• 160 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Bir gün raif efendinin şirketindeki çekmecesinden bir kara kaplı defter çıkar ve tıpkı ismindeki '' kara '' gibi başlar hikaye..

    Sorgulatır.. Hüzünlendirir.. Düşündürür.. Ve hatta ağlatır..

    Raif beyin o saf halini ve Maria'nın ilk etaptaki davranışlarının sonraları muazzam bir duygu ile netleşmesini büyük bir aşkla okudum. İnanmak ! Aslında içimizdeki boşluk tam da bu. Bir insan herşeyiyle size uyuyor ve seviyor olsanız bile bu aşkı en özel şekliyle tamamlayan unsur inanmaktır.. Maria inandı, sevdi .. çok sevdi ! Raif bey ise hem inandı hem bekledi.. Beklemek dediysem 1 ay değil, bir hayat bekledi. Hayat geldi geçti ve birgün suretler kaybolmuş iken karşısına ufacık bir emare geldiğinde aslında suretleri tıpkı dün gibi nasılda hatırladığını anladı.. Güzel tarafı ise bu iki ulu aşktan ortaya çıkan bir ufak kız çocuğu idi..

    Sabahattin Ali bu romanında beni derin duygulara sürükledi. Yer yer gözlerimin dolduğunu hissettim. Kimbilir, belkide bir başka maria da bizim hayatımızdan geçmiştir..
  • 164 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Böylesine güzel ve Türk Edebiyatı'nın artık neredeyse herkes tarafından okunmuş olan bu klasik eserini bu kadar geç okumanın üzüntüsüyle başlamak istiyorum. Fakat şöyle bir şey de var ki o kadar üzülmemem gerektiğini hatırlatıyor bana. Bu tür klasik eserlerden zevk almak, aldığınız zevki kat kat fazlasına çıkarmak için bana göre bir temelinizin olması gerekir. Şimdiye kadar okuduğum kitaplardan birçok izler buldum bu kitapta. Daha ilk sayfadan sıradanmış gibi görünen insanların hangi amaçla nasıl yaşadıklarının sorgulanması bana şimdiye kadar okuduğum varoluşçu kitapların sorgulamaya kalktıkları konulardan pek de farklı gelmedi. İşte bu yüzden okurken kendimi çok iyi hissettim diyebilirim.

    Kitabı uzun uzun anlatmak niyetinde olmadığımı belirtmek istiyorum. Hem bu kitabı okumuş insanları sıkmamak için hemde okumamış olanlara sadece "bunu bunu anlatıyor güzel işte okuyun" tavsiyesi vermekten uzak durmak istediğim için. Çünkü böyle bir kitabın ne anlattığını soracak olan bir insan zaten okusa da olur okumasa da. Bu yüzden sadece kitabı okurken ki hissettiğim duyguları yazacağım. Bilmiyorum bu yazdığımız incelemeleri okuyanlar oluyor mudur ? Okuyanlar ne amaçla okuyorlardır ? Yoksa sadece beğenip geçmek yeterli mi oluyordur insanlar için, bilmiyorum o kadarını. Ama ben yine de yazmak istiyorum. Tabi bu söylediğimden, herkesten bu yazdıklarımı okuma beklentisinde olduğum anlamı çıkarılmamalı. Naçizane fikir belirtiyoruz. Ayrıca hem tarihe bir kayıt olarak kaydedilmiş hem de içimden düşmüş beni rahatlatmış olurlar.

    Kitaba başladığım ilk sayfalarda sanki Tanpınar okuyormuş gibi hissettim. YKY' nin sadeleştirmeden yayımladığından dolayı muhtemelen. Bu yüzden geçmiş, bazıları artık hiç kullanılmayan kelimelerle yazılmış bir eseri okumak ayrı bir mutlu etti beni. Hani herkes bir kitabı okuduğunda kendinden bir şeyler bulmaya çalışır ya. Ve ne kadar çok benzer yön bulabilirsek o kadar çok severiz. Ve nasıl bir tesadüfse herkes her kitaptan kendini anlatan en az bir cümle bulur. Yani en azından kendini anlattığını düşündüğü bir cümle diyeyim. İşte bende böyle, İlk 15 sayfada kendimden bir çok şey buldum. Daha doğrusu olayın kendisi yaşadığım hayata benziyordu. Kendi hayatımı çok fazla ifşa etmek niyetinde olmadığımdan bu kadarını söylemekle yetiniyorum. İlerleyen sayfalarda ana karakterin Raif Efendi hakkında düşündüklerini okudum. Muhtemelen bende olsam böyle düşünürdüm. Ya çok sıkıcı bir insan ya da gerçekten derin fakat kendini anlatamamasının bir sebebi var diye. Gelgelelim Raif efendinin içinde bulunduğu aile ortamını okudukça hak vermeye de başladım. Ama ben olsam kayın biraderlere tekmeyi basar. Ailede reisin ben olduğumu herkesin kurallar göre yaşaması gerektiğini filan söylerdim. İyi sabretmiş Raif efendi. Şu detayı da çok beğendim, çıplak ayaklarında eğrilmiş topuksuz terlikler. Ben hatırlıyorum bu terlikleri. Küçüklükten ananemin yada annemin olacak kimin bilmiyorum. Ama gerçekten canlandı gözümde. Herneyse meşhur deftere geçebiliriz artık.

