Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesi üzerine eleştiri:
Orhan Pamuk, Beyaz Kale Romanı ve Kurmacalar Üzerinden Tarihimiz

Bir kaç hafta önce Orhan Pamuk’un 1986 basımlı post – modern etkiler de taşıyan romanı Beyaz Kale’yi okudum. Kitap, tarihi bir roman olma özelliği de taşıyor. Fakat, kitap ben de biraz hayal kırıklığı oluşturdu. Dünya edebiyatında, benzer temalı romanlarda neredeyse hiç karşılaşmayacağımız biçimde, yazar, Beyaz Kale’nin konusunun geçtiği toplumun sosyal hayatını gerçekte olmadığı şekilde sunmakta, bana göre bunu da gerçeğe dayanmayan kurmacalar üzerinden yapmış görünmeketdir.

Roman’da Orhan Pamuk, 4. Mehmet (Avcı Mehmet) dönemi Osmanlı toplumunu ve İstanbul’u tasvir eder. Türk Gemiciler tarafından esir düşen bir Venedikli romanın baş kahramanıdır. Bu esir diğerlerinden farklı olarak mühendislik, edebiyat ve anatomi alanında eğitim görmüştür. Venedikli, zindanda özellikle doktorluk bilgisi ile dikkat çekmeyi başarır ve “Paşa” (Osmanlı idaresinde güçlü) tarafından makamında kabul edilir. Burada kendisine çok benzeyen bir şahsiyet olan “Hoca” ile tanışır. Daha sonra Paşa tarafından zindan alınıp bu Hoca’nın yanına yerleştirilen Venedikli, Hoca ile Paşa için görkemli bir havai fişek gösterisi yapar, sonrasında da Padişah’ın dikkatini çeker. Venedikli, görevlendirildiği önemli icat ve incelemeleri Paşa ile birlikte yaparlarken, aynı zamanda birlikte bir çok yazı yazmaya da başlarlar. Bu yazma sürecinde “Venedikli” ile “Hoca” karakterlerinin farklılıkları okurun zihninde daha belirgin hale gelir. Roman boyunca Venedikli, Hoca kadar hatta bazen ondan daha kabiliyetli bir şahsiyet halinde tasvir edilir.

Venedikli’nin Hoca’dan daha bilgili, daya yetenekli olması, Hoca’nın bir çok konuda Venedikli ile çatışmalarına neden olur. Çatışmalarda Hoca Venedikli’ye gör hep haksız, hep kötü duygulu, kötü niyetli olarak görünür; Batı iyi, Doğu kötü…..

Romanın sonunda post modern eserlerin genel özelliği olan okuyucuyu yanıltma hali karşımıza çıkar; Hoca Venedikli’nin yerini alarak İtalya’ya gider. Venedikli esir de Hocanın yerini alır gibi görünürken aslında bu esirin Hoca’nın bir hayali kurmacası olduğunun anlaşılması ile roman da biter.

Orhan Pamuk tasarladığı bu iki karakterin sırtına Doğu ve Batı’nın değerlerini yüklemiş, bu iki zıt kavramı bireyler üzerinden anlatarak okuyucuya sunmuştur.

Orhan Pamuk’un bu tarihi romanı, içerdiği tasvirlerle, sunuları ve anlatısı ile aklımızda bir çok soru işareti oluşmasına neden oluyıor. Öncelikle, yazarın her ne kadar kurguda özgür olması gerekse de bir tarihi roman, tarihi bu denli yaşanmamış kurmalarla okuyucuya nasıl sunabilir ? Bu, o topluma, o sosyal yapıya bir haksızlık olamz mı ? Haksızlık olursa etik sorunlar taşıamz mı ? “Roman’da “kasıt yapılmış”  yorumlarına neden olamz mı ? Ayrıca, Roman boyu Orhan Pamuk, bazı tarihi olayları olduğu gibi almış, bazılarını ise kurmaca olarak işlemiştir. Eğer Orhan Pamuk Beyaz Kale’yi gerçek bir kurmaca amacı ile tasarlamış ise ve o dönemi kendince yorumlamayı amaçlıyor ise o zaman işlenen dönemdeki bazı tarihi gerçeklikleri olduğu gibi alıp bazılarını neden göz ardı etmeyi ve kendince değiştirmeyi tercih etmiştir ? Dahası, neden kurmaca yolunu tercih ettiği olaylar ve tiplemeler Osmanlı tarihinin en hassas en belirleyici noktaları olurken, gerçekte olduğu gibi aldığı kısımlar ya genel bilinen isimler, olaylar ya da dönemde yaşanan idari zayıflıklar olmuştur ?

Romanın genelinde okur yükselen ve üstünleşen yüksek ahlaklı bir Batı ve güçlü olsa da zayıflamaya yüz tutmuş, ahlaki değerlei zayıflamış bir Doğu ile karşılaşmaktadır. 17. yüzyıla doğru uzanan bir tarihte bu tasvir bazı yönleri ile kabul edilebilir, ancak, Osmanlı ve Türk toplumu üzerinden yazılan yanlış kurmacalar Türk tarihinin ve Osmanlı portresinin özellikle yabancı ve Osmanlı tarihine uzak okurların zihninde ister istemez yanlış şekilde şekillenmelere, yanlışlar gerçekmiş gibi kanaatlere neden olmaktadır.

