• Oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
    Ve gitmen beni dile indirger sevgilim.
  • Tillo adlı kasaba ve orada yine bir türbe ve kapanış... Kısa bir zamanda «Okyanus» isimli Kamusu (lügat kitabı) «sîn» harfine kadar ezberliyor.

    Küçük kardeşi Mehmed'in getirdiği yemekleri de, yalnız ekmeğini kendisine ayırarak karıncalara veriyor.

    Soruyorlar:

    - Niçin böyle yapıyorsun?

    - Karıncalarda, diyor; içtimaî hayat, işbirliği ve bölümü tam bir cumhuriyet nizamı içindedir. Bu taraflarını sevdiğim için böyle yapıyorum!
  • Yayin akisi
    19.03 dip 5. Bölüm
    19.55 besiktas maçı
    22.00 maç sonu yorumları
    23.15 dip 5. Bölüm devamı

    23.55 istiklal marşı ve kapanış.
  • Öncelikle belirtmeliyim ki inceliğiyle mest eden bir kitap. Yalın ve akıcı anlatımıyla 1-2 saat içerisinde su gibi akıp gidecek ve nasıl bittiğini bile anlamayacaksınız. Uzun öykü niteliğinde bir eserle karşı karşıyasınız. Okurken zorlanmayacağınız konusunda sizi temin ederim. Sadece Hayalperest' in kendini ifade ettiği uzun tiradında yorulabilirsiniz zira o kısımda cümleler oldukça uzun ve şahısların takibi birazcık zorlaşabiliyor.
    İçerik olarak şahsım adına Dostoyevski'yi en romantik bulduğum kitaplardan birisi oldu. Hayalperest olarak adlandırdığı "tip" karşısında adeta Dostoyevski' nin özeline, şahsının derinlerine iniyormuşsunuz izlenimi uyandırıyor. Evet Hayalperest için "tip" nitelendirmesinde bulundum çünkü o da kendisini bu şekilde görüyor. Onun hayal gücü münzevilik ve tembellikle besleniyor. Kendinden üçüncü bir şahıs gibi bahsetmekten hoşlanan kahramanımız oluşturduğu metaforlarla bizi hikayesinin içine çekiyor. Anlattıkları karşısında Nasthenka gibi siz de zaman zaman tutulup kalabilirsiniz.
    Kitabın dörtte üçü sizin tahmin ettiğiniz yönde ilerlerken yazar son kısımda asıl hünerini gösteriyor. Beklenmedik sonları hepimiz severiz. Nitekim kitap da sürpriz bir kapanış yapıyor.
    Evet Hayalperest' imizin dört buçuk gününü okumaya hazır mısınız ?
    Küçük bir öneri: Nasthenka' ya çok kızmayınız onun yerinde biz olsak ne yapardık kim bilir ?
  • "O bizi dünyanın kötü şekilde hayal kırıklığına uğrattığı, normalde bizi ayakta tutan duygularımızın yanılsamalarına yenilip içine düştüğümüz karanlıkları çok iyi anlayan bir arkadaşa ihtiyacımız olduğu zamanlarda yönelebileceğimiz, onları dağıtacak az sayıdaki filozoftan biridir." diyerek başlayalım.

    Daha önce etkinlik düzenlememiştim ama sevgili (Sezen B.) ve (Elif) teşvikleriyle böyle bir girişimde bulunmak istedim. Umarım Kierkegaard'la tanışıklığı bulunmayan kişiler için teşvik edici olur ve Kierkegaard'a pek sıcak bakmayan okuyucular için ilham olur.

    Neden 11 Kasım'ı kapanış tarihi olarak belirlediğime gelirsek, 11 Kasım 2018 tarihi, Kierkegaard'ın ölümünün 163.yıl dönümü olacak. Etkinliğimize Semiha (Semiha) ve Ferda Çalışır (Ferda Çalışır) özel olarak davetlidir. Onlar haricinde herkese açık olan etkinliği duyurduktan sonra üstad ile ilgili bilgilere geçelim.

    Biyografi kısmına geçelim. 5 Mayıs 1813 tarihinde dünyaya gelen Søren'in aile yapısı, onun felsefesini geliştirmesinde de çok etkili olmuştur. Babası Michael Pedersen, ilk eşini kaybettikten sonra evin hizmetçisi ile ilişki yaşamıştır ve hamile kaldığı için belki istemeden de olsa evlenmek zorunda kalmıştır. Søren daha üniversiteye başlamadan önce iki ablasını, annesini ve büyük abisini kaybetmiştir, bu da büyük yaralar açmıştır. Babası Michael Pedersen, bu kayıpların gençliğinde "Tanrı'ya lanet etmesi"nden dolayı olduğuna inanmaktadır. Søren ise bir gün mezarlık ziyaretinden sonra şöyle bir not almıştır: "aramızdan ayrılan sevdiğim birkaç kişi önümdeki mezarda dirildi; daha doğrusu, hiç ölmemiş gibiydiler. Onların arasında kendimi çok huzurlu hissettim, kucaklarında dinlendim, sanki bedenimin dışına çıkmış, onlarla birlikte süzülerek semaya yükseliyormuşum gibi hissettim kendimi."

    Bir komşusunun ifadesine göre "Dünyada hiç kimse, Søren'in annesinin ölümüne üzüldüğü kadar acı çekmemiştir." ama Søren, Günlük'te annesinden hiç bahsetmemiştir. Tam olarak nasıl bir ilişkiye sahip olduklarını bilemiyoruz. Ailesindeki kayıplarla birlikte Hz.İsa'nın hayatı ve ölümü de onun için çok önemlidir. Hepsinin etkisiyle, kendisinin de 33 yaşında öleceğine ikna olmuştur ve bu yaştan önce eserlerini tamamlamayı kendisine görev edinmiştir. Bunu da başarıyla yapmıştır, büyük eserlerinden sadece "Ölümcül Hastalık Umutsuzluk" 33 yaşından sonra yayımlanmıştır.

