Betusch in Booksland, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor · İnceledi

16 - Kapitalist İtikat
" Eğer pasta değişmiyorsa ve bunun büyük kısmına sahipsem, bir kısmını başkalarının payından çalmış olmalıyım. "

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 306 - Kolektif Kitap)Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 306 - Kolektif Kitap)
Hamide Yılmaz, Tünel'i inceledi.
15 saat önce · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

İyi geceler. Yordam kitaptan çıkmış kıyıda köşede kalmış bir kitap "Tünel". 1913 yılında Bernhard Kellerman tarafından kaleme alınmış dönemin kapitalist sistemine sağlam eleştiride bulunmuş bir kitap. Allan Mac tarafından oluşturulan muhteşem proje Amerika ile Avrupa'yı birbirine bağlayacak bir tünel. Ama ne tünel. Yapımı onlarca yıl sürecek ve binlerce işçi çalıştırılması gerekecek. Öyle ki tek vardiya değil tüm gün boyunca saniyelerin bile atlanmadığı bir çalışma biçimi. Allan hem kendi hayatını hem de yakınındakilerin hayatını bu proje uğruna bitiriyor. Ta ki o büyük felakete gelene kadar. İki bin işçinin bir kaç saatte koca dağın altında kalması ve ardı sıra yaşanan olaylar. Tüm Amerika ve Avrupa bu projeye inanılmaz bir maddi destek sağlayıp bütün ekonomi bu proje üzerinden giderken bir anda herşeyin yerle bir olması tepetaklak olması ve ekonominin insanları nasıl etkilediğini ve insanların nasıl da çalıştırılıp istedikleri zaman işveren istedikleri zaman köle-sahip mantığı ile hareket ettiklerini anlatan tam bir klasik.
Yordam yayın evi ağırlıklı olarak solcu yayınlara yer veriyor. Ama edebiyatta klasikleri öyle güzel çeviriyor ki okumalara doymazsınız. Hasan Ali Ediz,Mete Ergin,Tahsin Yücel gibi edebiyattan anlayan,Türkçemizi savurmayan çeviriler okumak istiyorsanız Yordam Yayınlarının kitaplarını gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.

Rıdvan, Martin Eden'i inceledi.
 19 saat önce · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tekrar tekrar tekrar okunacak okunup ders alınacak muhteşem bir yapıt.Bir insan kitabın bitişine ne kadar üzülebilir? okumaya başladığım andan beri kitabın sonuna kadar sanki kitabın içinde başka bir dünyaya seyehate çıkmışım gibi veyahut o seyehatte bu olanları kendim yaşamış gibi hissettim. Bu nasıl anlatılabilir bir son? Bu böyle nasıl bitebilir? İçimizi umutla ve karamsarlıkla aynı anda birşeyleri elde etmek için çok uğraşmanın gerektirdiğini ve aynı oranda elde ettiğin şeyin bir çırpıda nasıl yok edeceğinin serumunu aşılıyor kanımıza.Bu Burjuvazi ve Emperyalistliğin bir vahşeti ve sonucudur. Kanımızı emenlerin ve emdikçe sarhoş olanların sevgi dolu gösterisidir.Tarihten günümüze kadar insanoğlu eşit olamamıştır,sosyal bir sınıf henüz kurulamamıştır.Ezen vardır,Ezilen vardır, ve beyni ile ruhu ezenlerin yanında duranlar vardır, işte bu kesime Karl Marx ve Friedrich Engels "kapitalist orta sınıf'' demişlerdir... Neyse, diyeceğim o ki; artık maskelerinizden kurtulmanın vakti gelmedi mi yapmacık sahte sevgi yönlü maskenizi atmanızın tam vakti.İnsanı insan olduğu için sevmeliyiz.Doları,arabası,dayısı var diye değil. Ah Martin! Umutlarını yitirip kendini ruhen öldürmek ne kadar kötü birşeymiş.kokuşmuş bir dünyadan atlamak;sonsuzluğa. ne kadar kötü.

Krizler Bağlamında Say Yasasının İşlerliği
Klasik iktisat öğretisinin kabul ettiği Jean Baptiste Say'in söylemiş olduğu 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü ticari, kapitalist ve modern gelişim aşamasında ne kadar işlemektedir?