    Şu koskocaman dünyada benim kadar yapayalnız biri var mıdır'la başlayan o kara kaplı defter. Bireycilik içerisinde toplumsallığın eritildiği mütareke yıllarının anlatılmaya başlamasından Raif efendinin modern tabirle loser olarak geçirdiği döneme tanık oluyoruz. Buraları atlayarak direk o meşhur kürke ve o kürkün sahibi kadına geliyorum. Evirip çevirmeden direk söylüyorum. Ben kadını, anlatılan hikayeyi, Raif beyin anlatış şeklini acayip abartılı buldum. Hayatında ilk kez aşık olan bir adam. Ki aşık olmamasının, kadınlarla münasebetinin azlığının, kendisinden kaynaklı çekingenlikle alakalı olan birisi. İlk kez aşık oluyor ve bunu dünyanın en önemli olayı gibi anlatıyor. Yani evet onun için gerçekten önemli bir olay ki o karakterde bir insan için, nitekim bu yüzden anlaşılabilir fakat yinede çok acayip bir olay gibi gelmedi bana. Bu kadar tefsilatlı bir anlatımla keşke daha başka şeyler anlatılsaydı diye bile düşünmedim değil.

    Madonna'nın gelip Raif efendinin elini tutması, ona bende çok yalnızım demesi, yine Madonna'nın ve madam Frau'nun tanışıyor ve hatta akraba çıkmasıyla birlikte zaten artan tesadüflerin, tesadüflük sınırını aştığını anladım. Böyle şeyler sadece kitaplarda olurdu. Ama ben daha gerçekçi bir eserle karşılacağımı düşünüyordum ki Romantik bir eser olduğunun farkına vardım karşımdakinin. Gelelim iki aşığın (ama aşık gibi görünmeyen iki aşığın) aşkına. Benim, Maria'nın aşkını okuyunca gözümde direk kader ve masumiyet filmlerindeki Bekir'in aşkı canlandı. Karşı konulamaz, kapsayıcı ve tüketici. Raif beyde ise daha naif ve yer yer basitliğe kaçan bir aşk tanımı vardı. Madam'ınkine gıpta ettim. Belki de hiç o karakterle bir insanla tanışmadığımdan, bilmiyorum o kadarını.

    Hikayenin sonuna gelmek istiyorum direk böyle bir son beklememiştim açıkcası. O yüzden duygu yoğunluğu baya yüksekti. Hatta son sayfalardan birinde Arkadaşlar hayat beklemiyor Arkadaşlar Sevin Öpün Koklayın nidalarını kendi içimde söyleyip durdum. Raif bey ne kadar Nev-i şahsına münhasır bir insan olsa da yinede bu şekilde bir sonla karşılaşmasına üzüldüm.

    Son olarak kitabı çok beğendiğimi söylemekle birlikte özellikle bugünden 100 yıl öncesinde de daha öncesi ve hatta bugünde olan şeylerin bir benzerinin tekerrüne bir kez daha şahit olmak mesud etti beni.

