    saatli bir bombadır patlar
    an gelir
    Attila ölür
  • Yaşar Kemal'in bazı mısraları bugün bile ezberimdedir.
    Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir/duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir/ bir geliş var... Ne mübarek, ne garib âlem bu/ hava boydan boya binlerce hayaletle dolu/ her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;/ o seferlerle açılmış nice yerlerdendir/ bu sükunette karışdıkça karanlikla isik/ yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;/ kimi gökten, kimi yerden üşüyüp her kapıya/ giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
    Gökteki dolunay belirginlesip gece iyice koyulasirken, ne insanların ne hayaletlerin görüldüğü kapıdan sesizce içeri girdim. Kanuni sultan süleyman ile hürrem sultan 'in türbelerinin arasındaki küçük bahçeye... buradaki ekibin başına bizzat ali geçmişti. Hiç-bir gelişme olmadığını söylemiş turbenin oradayım baskomiserim demişti alaycı bir sesle. Ölüler diyarının gölgeli bahçesinde. Caminin en az dikkat çeken yeri burasi
  • Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
    Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi

    Saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdur
    Olmaya baht ü seâdet dünyede vahdet gibi
    ......
  • #gününyazarı #hergünebiryazar

    Asıl adı Mehmet Nusret Nesin olan ve edebiyatımızın en sağlam direklerinden biri olan Aziz Nesin, 20 Aralık 1915'de İstanbul Heybeliada'da doğdu. Babası Abdülaziz Bey Giresun'un Şebinkarahisar ilçesine bağlı Ocaktaşı köyünden İstanbul'a yerleşti ve bahçıvanlık yaparak geçimini temin etti. Abdülaziz Bey, torunu Ateş Nesin'e göre 'dini bütün, II. Abdülhamit hayranı, sıkı bir Atatürk hayranıydı.

    Okul çağı gelince ise Aziz Nesin, babasının isteği üzerine hafız olma gayreti ile mahalle mektebine yerleştirilir. Bu sırada Ali Galip ile tanışan Aziz Nesin, birçok anlatısında ondan Galip Amca diye bahseder ve hayatında büyük bir öneme sahip olduğunu söyler.

    Bir kaynakta o yılları ve Ali Galip’i Aziz Nesin şu şekilde kaleme almıştır;”Galip Amcam bir roman: Arapça, Farsça, Fransızca ve yüksek matematik bilen, şiirler yazan bir Rufai ve Kadiri dervişi… Zamanına göre çok devrimci ilerici bir adam olduğu için,ne hocalarla ne şeyhlerle uyuşabilirdi; bu yüzden işi gücü de yoktu. Hem de hattattı hem de beste yapardı, hem de marş bile bestelerdi.”“Beni Galip Amcam okuttu. İlkin ondan okuma yazma öğrendim, sonra Arapçaya başladık; Emsile, Bina, Maksut… Sekiz yaşımda hafız oldum.” *

    Bir süre sonra mahalle mektebinden ayrılarak Kanuni Sultan Süleyman İptidaî Mektebinin sınavına girer ve sınavda daha önce Ali Galip’ten aldığı dersler neticesinde üstün bir başarı göstererek okula başlar. Ancak bir süre sonra babası her zamanki define arama işine başlar ve uzun bir süre kendisinden haber alınamaz. Bunun üzerine o yıllarda babasız çocukların okutulduğu Darüşşafaka’ya yazdırılır. Ancak babasının sağ olduğunu bilen Aziz Nesin vicdani bir huzursuzluğa sahip olur ve sürekli okuldan kaçmaya başlar. Bu kaçışlar nedeniyle Aziz Nesin, okuldan atılır.