Bu yasanın geçerli olmayabileceği görüşü 1929 Krizi baş gösterdiğinde ekonomide müdahaleci fikirleriyle tanınan ünlü iktisatçı John Maynard Keynes tarafından ortaya konmuştur. 1929 Krizi'nin esas nedeni temelde finans sektörünün gelişmesi ve 'sınırlarını' aşması ile alakalıdır. Keynes'e göre finansal sektör reel sektörün yanında sadece reel sektöre katkı sağlayacak kadar, yardımcı olacak kadar gelişmeliydi. Fakat reel sektörün yanında finans sektörüne gerekenden fazla ağırlık verilince büyük bir balon oluştu. Bu balon aslında insanların talep etmesi gereken birikimlerin finansal anlamda değerlendirilmesi ile oluşmuştu. Yani ortada çok büyük bi' arz fazlası oluşacaktı. Sonunda finansta gerçekleşen aşırı yoğunlaşma Büyük Buhran'ı yarattı. Buradaki finanstan kasıt borsa ve gayrimenkule verilen ağırlıktır.

İnsanlar neden gayrimenkul ve borsaya yatırım yapmaya başlamışlardı?
Burada, sanayinin gelişmesi, kapitalizmin gittikçe dünyada hakimiyet kazanması ve insanların daha çok sahip olma güdüsü devreye girmişti. Tüm bu amaçlar içinse temelde bir birikim oluşması gerekiyordu. İşte tam da burada Malthus'u konuşabiliriz. Malthus, nüfus ilkesi ile tanınan siyasal klasik iktisatçıdır. Klasiklerin aksine yaşadığı dönemde tıpkı gelecekte Keynes'in de reddedeceği gibi 'her arz kendi talebini yaratır' görüşüne inanmadığını belirtmiştir. "Çünkü ona göre ekonomide 'genel mal bolluğunun' yani toplam arzın toplam talebi aştığı durumların oluşması olasıdır. Malthus özellikle tasarruf etme ve para istifleme eğiliminin yükseldiği yani harcama eğiliminin düştüğü dönemlerde ekonominin aşırı üretimden, eldekilerin satılamaması nedeniyle arz fazlasından kaynaklanan krizlerin, depresyonların oluşacağını ilk öngören kişiydi."*

Tarihte bu Malthusyen-Keynesyen öngörünün bir kez daha doğru olduğunun en yeni versiyonu 2008 Krizi'dir aslında. 2008 Krizi de birikim, yatırım amaçlı yapılan ve elbette derin bir hırs, kazanma tutkusu barındıran insanların borsaya ve özellikle gayrimenkule yüklenmesi ile oluşmuş finansal bir krizdi. Wall Street bankacılığı ile iyice alevlenen, finans sektöründe çok farklı, daha önce hiç rastlanmadık finansal türev ürünlerin üretilmesi, yüksek riskli mortgage kredilerinin insanlara adeta "dağıtılması" ve bunlara yapılan diğer riskli yatırımlar krizin temel nedenlerindendi. Tüm bunlar nedeniyle balonlaşan finansal sektörün patlak vermesi kaçınılmazdı sonuç ise derin bir kayıp, yıkım olmuştu.

Yani klasik iktisadın 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü her zaman geçerli değildi. Hatta denebilir ki ancak kontrolle geçerlidir. Müdahale, kontrol ise esasen Say Yasa'sının doğrudan savunucuları olan klasik iktisatçıların doğrudan reddettiği bir durumdur. Dolayısıyla geçerlilik görecelidir. 'Her arz kendi talebini yaratır' ancak, birikimin olmayacağı bir ekonomide tam anlamıyla geçerlilik, işlerlik kazanacak bir yasadır.
Oysa günümüzün riskli, yarını belli olmayan dünyasında birikim insanların en büyük güvencesidir. O halde denebilir ki, her arz her zaman kendi talebini yaratamaz.