    İyi okumalar diliyorum.
  • Bir nefes yakınımda,bir kaç ömür uzağımdasın.
    Hangi ömrün hangi baharında, hangi baharın hangi ayında bulurum seni?..
    İklimini şaşırmış soğukların güneş yanığı düşlerinde mi, anlamsız vedaların zamansız dönüşlerinde mi, yoksa yitik sevdaların sönmüş küllerinde mi bulurum? Söyle!..
    Kim bilir, belki sakin bir türküde bulurum, belki yarım bir öyküde, belki derin bir uykuda, belki ağır bir korkuda...
    Nerde bulurum seni, söyle!.
    Şimdi yollara düşüp,kendimden başlasam aramaya, sonra ortak bir acıda buluşsak seninle.. Telafisi olmayan zamanları düşünüp, yarını görmeyen yarınları yâd etsek, söylesek söylenmedikçe ölü doğan sözcükleri...
    Aynı bardaktan çay içip, aynı sigarayı yaksak. Önce sen bir nefes çeksen, sonra ben bir ömür kahrını...
    "Kim ne der"den vazgeçip, az geçebilseydik sınırları,
    imkânsızın kalbine iner, sızlardı yasağın duvarları... Öncesi ziyan olmuş hislerin son özgürlüğüne selam dururken saatler, bakakalırdı ömür katili yalancı ümitler..
    Gerçeğin ötesinde,yarınların ortasında, bir fırtına ertesinde, ortak bir yalnızlıkta mı bulurum, yoksa ortak bir yakınlıkta mı seni?
    Yalnızlığın fezâsında, esaretin hizâsında mı?
    Meylerin ervahına düşmüş köhne bir içki masasında mı?
    Ölümle yaşam arasında ya da Azrail'in asasında mı?
    Şehadeti yetişmemiş, ağır sevdalıların idam sehpasında mı?
    Nerde bulurum seni, söyle!..
    Kimbilir, bir şiirin içine saklamışsındır belki, bir çocuğun gülüşünde,
    bir yağmurun düşüşünde, bir kaçağın vedasında veya bir celladın baltasında.
    Nerde arayayım seni? Söyle!
    İsimsiz şiirlerin yitik mahlasında mı,
    müebbet sevdaların gönül halâsında mı, yoksa katledilmiş bir aşkın yanık selâsında mı?
    Nerde bulurum seni? Söyle!.
    Kaç kere ölmem gerek, kaç ölüm seçmem gerek, sana ulaşmak için?
    Kabre düşen bir ayışığından mı başlayayım, Cehennemin kara kışından mı?
    Araf'tan mı geçmeliyim, sırattan mı düşmeliyim?
    Kaç kurban, kaç can, kaç adak? Söyle!
    Baharı unutan kışlar bitti, utangaç bakışlar bitti, yerli yersiz dökülen yaşlar bitti.
    Bedeli ne olursa olsun; geri adım atmayacağım.
    Dişe diş, göze göz.
    Artık vazgeçmek yok.
    Söz mü?

    AHMET ÇABUK- Kara Kaplı Defter
  • Masadaki kitapların yanında kara kaplı bir defter duruyordu. Yapraklarını karıştırınca şaşırdı. Günlüğü olduğunu bilmiyordu. Güldü. Yalnız liseli kızlarla büyük yazarların günlük tuttuklarını sanırdı. Kendi adının geçtiği bir yerden okumaya başladı.
    Yusuf Atılgan
    Sayfa 128 - YKY
  • 164 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Şimdi başladım bakalım şuan 16 sayfa okudum.Devam edicem bakalım mola olursa ve ders çalışacam biraz ama çok güzel kitapa benziyor.Bakalım beni neler bekliyor edebiyatta.İlk başta evde okudum sonra işte okudum.Film çok geç zamanda çıkabilir dedi elif abla.Herkes tavsiye etti.22 kitap bitirdim.Edebiyat romanı olması güzel ama ve bilgi amaçlı.İnsanlara ve herkese öğrenmesi için öğrenmek için yazıp herkese veriyorlar.Paraysana değil içinde ki bilgi önemlidir.Çok güzeldi kitap beğendim ben.İhşaallah kitapı kalır.

    Kürk Mantolu Madonna Özeti
    Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna

    Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı'nın öncü yazarlarından biri olan Sabahattin Ali'nin başyapıtlarından biridir. Yazar kitapta Raif Efendi'nin içsel yolculuğunu aşk ile sarıp sarmalayarak okuyucuya sunmuştur. Okunduğunda uzun süreli izler bırakan, mutlaka okunması gereken bir kitap ve aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici.

    Kitap, Rasim'in işini kaybetmesi ve iş arayışına koyulmasıyla başlar. İş aradığı bir gün, eski arkadaşlarından Hamdi ile karşılaşır ve ondan yardım ister. Nitekim Hamdi, müdürü olduğu işyerinde bir iş teklif eder. Rasim, utana sıkıla da olsa bu teklifi kabul eder. Raif Efendi denen yaşlı, sessiz, sakin bir adamla aynı odada çalışacaktır.

    Raif Efendi çok az konuşuyor, kendisine verilen çevirileri titizlikle yapıyor ve boş zamanlarında masasının çekmecesinde duran bir kitabı okuyordur. Raif Efendi'nin hastalanıp işe gelmediği günlerden birinde, yapılacak bir çevirinin ona ulaştırılması gerektiğinden Rasim, Raif Efendi'nin evinin yolunu tutar.

    İçeri adımını atar atmaz, Raif Efendi'nin içine kapanıklığının sebebini anlamıştır. Bu zavallı, yaşlı adam oldukça kalabalık bir evde sürekli ezilmektedir ve üstelik bu kalabalık ailenin tek geçim kaynağı Raif Efendi'nin üç kuruşluk maaşıdır. Lakin bu defa Raif Efendi çok hastadır. Rasim'den iş yerindeki çekmecesinden eşyalarını getirmesini rica eder. Asıl hikaye, Rasim'in çekmecedeki kara kaplı defteri bulup okumasıyla başlar. Okuduktan sonra defteri yakacağına dair Raif Efendi'ye söz verir. Defter, Raif Efendi'nin hayat öyküsünü anlatmaktadır:

    Raif, genç bir delikanlı olmasına rağmen içine kapanık ve oldukça yalnızdır. Tek dostu kitaplarıdır. Babası bir sabun fabrikası işletmektedir ve Raif'in sabunculuğu öğrenebilmesi için onu Almanya'ya göndermeye karar verir.