    Bu günlerde annesini de kaybeden Aziz Nesin, bazı uğraşlar neticesinde sınava girerek ilkokul diploması alır ve ortaokula başlar. Annesinin ölmeden önce onun okuması ile ilgili kurduğu cümlelerden etkilenen Aziz Nesin, okulunda büyük başarı gösterir. Son olarak 1935 yılında Kuleli Askeri Lisesini bitirerek Harp Okulu’na geçer. Buradan subay olarak mezun olan Aziz Nesin, 1937 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ve birçok sanat dersi alır. Bir yandan Askeri Fen Tatbikat Okulu’nda eğitim gören Aziz Nesin, bu okulu 1939 yılında bitirir. Ancak bu okulda Vedia Hanım ile tanışır ve mezun olduğu yıl evlenir. Vedia Hanım ile Aziz Nesin’in Ateş ve Oya adında çocukları olur ancak 1948 yılında boşanırlar.

    Aziz Nesin, okulun son yılında Vedia Nesin imzası ile aşk şiirlerini yayımlar. Mezuniyetten sonra ise 1944 yılında Aziz Nesin takma adıyla “Millet” dergisinde hikâyelerini yayımlar. Bir yıl sonra “Tan” gazetesinde yazılarını yayımlayan Aziz Nesin, giderek sahip olduğu mizah yönünü karakteristik bir şekilde okuyucuya sunmaktadır. Ancak siyasi nedenler nedeniyle Tan gazetesi kapatılır. Bu kapatılma mevzuu Aziz Nesin için adeta bir gelenek haline gelecektir. 1946 yılında çalıştığı “Gerçek” adlı gazete de yirmi beşinci sayısında kapatılır. Aynı yıl Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali ve karikatürist Mim Uykusuz ile birleşerek ” Markopaşa” yı çıkarırlar. Edebiyatımız için son derece önemli olan bu mizah dergisi içinde politik mizahı barındırarak o yıllarda büyük bir başarı elde eder. Ancak baskın erk, siyasi bir gülmeceye izin vermez ve dergi belirli sürelerde defalarca kapatılır. Aziz Nesin ve diğerleri bu duruma boyun eğmeyerek dergiyi çeşitli adlar ile yayımlamaya devam ederler. Bu şekilde bir savunma mekanizması ancak ve ancak 1950 tarihine dergi ve derginin basıldığı matbaa kapatılana kadar devam eder.

    Aziz Nesin,“Baştan” adında bir dergi çıkarır ancak bu dergi de kapatılır. Ardından kalemi ve kendisi son derce güçlü olan Nesin, pes etmez ve “Yeni Baştan” adında bir başka dergi çıkarır. Bu dergi de Fransızcadan aktarılan bir yazı nedeniyle kapatılır. Aziz Nesin bu kapanışın ardında çeşitli işler yapar ancak 1954 yılında dönemin önemli dergilerinden “Akbaba” da yazılar yazmaya başlar. Bir yıl sonra edebiyatımızın en önemli isimlerinden Kemal Tahir ile “Düşün” adında bir yayınevi kurar. Ancak yayınevi 1962 tarihinde belirsiz bir nedenden dolayı yanar.

    Yazdıklarından ötürü birçok kez tutuklanarak hapis cezasını çarptırılan Aziz Nesin, politik baskılardan dolayı onlarca takma isim kullanmıştır. Aziz Nesin tüm bu baskılara rağmen ülkesinden, mizahından, kaleminden vazgeçmemiştir. 1972 yılında kurduğu Nesin Vakfı bunun en büyük kanıtıdır. 1990 yılında ise Pir Sultan Abdal etkinlikleri dahilinde Sivas’a giden Aziz Nesin, Madımak Katliamından sağ kurtulan kişiler arasındadır. Ancak katliamda ülkenin önemli aydın ve sanatçıları yaşamını yitirir. Takvimler 1995’i gösterdiğinde ise Aziz Nesin, ulu bir çınar gibi yaşama veda eder. Arkasında örnek alınacak onurlu, mücadeleci bir yaşam ve birbirinden değerli yapıtlar bırakır.

