• Laia Asie Odo
    698-769
    Bütün olmak parça olmaktır;
    gerçek yolculuk geri dönüştür.
    Düşte zaman yoktur, süreklilik tümüyle değişmiştir. Mit ve efsanede zaman yoktur. Masal 'Bir zamanlar' derken hangi geçmişten bahseder? Böylece gizemci, mantığıyla bilinçaltını yeniden birleştirdiğinde her şeyin tek bir varlık olduğunu görür ve sonsuz geri dönüşü anlar.
    "Daha az mükemmel ama daha insanca bir yaşam kurmaya gidiyorlar." der Nikolas Berdyaev.
    Anarşist dünya (Anarşi: başsızlık-Yunancada arche: baş, başat;ana-öntakısı ise olumsuz iyelik, - sız,- siz demek), bir yandan da "şeyleri " mal ve müzikleri olmayan anlamına geliyor.

    Mülksüzler benim Ursula ile ilk tanışma kitabım oldu. Tamamen bilim - kurgu tarzda yazılmış olabilir ama yaşadığımız çağı ironik tarzda ele almış.Kitap dispotik bir o kadar da ütopik. Tabi benim için bunların çok ötesinde bir kitap. Üzeinde fazlasıyla düşünebileceğiniz bir kitap. Yazarın müthiş bir hayal dünyasında kaybolup gidiyorsunuz. Anlatım akıcı olmakla birlikte yer yer akıcılığı bozan alışığın dışındaki kelimeler okumayı yavaşlatmakta ama bir çırpıda okunup bitecek bir kitap. Kitabın hiçbir yerinde yavan anlatıma rastlanılmıyor bu da yazarın mükemmeliğini ortaya koymakta.
    Az da olsa metofarlardan da yararlanarak yaşadığımız çağa farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor. Keyif alarak okudum, bir taraftan da hımm diyip evet, doğru bu. Kitabın hem tam merkezindesiniz hem de çok çok uzağındasınız,felsefenin tam da ortasındasınız. Bir tarafta sahip olunamayan bir hayat bir tarafta da mülkiyetçi zihniyet . Anarres ve Urras birbirinden tamamen farklı iki dünya. Anarres anarşist, Urras kapitalist sistemin birbirine zıt iki kutup .Anarres'teki anarşistler kıtlığı paylaşırkenn Urras (bu arada USA- SSBC nin kısaltmasıl.)Biz hangisinin içindeyiz. Dünya denen bu yerde mülkiyet, sahiplenmek bireyin olmazsa olmazı durumu. Doğanın insanlara bahşettiği sonsuz kaynak, Odocuların mülkiyet anlayışından kaçıp gittiği yeni bir yaşam modeli. Odoculuk bir felsefe, bir yaşam tarzı. Herkes birbiri için var ve varlıkları bir başkası için yeniden bir yaşam olmakta. Bebekler dünyaya getiriliyor ama sütten kesilince  başka bir yerde ebeveynsiz yaşama,  tek başına; biri tarafından sahiplenilmeden var olmak. Burada yazar bu metefor ile hayvanlardaki içgüdüsel yaşamı yeni yaşam merkezine taşımakta. Besle, bir zamana kadar büyüt ve senin olmayacakmış gibi doğaya yani yuvaya geri bırak. Uzmanlık var ama ihtiyaç duyulduğu anda başka alanlarda da faydalı olabilmek için çalışmak zaruri. Toz, kuraklık, sınırlı sayıda yiyecek, sana ait olmayan mekan, iş, çocuk. Emek kiminse hak herkesin.
    Bizler büyütülürken daima 'iyelik eki ve birinci tekil şahıs ekinin' yaygın olduğu cümle kurulumuyla istek ve taleplerimizi ifade ettik. Mesela, 'ellerim acıyor' değil, 'eller bugün bana acı veriyor.' sana ait olan organın sana ait olmuyor burada. Onlara asla sahip olmamanız gerekmekte.
    'Bu benim, şu da senin' yerine , 'bunu ben kullanıyorum , şunu da sen' paylaşmanın cümle kurgusundaki mükemmelliği. Bilinçaltı toplama kampında bu şekilde kurulan cümleler 'sen sana ait değilsin mesajı vermekte.
    Sahiplenmemeyi en güzel anlatan iki güzel insanın şiirine  yer vermek istiyorum. Umarım okursunuz
    Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin onu sevdiğinden…
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları…
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    “O benim.” diyeceksin.

    Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin…
    Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

    Can YÜCEL

    Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
    Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
    Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
    Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
    Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
    Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
    Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
    Çünkü ruhlar yarındadır,
    Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
    Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
    Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
    Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
    Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
    Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
    Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
    Okçunun önünde kıvançla eğilin
    Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
    Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
    Halil Cibran
    Farklı ülke, farklı zaman, farklı yazarlar ama verilmek istenen mesaj aynı. Biri bilim-kurguyu araç edinirken diğeri felsefeyi araç edinmekte, bir diğeri ise edebiyatın imgesel anlatımını araç edinmiş. Yuvaya yani öze dönüşün kadim bilgeliğini onları okuyanlara bu şekilde vermekte. Keyifli okumalar dilerim.
  • Tanrı, eliyle başımı okşamış gibi
    Sevinmiştim Maradona İngiltere’ye çaktığında
    Falkland Adaları’nın nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu ama
    Fark etmezdi o zamanlar Arjantin dışındaki tüm takımlar
    Biraz ipne, biraz kapitalist biraz da şerefsizdi
    Che’yi bile ilk kez Maradona’nın tişörtünde görüp sevdim
    Senin şimdi bunu anlaman biraz zor biliyorum
    O zamanlar elimden gelse Maradona’ya zarar vermesin diye
    İçtiği kokainleri elinden alıp hepsini kendim içebilirdim
  • "... Bu minvalde kapitalist ekonominin en önemli farklarından biri bence, ezilenin aynı zamanda ezen de olmasıdır. Haliyle, nasıl köfteleri hep anneler yapıyorsa, kurban bayramında kesilen 'ana kuzu'sundan kavurmayı da anneler yapıyor. Bu durumun ciddi bir içsel çelişki, önemli bir mutsuzluk kaynağı, toplumsal depresyonumuzun birincil halelerinden biri olduğunu düşünüyorum.
    ...
    Et yiyen erkekleri yetiştiren, kuzu katili anneler..."
  • "Deniz size küsecek, deniz bize küsecek, bu yaptığımız kötülükten sonra deniz bize bir çaça bile vermeyecek... Deniz bize küsecek...
    İşte o zaman Selim'in adını balıkçılar,
    Deniz Küstü Selim koydular" (s.50)

    Bitti... Bir süre kıpırtısız, hiç bir ses çıkarmadı göl. Denizin küstüğünden bi haber... İçindeki balıkları ve tekneleri sallıyordu.
    Göl bu kitabı okuduğumu görüyordu. Hayırsızada değildi benim gördüğüm belki ama Akdamar adasının da dünyaya küsüp gölden kopuk, Selim balıkçı gibi herşeyden ve herkesten uzak durduğunu hissedebiliyordum. Ne desem eksik kalır, biliyorum ama Yaşar Kemal' in büyüsüne uzun bir aradan sonra tekrar kapılmak...

    Menekşe mahallesi... Bildiğimiz bütün mahalleler gibi. Bir duyanın üstüne bin ekleyip kulaktan kulağa aktardığı, içinde iyi insanlarla birlikte birçok kötüyü de barındırdığı yer.

    SELİM BALIKÇI
    Algı o kadar önemli ki... ilk başlarda Selim balıkçı gözünüzde dünya kötüsü bir adam gibi canlanıyor. Oysa kuştan, pamuktan yüreği...
    Öyle ki askerdeyken yediği bir kurşun ve tedavi esnasında tanıştığı sarı saçlı kadın. Bütün ömrünü ona bir ev yapmak için yemeden içmeden çalışarak geçirir ama asla onu görmeye gitmez. Fakir fukara babasıdır yine de. Herkes çok sever, herkes çok korkar ama herkes arkasından atıp tutmaktan kendini alamamaktadır.
    Yunus balıkları onun biricik familyasıdır. O pamuktan yüreği, yağları için katledilen bu denizlerin gerçek sahiplerinin kıyımı karşısında paramparça olur. Yunuslar katledilirken kapitalist düzen tarafindan, kendi aşık olduğu, sırtında beni olan, bir kanadı kırık yunusunun da ölüsünü görür. Dünyası başına yıkılmıştır.
    İnsanlara biraz ısınacakken yeniden kendi kabuğuna çekilir ve olaylar...
    Mahalleli boş durmaz...