    Raif Efendi, Almanya'ya vardığında bir pansiyona yerleşir ve bir sabun fabrikasında işe başlar. Lakin zamanla fabrikaya daha az uğramaktadır. Her gün parkları, sergileri ve Almanya'nın çeşitli yerlerini sabahtan akşama kadar gezmektedir. Bir gün, gazetede reklamını gördüğü bir sergiye gider ve bir tabloyla karşılaşır: Kürk Mantolu Madonna ile.

    O gün ve devamında serginin açılışından kapanışına kadar o tabloyu seyreder. Kürk Mantolu Madonna onu çok etkilemiştir. Yine Kürk Mantolu Madonna'yı seyre daldığı günlerden birinde, yanına bir kadın gelir ve tabloyu birine benzetip benzetmediğini sorar. Raif Efendi utancından kafasını kaldırıp kadının yüzüne bakamadan onu annesine benzettiğini söyler. Ama utancından yalan söylemiştir.

    Raif Efendi, pansiyonda kalan bir arkadaşıyla gezerken, sergide konuştuğu kürk mantolu kadına rastlar. Ertesi gün, kadını tekrar görebilme umuduyla aynı yerde onu beklemeye başlar ve geldiğinde onu bir gece kulübü olan Atlantis'e kadar takip eder. İçeri girdiğinde, Kürk Mantolu Madonna ile karşılaşır, keman çalıp şarkı söylemektedir. Kadın şarkıdan sonra gelip Raif Efendi'nin masasına oturur ve adının Maria Puder olduğunu, Kürk Mantolu Madonna'nın ise kendisinin otoportresi olduğunu söyler.

    O günden sonra Maria Puder ve Raif Efendi arasında bir arkadaşlık başlar. Maria Puder'in her fırsatta ondan herhangi bir beklentisi olmaması gerektiğini, hiçbir erkeğe bağlanıp aşık olamadığını dile getirmesine rağmen Raif Efendi ona sırılsıklam aşıktır.

    Her gün buluşup botanik parkları, sergileri, bahçeleri gezmektedirler. Sonunda Maria Puder de Raif Efendi'ye aşık olduğunu itiraf eder. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, onların mutluluklarının da bir sonu vardır. Bir gün Raif Efendi bir telgraf alır. Telgrafta babasının öldüğü, gelip fabrikanın başına geçmesi gerektiği yazılıdır. Raif Efendi, işlerini düzene soktuğunda Maria Puder'i de yanına aldırmak üzere Türkiye'ye döner.

    Bir süre mektuplaşırlar fakat birdenbire Maria'dan gelen mektuplar kesilir. Raif Efendi, senelerce ondan habersiz yaşar ve eski içine kapanık haline geri döner.

    Yıllar sonra İstanbul'da Maria'nın kuzeni ile karşılaşır. Yanında da küçük bir kız çocuğu vardır. Yıllar önce Maria'nın öldüğünü, küçük kızın ise kendi kızı olduğunu öğrenir Raif Efendi. Kimse kızın babasının kim olduğunu bilmemektedir. Raif Efendi ilk defa kızıyla karşılaşmıştır ve Raif Efendi annesinin kuzeniyle beraber bir trenle uzaklaşmaktadır ondan...


    Kürk Mantolu Madonna Konusu
    Türk edebiyat dünyasının en sevdiğim yazarlarından biri olan Sabahattin Ali'nin unutulmaz eserlerinden biri olan Kürk Mantolu Madonna herkesin mutlaka okuması gereken mükemmel bir kitap.

    Aşk her zaman hayatımızın kaçınılmaz bir öğesidir ve bazen öyle bir tutkuya dönüşür ki gözlerimiz başka bir şey görmez ve her şeye rağmen tutkularımızın peşinden gider hayatın içinde bir kuru yaprak gibi sürüklenip dururuz.

    Kürk Mantolu Madonna kitabı da aşka olan tutkuyu en mükemmel anlatan roman kitaplarından bir tanesi.

    **********

    kürk mantolu madonna konusu

    Sıra dışı bir aşk hikayesidir “Kürk Mantolu Madonna”…

    Rasim 25 yaşlarındayken çalıştığı işinden kovulur. Birçok yerde iş bakar, ama bulamaz. Ona iş bulması için arkadaşı Hamdi’den rica eder. Çünkü tek çare o’dur. Hamdi de, onu kendi bürosunda işe alır. Maaşı azdır, ama Rasim buna mecbur olduğu için boyun eğer.