    Eğitim hayatına dönersek, babası kendi başına gelenler üzerine çocuklarının dinî bir eğitim almalarını istemiştir. Søren de bu yolda ilerlemiştir ama sonuç olarak bambaşka bir düşünce sistemi oluşturmuştur. Alastair Hannay dev eserinde şöyle bahseder:

    "Tarih 28 Kasım 1835, yer Kopenhag Üniversitesinde Öğrenci Birliği toplantısıdır. Bu olaydaki konuşmacı ufak tefek bir gençti, açık kumral gür saçları başının tepesinde oldukça gülünç taranmıştı. Enerjik ama biraz da iğneleyici tavrı Birlik'e de, izleyicilerine de hiç yabancı değildi. Kıvrak zekalı, hazırcevap, nüktedan, ince espriler yapan, böyle konuşmalara alışık olmayan bir gençti. Ama şimdi kalabalığın önüne tek başına çıkmak üzereydi. Bu genç Søren Aabye Kierkegaard'dı."

    Kierkegaard'ın 'iğneleyici, kıvrak zekâlı, esprili tavrı" tüm eserlerinde de görülür, yaşamının son döneminde başını ağrıttı ve kendi vatandaşları tarafından yaşamı boyunca pek sevilmedi, dini tarafından da dışlanmış olmasa bile öyle önemli bir değer verilmedi kendisine.

    Felsefesinden bahsedecek olursak, Kierkegaard'ın haliyle her okuyucuya hitap etmediğini söyleyebiliriz. Ancak diğer taraftan bakılırsa, çağdaşı Hegel veya diğer Alman filozoflar gibi okunmasının zor olduğunu söyleyemeyiz, aksine onlardan çok daha rahattır okuması. Felsefesinde sürekli geçen iki önemli öğe vardır: Birincisi, dinsel karakteri, Tanrı ve ebediyet ile ilgili düşünceleri, ikincisi ise ayrıldığı nişanlısı Regine Olsen. Bunu Regine'den ayrıldıktan bir yıl sonra yazdığı, 'dünyanın en uzun aşk mektubu' diyebileceğimiz "Ya/Yada" isimli eserinde sıkça tekrarlar. Bu eser bir bütün olarak dilimize çevrilmedi. Bunun yerine "Baştan Çıkarıcının Günlüğü", "Kişiliğin Gelişiminde Etik Estetik Dengesi" ve "Evliliğin Estetik Geçerliliği" isimleriyle bazı bölümleri dilimize kazandırıldı.

    KİTAPLAR

    Kitapları sıralamak yerine kendi görüşlerimle birlikte yazayım.

    1- Çağdaş araştırmacıların kaleme aldığı, Kierkegaard ile ilk kez tanışacak olan okuyucular için ideal kitaplar:

    A)Susan Anderson, Kierkegaard Üzerine (Kierkegaard Üzerine)

    B) Yasemin Akış, Søren Kierkegaard'da Kaygı Kavramı (Soren Kiekegaar'da Kaygı Kavramı)

    C) Robert Ferguson, Kierkegaard'dan Hayat Dersleri (Kierkegaard'dan Hayat Dersleri)

    D) Alastair Hannay, Kierkegaard (Kierkegaard)

    2- Kierkegaard'ın kendi kaleme aldığı, okuması kolay ve keyifli sayılabilecek, hatta bir çırpıda okunabilecek metinler

    A) Kahkaha Benden Yana (Kahkaha Benden Yana)

    B) Meseller (Meseller)

    C) Kendinizi Sevmeyi Unutmayın (Kendinizi Sevmeyi Unutmayın)

    D) Aforizmalar (Aforizmalar)

    3- Felsefe okumaları konusunda temel olarak bilgiye sahip ve Kierkegaard'ın tarzına alışan okurlar için;

    A) Kişiliğin Gelişiminde Etik Estetik Dengesi (Etik-Estetik Dengesi)

    B) Evliliğin Estetik Geçerliliği (Evliliğin Estetik Geçerliliği)

    C) Baştan Çıkarıcının Günlüğü (Baştan Çıkarıcının Günlüğü)

    D) Tekerrür (Tekerrür)

    4- Dinsel atıflarla dolu olan, felsefi zenginliğinin en üst noktada parladığı eserler

    A) Korku ve Titreme (Korku ve Titreme)

    B) Kaygı Kavramı (Kaygı Kavramı)

    C) Ölümcül Hastalık Umutsuzluk (Ölümcül Hastalık Umutsuzluk)

    5- Diğerleri

    A) Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler (Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler)

    B) Hakikat Şaraptadır (Hakikat Şaraptadır)

    C) Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe (Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe)

    D) Müzikal Erotik (Müzikal Erotik)

    E) Şimdiki Çağ- Başkaldırının Ölümü Üzerine (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)

    F) İroni Kavramı (İroni Kavramı)

    G) Tanrı'ya İhtiyaç Duymak (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)

    Son olarak da Mukadder Yakupoğlu'ndan bir cümleyle kapatayım:
    "Kierkegaard bir dinin çerçevesi içinde yapıtlar vermesine rağmen aynı zamanda insanoğlunun en temel sorunlarını ortaya koymuştur. Kierkegaard birden ve doğrudan varoluş gizeminin içine girmiştir."