    ZEYNEL
    Bütün ailesinin katledilişine şahit olur, kendisi kurtulur ve bir şekilde o da menekşe deki yerini alır. Üzgün, kırgın, itilip kakılan bir çocuktur artık menekşede. Altın gibi bir kalbi, Sadece iyilikle bembeyaz bir zihni... Bu çocuk büyür... Bir cinayet, bir banka soygunu, bir, bir...
    Türkiye' deki medyanın o zamanlar ki müthiş çarpıtıcılığı sayesinde Zeynel Çelik bütün İstanbul 'u kana bulayan, çetesi her gün büyüyen azılı bir katil, gözü dönmüş bir canavardır artık. Aynı anda İstanbul' un dört, birbirinden uzak semtinde cinayetler, kundaklamalar, tecavüzler... Gazete haberlerinde kendisini kasteden, habere çıkan ve kendisi olmayan Zeynel Çelik e büyük bir hayranlık duyar. Iri yarı bir adamdır ya gazetedeki, bizim Zeynel ise çelimsiz, sıska... Tüm ülkenin gündemi kendisi olmasına rağmen, yolda görenler onun Zeynel oldugunu bilmezler. Zeynel iri yarı, Zeynel gangster, Zeynel bıyıklı... İşine gelmektedir elbet.
    Mahalleli yine boş durmaz...

    Kitap bitti... Kalkıp kalkmama arasında gidip geliyorum, o kadar hızlı okudum ki son 50 sayfayı başım dönüyor. Sebep ne bilmiyorum ah ulan Zeynel ne vardı uyacak şu mahalleliye.
    Neyse...
    Bir yandan göle, bir yandan da birbirini çekiştiren insanlara kayıyor gözüm. Yine bire bin. Üst mahalledeki o N.. varya. Alt kattaki komşumun oğlu... Taş yağacak başımıza taş... Kulaklarını kopartacan ya aslında S..' nın... Ş ' nın kocası varya... Yıllar geçse de insanlar hep aynı kalmayı başarıyor. Kötülüklerini teknoloji geliştikçe geliştiriyorlar sadece. Herkesin adı birbirinin ağzında. Tanıdık birkaç yüz görünce garip oldum kitabın etkisiyle. Gerçekten de insanlar hiç bilmedikleri herşeyi o kadar çok eleştirip, olmadık şeyler söyleyebiliyorlar ki...
    Her mahalleye bir karakutu şart bence...
    Neyse Usulca kalktım Selim ve Zeynel ' i düşünerek göl kıyısından. Ne de olsa Mahalleli boş durmaz...
    Toplumun aynası Büyük Usta' yı Saygı ve Şükran ile anıyoruz...
  • İşçi sınıfı, top, tüfek ve tank yapımındaki kendi katkılarını protesto etmek için bir kez olsun sesini yükseltmiş, bildiri dağıtmış ya da greve gitmiş değildir. Oğullar ve kızlar, ana babalarının yaptığı silahlarla öldürülüyor. Đşçiler daha yüksek ücret, daha az mesai için greve gidiyorlar. Đnsanları öldürerek gelişen sanayi içinde oynadıkları role karşı grev yapmıyorlar. Đster sosyalist ister kapitalist bir ülkenin işçileri olsunlar, her ikisi de savaş mekanizmasını işler halde tutmak için çalışmışlardır. Tarih boyunca hiçbir sendika, işçilerinin silah endüstrisine katkıda bulunmasını protesto için greve gitmiş değildir. Bir saat için bile.
    Gündüz Vassaf
    Sayfa 87 - İletişim Yayinlari 3.baski (e-pub)