    İşinin ilk gününde ona tahsis edilen odada Raif adlı bir beyin olduğunu öğrenir. Herkes Raif Bey için “sessiz, hiç konuşmaz, yıllardır buradayım ama onun hiç konuştuğunu görmedim, yaptığı Almanca çeviriler de son derece kötü” gibi yorumlar yapar. Bu Rasim’in kafasını karıştırır ama kulak asmaz. Raif Bey’le tanışırlar. Ama dendiği gibi kendisi iş dışında hiç konuşmaz. Ama Rasim’de, Raif Bey’e karşı bir sempati oluşmuştur. Çizgili suratında birçok yaşanmışlığın olduğunu düşünür.

    Arkadaşı Hamdi, Raif Bey’e sürekli çeviriler vermekte, Raif Bey’de kısa sürede tamamlamaktadır. Genelde herkes, Raif Bey’i azarlar, bağırıp çağırırlar ama Raif Bey hep sessiz kalır. Yüzünde hiçbir durumda sevinç, üzüntü veya şaşkınlık oluşmaz. Bu durum karşısında zamanla Rasim’de onun çekilmez biri olduğunu düşünmeye başlar.

    Rasim, Raif Bey’in sürekli çekmeceden çıkarıp gizlice okuduğu bir defter olduğunu görür ve bunu ona sorar. Raif Bey “önemsiz” diyerek onu geçiştirir. Bir gün Raif Bey’in bir çeviri yapması gerekir ama hastalığından dolayı iş yerinde olmadığı için işleri evine Rasim götürür. O zaman, ailesini de tanımış olur ve Raif Bey’in cidden zor bir hayatı olduğuna kanaat getirir.

    Bayağı kalabalık bir ailesi vardır ve çok baskıcılardır. Rasim, bunu kapıdan girer girmez anlar. Raif Bey’in üzerinde bir hakimiyet kurmuş gibilerdir. Her işlerini ona yaptırırlar. Ama zavallı Raif Bey’in hiç sesi çıkmaz. O günden sonra Raif Bey ve Rasim, çok iyi anlaşırlar. Beraber alışveriş yaparlar, sohbet ederler, birbirlerine misafir olurlar. Son zamanlarda Raif Bey’in hastalıkları iyice sıklaşmış durumdadır. “Sürekli evden çıkıp gidiyor, hiç kendine dikkat etmiyor, çok ince giyiniyor” diye yakınır kızı. Son hastalığı çok ağırdır Raif Bey’in. Ölüm derecesine gelmiştir. Rasim’i çağırıp o defteri getirmesini ve yakmasını söyler. Ama Rasim merakına yenilip okumaya başlar…

    O yıllarda Raif Bey gençliğinde de çok sessiz, arkadaşı olmayan, insanlarla konuşamayan, mülayim bir gençtir. Ama içinde fırtınalar kopmaktadır. “Avrupa’yı merak ediyorum” der defterin her sayfasında. Bir gün eline Avrupa’ya gitme fırsatı geçmiştir. Babası sabuncudur ve Raif’e “Almanya’da işçiler aranıyormuş, oraya git bir sabun fabrikasına gir” der. Raif Bey’de dediğini yapar. Bir pansiyon kiralar ve hayatına burada devam etmeye başlar. Babasının dediği gibi bir sabun fabrikasına girer. İşi rahattır. Sonra bir gün caddede gezerken, bir resim sergisi olduğunu görür. Gayri-ihtiyari içeri girer. Resimleri incelerken çok sıradan olduklarını düşünür. Ta ki, Maria Puder’in Kürk Mantolu Madonna resmine kadar…

    Bu resim Raif Bey’de çok büyük etki uyandırır. Adeta aşık olur. Kitap okurken, yemek yerken, işteyken… Hep o resmi düşünür (Resim, Maria Puder tarafından çizilmiş bir otoportredir). Raif Bey, her gün o sergiye gitmekte, sergi kapanana kadar o resmi incelemektedir. O kadar sık gider ki, artık oradaki çalışanlar, Raif Bey’e aşina olmuşlardır. Bir gün Raif Bey, gene dikkatle o resmi izlerken, bir kadın ona sokulup fikrini sorar ama Raif Bey ilgilenmez. Halbuki o kadın, Kürk Mantolu Madonna’nın ta kendisidir. Maria Puder, feminist ve erkeksi bir kadındır. Çok uçarıdır ve canı ne isterse onu yapar.