    Aziz Nesin, edebiyatın birçok türünde önemli eserler kaleme almıştır. Özellikle kendine has mizahı ile yazdığı romanları beyaz perdeye de aktarılarak insanlarla buluşmuştur. Bu romanlar içinde en çok dikkat çekenler, Gol Kralı, Zübük, Yaşar Ne Yaşamaz olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra Aziz Nesin, anı, mektup, öykü, tiyatro oyunları, masalları, fıkraları ve şiirleriyle de edebiyatımızın en sağlam kalemlerinden biri olarak anılmaktadır. Aziz Nesin, tüm bu türlerde sahip oluğu gözlem gücünü ve mizah yeteneğini büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Aşağıda Aziz Nesin’in sadece öykülerinin bir kısmı ve romanlarının tamamı bulunmaktadır. Ancak o, 79 yıllık yaşamı boyunca müthiş bir üretkenlik ile onlarca eser kaleme almıştır.

    Bazı Eserleri
    Parti Kurmak Parti Vurmak, Öyküler, 1946.
    Azizname, Taşlamalar, 1948.
    Monologlar, 1949.
    Geriye Kalan, Öyküler, 1953.
    Mizâh Hikâyeleri Antolojisi (4 cilt) , 1955.
    Memleketin Birinde, Öyküler, 1958.
    Gıdıgıdı, Öyküler, 1958.
    Biraz Gelir misiniz, 1958.
    Nutuk Makinası, Köşeyazıları, 1958.
    Ah Biz Eşekler, Öyküler, 1960.
    Gözüne Gözlük, Öyküler, 1960.
    Hoptrinam, Öyküler, 1960.
    Bir Koltuk Nasıl Devrilir, Öyküler, 1961.
    Yüz Liraya Bir Deli, Öyküler, 1961.
    Zübük, Roman, 1961.
    Biz Adam Olmayız, Öyküler, 1962.
    (Yeşil Renkli) Namus Gazı, Öyküler, 1964.
    Şimdiki Çocuklar Harika, Roman, 1967.
    Poliste, Anılar, 1967.
    Merhaba, Köşeyazıları, 1971.
    İnsanlar Uyanıyor, Öyküler, 1972.
    Leyla ile Mecnun, Fuzuli’den aktarma, 1972.
    Cumhuriyet Döneminde Türk Mizahı, Seçki, 1973.
    Bu Yurdu Bize Verenler, Çocuk öyküleri, 1975.
    Seyahatname (Duyduk Duymadık Demeyin) , 1976.
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. Roman, 1977.
    Dünya Kazan Ben Kepçe I, Irak ve Mısır, Gezi Yazıları, 1977.
    Anıtı Dikilen Sinek, Çocuk Öyküleri, 1982.
    Suçlanan ve Aklanan Yazılar, Özyaşam ve Gazete Yazıları, 1982.
    Dünya Kazan Ben Kepçe II, Alamanya Alamanya – Bizden Aptal Bulaman Ya, Gezi Yazıları, 1983.
    Sondan Başa, Şiirler, 1984.
    Benim Delilerim, Anılar, 1984.
    Yetmiş Yaşım Merhaba, Öyküler, 1984.
    Kalpazanlık Bile Yapılamıyor, Öyküler, 1984.
    Ah Biz Ödlek Aydınlar, Deneme, 1985.
    Nasrettin Hoca Gülütleri, Çocuklar için gülütler, 1991.
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Oyun, 1992.
    Onursal Doktor Olamamanın Büyük Onuru, Belgesel, 1993.
    Bir Dokun Bin Dinle, Söyleşiler, 1994.
    Bir Tutam Aydınlık, Köşeyazıları, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları I, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları II, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları III, Mektuplar, 1994.
    Aziz Nesin – Ali Nesin Mektuplaşmaları IV, Mektuplar, 1995.
    Çuvala Doldurulmuş Kediler, yazılar, 1995.
    Sıvas Acısı, 1995
  • Ey serâser 'âleme sultân Süleymânum baba,
    Tende cânum cinim in içinde cânânum baba,
    Bâyezidına kıyar mısın benim cânum baba?
    Bî-günânım, Hak bilûr, devletlü sultânum baba.