*Fikret Şenses, İktisada Giriş, İletişim Yayınları, s.67


Not: 2008 Finansal Krizi pek çok ayrıntı içeren, geçmişi derin olan, yakın bir kriz. Dolayısıyla ne kadar bahsetsek de bir şeyler hep eksik kalır. Bu krizle ilgili daha fazla, ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız eğer aşağıdaki filmlere bakmanızı öneririm:
• Too Big to Fail
• Inside Job
• The Big Short
• Margin Call

İklim, bir alıntı ekledi.
18 May 22:32 · 8/10 puan

“Burjuva kültür bize planlı, steril ve korunaklı yaşam ağları ördü. Doğadan kopan insan kapitalist akılla yeni bir dünya kurdu ve ağların içinde ona uygun yaşamaya alıştı.”

Varlık Dergisi - Mayıs 2018, Kolektif (Sayfa 98 - Damla Yazıcı)Varlık Dergisi - Mayıs 2018, Kolektif (Sayfa 98 - Damla Yazıcı)
Brunello, bir alıntı ekledi.
18 May 19:54 · Kitabı okuyor

İnsanın çevresine ve kendisine yabancılaşması kapitalizm de öylesine ağır basmış, loncalara ve sınıflara dayanan ortaçağ düzeninin zincirlerinden kurtulan insan kişiliğinin hakkı olan özgürlük ve yaşama zenginliği konusunda öylesine aldatılmış, bütün malların piyasa ‘meta’ ına dönüşmesi, her şeyi kapsayan yararcılık , dünyanın tümüyle ticaret üstüne dönüşmesi hayal gücü olan herkesi öylesine tiksindirmiştir ki, yaratıcı insanlar başarılı kapitalist düzene büyük bir tepkiyle karşı çıkmışlardır.

Sanatın Gerekliliği, Ernst Fischer (Sayfa 100)Sanatın Gerekliliği, Ernst Fischer (Sayfa 100)
Ertuğ, Demir Ökçe'yi inceledi.
 18 May 17:03 · Kitabı okudu · 23 günde · Beğendi · 10/10 puan

Jack London'a hayranlığım, okuduğum her kitabı ile daha da artıyor. Kapitalizm karşısında işçi sınıfının mücadelesini o kadar güzel anlatıyor ki verdiği örnekler günümüze de ışık tutuyor. Halen yaşamakta olduğumuz şeyleri yıllar öncesinden yazmak, düşünmek, kurgulamak müthiş bir yetenek. Kitabı çok seveceğinizden eminim. Sermaye sınıfından bir kadının, işçi sınıfından bir adam ile tanışması ve kendi sınıfına ait olmayan insanların yaşadıklarına şahit olması, onları anlaması, anlamaya çalışma çabaları esnasında karakteri kendinizmiş gibi hissedeceksiniz.
Devrim çabaları, kapitalist sistemin buna engel olmak için izlediği yollar okuyucuyu çetin geçen bir mücadele içerisine alıyor. Kitabı özetleyecek bir cümle var ise o da; "elbiselerine kan sıçramış" olacaktır. Tüm hikaye bu cümle üzerinden oluşuyor. Okunması gereken bir distopya.

“Mutluluğun formülü olsaydı, bu kapitalist sistem onu da şişeleyip satardı!”

Yaşamak Güzel Şey

Brunello, bir alıntı ekledi.
17 May 23:29 · Kitabı okuyor

Hemingway’in tutumu çağdaş burjuva dünyasında yaygın bir özlemin açık bir örneğidir . Milyonlarca insan, özellikle gençler, sevmedikleri işlerinden, boşluğunu duydukları günlük yaşayışlarından, Baudelaire’nin önceden haberini verdiği bir bunalıştan, her türlü toplumsal bağlardan ve öğretilerden gürültülü motosikletlere binip, her türlü duygu ve düşünceyi yutan bir hızın esrikliği içinde kendilerinden kurtularak uzaklaşmak, kendilerini hayatın anlamının bir çeşit yoğunlaştığı bir pazar gününe, bir tatile atmak istiyorlar. Kapitalist dünyadaki kuşaklarca insan yaklaşan bir yıkımın itişiyle, patlamak üzere olan fırtınayı sezmişcesine kendilerinden kaçıp bilinmeyen bir dünyada çerden çöpten yapılmış, içerisinin aydınlığı dışarıdaki karanlıktan fazla olan bir çadıra sığınmak istiyor.

Sanatın Gerekliliği, Ernst Fischer (Sayfa 99)Sanatın Gerekliliği, Ernst Fischer (Sayfa 99)