    Bir gece Raif Bey yolda yürürken, bir kadın görür. Kürk Mantolu Madonna’sına benzetir ve peşinden gider ama yakalayamaz. Sonraki gece, aynı yerden geçer hissiyle orada beklemeye başlar ve cidden geçer de. Bu sefer takip eder ve bir gece kulübü olan Atlantis’e girdiğini görür. Peşinden o da girer. Atlantis’te keman çalan, şarkı söyleyen bir kadın olduğunu görür Maria’nın. Gösteri bitince Maria, Raif’in masasına oturur. Ve arkadaşlıkları burada başlar. Beraber birçok şey yaparlar. Yemek yemeye, sinemaya, ormana, botanik bahçelere giderler. Birlikte olurlar. Çok güzel günler geçirirler birlikte. Maria her seferinde Raif’e umutlanmaması gerektiğini, kimseye güvenemediği için sevemediğini söyler. Ama Raif onu kendine aşık edeceğine hep inanmıştır. Ve Maria’da Raif’in bu naif kişiliği karşısında daha fazla dayanamaz ve kendini Raif’in kollarına bırakır. Birbirlerine sırılsıklam aşıktırlar.

    Sonra bir gün Raif’e; “Baban öldü, çabuk gel” diye bir telgraf gelir. Bunun üzerine Raif, babasının yanına, Türkiye’ye döner. Maria’yla planlar yapmışlardır. Türkiye’deki işleri yoluna koyup, işleri devralıp gelecektir. Ancak işleri biraz uzar. Maria’yla mektuplaşmaları devam etmektedir. Ancak, Maria’nın mektupları birden kesilir. Aylarca cevap alamayan Raif, merak edip Almanya’ya gider. Komşusu Maria’nın amansız bir hastalığa yakalanıp öldüğünü söyler. Bunu duyan Raif’in hayatı kararmıştır. O günden sonra hayatı hiçbir zaman yoluna girmemiş, başkaları tarafından yönetilmiş bir hayatı olmuştur. Yıllar sonra, Ankara’da Maria’nın kuzeniyle karşılaşır. Yanında bir de kız çocuğu vardır. Maria’nın kuzeni, bu çocuğun Maria’nın olduğunu ve babasının bir Türk olduğunu ama kim olduğunu bilmediklerini söyler. Sonra trenin zili çalar ve küçük kız trene binip uzaklaşır.

    Rasim, defteri geri vermek için Raif Bey’in evine gider, ancak Raif Bey çoktan ölmüştür. İşyerine, Raif Bey’in masasına gider, defteri açar ve tekrardan okumaya başlar…

    **********

    kürk mantolu madonna kitap incelemesi

    1948 yılında gözlerini yuman usta kalem Sabahattin Ali'nin en çok okunan kitapları arasındadır Kürk Mantolu Madonna.

    İş arayışında olan Rasim bir gün eski arkadaşı olan Hamdi ile rast gelir. Akşam yemeğine davet edilen Rasim önce gitmek istemese de Hamdi tarafından ikna edilip sıkılarak da olsa gider ve orada konu Rasim'in iş arayışına gelir. Hamdi ertesi gün çalıştığı iş yerine gelmesini kendisine bir şeyler ayarlayabilecekleri söyler. Rasim utana sıkıla ertesi gün gidip Hamdi’yi bulur ve yeni işine ilk adımı atmış olur. Raif Efendi diye hitap edilen yaşlı bir çalışanın odasına bir masa atılır ve işte senin odan burası denilir. Oldukça sessiz ve bir o kadar yalnız olan Raif Efendi kendisine getirilen çevirileri yapıp sadece işiyle ilgilenen içine kapanık bir adamdır. Rasim önceleri çok umursamaz fakat zaman geçtikçe orada çalışan diğer çalışanların hatta müdürün bile Raif Efendiye olan tavırları canını sıkmaya başlar. En zor ve uzun çevirileri bile kısa zaman dilimlerinde bitirip teslim eden Raif Efendi hastalanıp işe gelemediği zamanlarda bile işini ihmal etmez ve çevrileri yetiştirir.

    Raif Efendinin hasta olup işe gelemediği bir gün, çeviri yapılması gereken evrakların kendisine ulaştırılması gerekmektedir ve bu görevi Rasim üstlenir. Çeviri yapılacak metni alıp Raif Efendinin evinin yolunu tutar. Raif Efendinin ailesi ile karşılaşan Rasim için artık taşlar yavaş yavaş yerine oturmaktadır. Kayınbiraderleri, baldızı, eşi ve çocuklarıyla birlikte oldukça kalabalık bir evde yaşamaktadır Raif Efendi. Fakat bunca kalabalığa rağmen tüm ev halkı sadece Raif Efendinin kazandığı o cüzi maaşla geçinmektedir. Üstüne üstlük birde yaşlı adam ev halkı tarafından ezilmektedir. Tüm gördükleri karşısında Raif Efendinin hayatını iyice merak eden Rasim bu adamı daha yakından tanımak için fırsatlar kollar. İşte o fırsat Raif Efendinin kendisinden bir iyilik istemesiyle eline geçer. İş yerinde bulunan çekmecesindeki eşyalarını getirmesini isteyen Raif Efendi işe gelemeyecek kadar ağır hastadır. Hasta adamı kırmak istemeyen Rasim bu iyiliği kabul eder. İşte asıl hikaye buradan sonra başalar. Rasim, Raif Efendinin çekmecesinde olan kırmızı kaplı defteri bulur. Merak ettiği hayatın tüm detaylarını bu defterden bir solukta okur. Raif efendinin gençliği, babasının sabun fabrikası ve işi öğrenmesi için gönderildiği Almanya günlerini detaylarıyla okur.