    Enbiyâ-! ser-defter, ya'ni ki Âdem hakkiyçûn
    Hem dahi Musâ ile İsâ ü Meryem hakkiyçûn,
    Kâinatun serveri, ol rûh-i a'zâm hakkiyçûn,
    Bî-günâhım, Hak bilûr, devletlû sultânum baba.

    Sanki Mecnunam, bana dağlar başı oldu durak,
    Ayniub bi'l-cûmle mâl û mülkden düşdüm ırak,
    Dökerüm göz yaşunu "Vâ-hasretâ dâdû'l-fırak"
    Bî-günâhım, Hak bilûr, devletlû sultânum baba.

    Kim sana arzeyleye hâlim eyâ Şâh-ı kerîm?
    Anadan, kardaşlarumdan ayrılub kaldum yetîm,
    Yok benûm bir zerre isyânum, sana Hakdur ‘alîm,
    Bî-gûnâhım, Hak bilûr, devletlû sultânum baba.

    Bir nice ma'sûmum olduğun şehâ bilmez misin?
    Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın?
    Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın?
    Bi-gûnâhım, Hak bilûr, devletlü sultânum baba.

    Hak-te'âlâ kim cihânun Şâhı itmüşdûr seni,
    Öldûrûb ben kulunu, güldürme şâhım düşmeni.
    Gözlerûm nûru oğullarumdan ayırma beni,
    Bî-günâhım, Hak bilür, devletlü sultânum baba.

    Tutalum, iki elûm başdan başa kanda ola.
    Bu meseldûr söylenûr kim, "Kulgünâh itse n'ola"?
    Bâyezid'ün suçunu bağışla, kıyma bu kula,
    Bî-günâhım, Hak bilür, devletlû sultânum baba.

    "ŞÂHÎ"
  • Ey demâdem, mazhar-ı tuğyân u isyânum oğul!
    Takmıyan boynuna hergiz tavk-ı fermânum oğul,
    Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Hân'um oğul,
    Bi-gûnâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.

    Enbiyâ vû evliyâ ervâh-ı a'zam hakkiyçûn,
    Nûh u İbrâhim ü Mûsâ İbn Meryem hakkiyçûn,
    Hatem-i âsâr-ı nübüvvet Fahr-i 'Âlem hakkiyçûn,
    Bî-gûnâhım dime bâri. tevbe kıl cânum oğul.

    Âdem adın itmiyen Mecnûna sahrâlar durak,
    Kurb-i ta'atden kaçanlar dâimâ düşer ırak,
    Ta'n değildür dir isen "Vâ hasretâ dâdü'l-fırak",
    Bî-gûnâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.

    Neş'et-i Hakdur ûbûvvet, râm olan olur kerîm,
    "Lâ-tekul üf" kavlini inkâr iden kaluryetîm,
    Ta'ate isyâna 'alimdir hudavend-i kerîm,
    Bî-gûnâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.

    Rahm û şefkat zîb-i imân olduğun bilmez misin?
    Ya, dem-i ma'sûmu dökmekden hazer kılmaz mısın?
    'Abd-i âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısın?
    Bî-gûnâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.

    Hak, reâyây-i mu'tie râ'î itmişdür beni
    İsterüm mağlûb idem ağnâma zi'eb-i düşmeni,
    Hâşâ'llâh öldürürsem bî-günâh nâgâh seni,
    Bî-günâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.

    Tutalum iki elün başdan başa kanda ola.
    Çünki istiğfâr idersün, bizde ’afv itsek n'ola?
    Bâyezidüm, suçunu bağuşlarum gelsen yola,
    Bî-günâhım dime bâri, tevbe kıl cânum oğul.
    "MUHİBBİ"