    Genç bir delikanlı iken de sessiz ve içine kapanık olan Raif Almanya'ya gittiği günden itibaren Almanya'nın her yerini gezip dolaşmaya başlar. Babası işi öğrenmesi ve dönüp Sabun fabrikasının başına geçmesini beklemektedir. Fakat onun pek fazla dikkatini çekmeyen bu öğrenme süreci aşkı bulmasını sağlamıştır. Bir gün gazete kupüründe gördüğü sergi ilanına gitmesiyle hayatı artık eskisi gibi olmaz. Orada tek bir tabloyu saatlerce inceler, karşısına geçip oturur ve gözlerini tablodan alamaz. Kürk Mantolu Madonna. Günler bu şekilde devam eder. Bir gün yine tabloyu dikkatle incelerken bir kadın yanına gelip tablodaki kişiyi tanıyıp tanımadığını sorar. Raif o kadar utanmıştır ki kadının yüzüne bile akmadan yalan söyler. Sergide konuştuğu kürk mantolu kadını yolda gören Raif o kadını tekrar görmek umuduyla aynı yerlerde günlerce dolaşır. Sonunda tekrar gören Raif kadını Atlantis adlı gece kulübüne kadar takip eder. İçeri girer ve içeride bu güzel kadını şarkı söylerken görür. Şarkı bitince güzel kadın gelip Raif'in masasına oturur ve sergide konuştuğu kadının kendisi olduğunu söyler ayrıca tablonun da kendisine ait olduğunu o tablodaki kişi olduğunu söyler. Raif içinse büyük bir utanç başlamıştır. Günler günleri kovalar ve ilk günkü hayranlığını gizleyemediği Maria Puder olan aşkını itiraf eder. Fakat Maria Puder, Raif'i henüz sevmemektedir. Birlikte geçirilen uzun zamanlar sonucu Maria Puder de Raif'e aşık olur. Bir gün gelen telgraf sonucu Raif babasının öldüğünü ve acilen ülkesine dönmesi gerektiğini öğrenir. Maria Puder için kısa bir ayrılık söz konusudur. Daha sonra onu da yanına almak şartı ile Raif Türkiye’ye döner. Bir süre mektuplaşırlar. Fakat bir gün mektupların aniden kesilmesi sonucu Raif Türkiye de yapayalnız kalır. Yıllar geçer ve bir tren istasyonunda Maria’nın pekte samimi olmadığı Almanya’dan tanıdığı kuzeni ile karşılaşır Raif. Fakat bu kuzen Raif ve Maria ilişkisi hakkında en ufak bir bilgiye dahi sahip değildir. Raif Maria’yı sormak ister ama bir türlü lafı oraya getiremez. Bir süre konuştuktan sonra bir bahane ile Maria’yı sorar. Kuzen ise yanında bulunan sarışın kız çocuğunu göstererek Maria’nın kızı olduğunu, babasının kim olduğunu bilmediklerini ve Maria’nın yıllar önce öldüğünü anlatır. Raif o kız çocuğunun kendi kızı olduğunu anlar fakat elinden hiçbir şey gelmemektir. Trenin kalkış saati gelmiştir. Kuzen kız çocuğunu da alıp trene biner. Rauf, Maria ya olan aşkından kalan son hatırayı ilk ve son kez o gün görür ve uzaklaşmalarını izler ...

    Ezgi B.

    Kürk Mantolu Madonna Soruları & Cevapları
    kürk mantolu madonna ana fikri nedir?

    Kitaptan farklı ana fikirler çıkartmak mümkün fakat temel olarak bakıldığında iki hikayede de ön yargıların hayatımızı ne kadar değiştirdiğini görüyoruz. İlk hikayede yazar Raif Efendi’ye karşı ön yargılı yaklaşıyor ve onu tamamen yanlış tanımasına neden oluyor. Bunun sonunda da ön yargılı yaklaşması sonrası onu geç tanımasının pişmanlığını yaşıyor. İkinci hikayede ise Raif Efendi mektupların kesilmesi sonrası önyargılı davranıp Maria’nın onu terk ettiğini düşünüyor. Bunun pişmanlığını da yıllar sonra yaşıyor. Her iki durumda da önyargı nedeni ile karşısındaki konusunda kolay hükümler verip sonrasında bunun bedelini ağır ödeme durumu vardır.

    kürk mantolu madonna basıldığı yer ve tarih nedir?

    Kürk Mantolu Madonna romanı ile olarak 18 Aralık 1940 ile 8 Şubat 1941 tarihleri arasında 48 bölüm olarak Hakikat gazetesinde Büyük Hikaye adı ile yayınlanmıştır. Daha sonra 1943 yılında roman haline getirilmiş ve yayınlanmıştır.

    kürk mantolu madonna kaç sayfa?

    Kitabın ilk baskısı toplam 177 sayfadan oluşmaktaydı. 1943 günümüze bir çok yeniden basılan kitap en son baskısında 160 sayfa olarak basılmıştır.

    kürk mantolu madonna nerede geçiyor?

    Kitap iki farklı hikayeden oluşuyor. İlk hikaye Ankara’da geçiyor. İkinci hikaye ise çoğunluk olarak Almanya’nın Berlin şehrinde geçiyor. Bunun dışında kısa olarak da Havran'da geçiyor.

    kürk mantolu madonna romanının türü nedir?

    Kürk Mantolu Madonna romanı bir aşk romanıdır.

    kürk mantolu madonna kahramanları kimlerdir?

    İlk hikayenin kahramanı yazarın kendisi ve Raif Efendi’dir. Hamdi Bey, yazarın iş bulmasına vesile olan kişidir. Yazar yeni iş yerinde Raif Efendi ile tanışır. İlk hikayede aynı zamanda Raif Efendi’nin karısı Mihriye Hanım, küçük kızı Nurten, büyük kızı Necla, baldısı Ferhunde Hanım, baldızının kocası Nurettin Bey yer alır. İkinci hikayenin kahramanları ise Raif Efendi ve Maria Puder’dir.
  • Okumaya değer
    9.SINIF
    Şuan dersteyiz...yanımda dünya güzeli bir kız oturuyor.....
    ... ......Yüzüne bakmaya kıyamıyorum...
    Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor...
    O benim en yakın arkadaşım...
    Beni Sadece arkadaşı olarak görüyür...
    Nedenini Bilmiyorum ama...
    Kendimden Çok...Utanıyorum...
    10.SINIF
    Evdeydim...Beni arayıp,Erkek arkadaşıyla tartıştığını...ve bana...
    İhtiyacı olduğunu söyledi...
    Sonra bize geldi...Bana sıkı sıkı sarılıp,Ağladı...
    Şuan dizimde uyuyor...
    Saçlarını okşayıp,O gül yüzünü doya doya,Seyrediyorum...
    Ben onu okadar çok severken..
    .O beni sadece,Arkadaşı olarak görüyor...
    Nedenini Bilmiyorum ama...Kendimden Çok...Utanıyorum...
    12.SINIF
    Mezuniyet Balosu...
    Onunla çocukluktan belli arkadaşız...
    8. sınıftayken birbirimize söz vermiştik..
    .Lise sonda,Mezuniyet balosuna gidecektik
    ,Eşimiz olmazsa beraber gidecektik...
    Beni aradı ve erkek arkadaşının,Hastalanıp gelemiyeceğini söyledi...
    Ve beraber gide bilirmiyiz diye sordu...
    Kabul ettim...Ve onu evinden aldım...
    Balodaki en güzel kız oydu...
    Bembayaz elbisesiyle...Tıpkı bir melek gibiydi...
    Gece boyu dans ettik...Kollarımdayken hep aynı şeyi düşündüm...
    "Onu Çok Seviyordum"Gece sonunda onu evine bıraktım..
    .Beni yanağımdan öpüp,En iyi arkadaşı olduğumu söyledi...
    Onu gerçekten çok seviyorum...
    Ama o beni arkadaşı olarak görüyor.
    ..Ona, onu sevdiğimi nasıl söylerim...
    Nedenini Bilmiyorum ama..
    .Kendimden Çok...Utanıyorum...
    Aradan Yıllar Geçti...
    Şimdi o canımdan çok sevdiğim,Meleğimi..
    .Toprağa veriyorum...
    Özel eşyalarının arasında,Kara kaplı bir defter çıkmış...
    Bana verdiler...Okuyup okumamakta kararsız kaldım...Açtım...
    Bir günlüktü...ve bir sayfasında şöyle yazıyordu...
    "Şuan dersteyiz...
    ve yanımda dünya yakışıklısı bir çocuk oturuyor.
    Yüzüne bakmaya doyamıyorum..
    .Onu ne kadar çok sevdiğimi bilmiyor...
    Beni arkadaşı olarak görüyor...
    Erkek arkadaşım olduğu,Yalanını söyleyerek ve sürekli,
    Onunla ilgili yalanlar uydurarak,Yanında olabiliyorum..
    .Onu canımdan çok seviyorum...
    Bana bir kere"SENİ SEVİYORUM"deseydi..
    .Dünyalar benim olurdu..."
    Ben bu satırları okurken,Meleğimi çoktan gömdüler...
    Hıçkırıklarımı tutamıyorum...Gözümü mezardan alamıyorum...
    Alıntı