Bu bağlamda, Pamuk’un yaptığı bazı tasvirleri şu şekilde sıralayabiliriz;

Bütün direklerin tepesine sancaklar çektiler, bizim bayrakları (Venedik), Meryem Ana tasvirlerini, haçları tersinden asıp külhanbeylerine aşağıdan oklattılar. Askerlerimizi (Venedik) gülünç göstermek için zırhlarını ters giydirdiler, kaptanların ve subayların boyunlarına demir çemberler taktılar. (syf 14)1

Osmanlı tarihinde gerek toplum gerekse de yönetici kesim Türk töresinin ve İslam’ın emirlerinin doğrultusunda hep hoşgörüyü tercih etmiş, düşmanın kültürüne, esirlere, tüccarlara karşı Pamuk’un betimlediği gibi davranışlarda bulunmamıştır. Dahası Meryem Ana bizce de mübarek bir kadın değil midir ? Bu özelliklerimiz aslında Türk tarihi karakteri bakımından en hassas noktalardan birisidir, Batılı sömürgeci ve emperyal zihniyetten farklı bir büyük devlet ve millet oluşumuzun da kanıtıdır. Işte bu noktada Orhan Pamuk Osmanlı’nın en hassas ve temel noktasında çok zıt bir kurmaca ile okuyucuyu karşı karşıya bırakmaktadır: 

Paşa derdini öyle bir anlatmaya başladı ki, bunun, “düşman iftiraları”1 ile Allah’ı kandırdıkları için yeryüzünde bir tek bu Paşa’nın yakalandığı özel bir hastalık olduğunu düşünmeye başladım. Oysa derdi nefes darlığı idi. (syf16) 1

O dönemde, Paşa rütbesi ile anılan bir çok asker veya yüksek devlet memuru çocukluktan itibaren Enderun Mektebi gibi özel okullarda özenle yetiştirilmiş, üstün yetenekli ve hayatlarını devlete adamış kimselerdi. Bir çok Türk ve yabancı tarihçilerin bu kişilerin kahramanlıklarının, üstün yeteneklerinin ve çalışkanlılıklarının altı çizilirken, açıkça görülmektedir ki Orhan Pamuk bir Osmanlı askerini ‘zayıf’ bir karakter olarak betimleyerek, adeta onu, onun tiplemesinde Osmanlı Paşa’sını alçaltmıştır:

Din değiştirmeyeceğimi söyleyince, Paşa bana öfkelendi. Hücreme döndüm.  Müslüman olmazsam Paşa boynumun hemen vurulmasını emretmiş. Kalakaldım. (syf 26) 1

Her dönemde hoşgörüsü ve saygısıyla anılan, bunu temel özelliği olarak taşıyan Osmanlı, Beyaz Kale’de tamamen tersine çevirilerek okyucuya sunulmuş haldedir. Hiç din değiştirmedi diye boynu vurulan bir kişi bizim tarihimizde var mıdır ? Tam tersi, kuruluşundan yıkılışına Osmanlı Devleti, tebasını dininde açıkca serbest ve devlet güvencesi altına almamış mıydı ?

Gerçek tarihe zıt düşen bu anlatılar, baştan aşağı kurgulanmış bir imparatorluk (hayali), karakterler ve şehirden bahsetseydi “bir tarihi tema işleyen kuramsal roman haliyle” kabule edilebilir olurdu. Fakat, Orhan Pamuk Osmanlı tarihinde geçen gerçek olaylara, isimlere, karakterlere ve İstanbul’a romanında yer vermiştir; Padişah 4. Mehmet’e yer verilmiş, Evliya Çelebi’ye gönderme yapılmış, Sokullu Mehmet Paşa’nın ismi geçmiş, Havai Fişek gösterileri, siyasi bağlamda Hoca aracılığı ile anlatılan müneccimbaşı meselesi, ve dönem siyaseti ile ilgili bazı kesitleri gerçek tarihten doğruca alıntılamıştır.2 Bu vurgularla Beyaz Kale, doğrudan Osmanlı’nın bir dönemini işlemektedir; tasvirleri ve kurmacaları ile de o dönemi “kötü Doğu” olarak tanıtmaktadır.  

Ortalam bilgi sahibi bir Türk okur veya Osmanlı tarihini ortalama seviyede bilen bir okur, romanın anlatısının tarihi gerçeklik ile örtüşmediğini ve çoğu yerde yazarın kurmacaları olduğunu açıkça anlayabilir. Ama bunu, etkilenmiş Batıcı aydın zihniyetine ya da yabancı (küresel) okuyucu kitlesine vurduğumuz da durum çok değişebilmektedir. Batıcı aydın ya da Batılı okuyucu, 16. – 17. Yüzyıl Osmanlı’sını bu denli yaşanandan tam tersi şekide anlatan bir tarihi romanı okuyunca, ya görmek istediği “kötü Doğu”yu görecek ve ön yargılarına doğruluk gerekçeleri bulacak, ya da, iyimser bir ifadeyle yanlışlar ile gerçekte olmayanlar ile bizi tanıyacaktır. O zaman, bir Batlı kişi, önce iyi niyetli bile olsa, bu tür romanları okuduktan sonra, bizi Batı’ya göre “öteki” yapan zihniyeti haklı görmeye başlayacaktır.  Boşuna bir yığın ödül vermez Batılılar Doğu’dan insanlara…

Başta değindiğim iki soru ile tüm bu argümanları birlikte değerlendiricek olursak; Orhan Pamuk,  Beyaz Kale’de, hayal gücünün ürünü olan bir (hayali) kurmaca yaratmaktan ziyade, gerçekte var olanı farklı (kötü ve yanlış) göstermeye dayalı bir romancılık ile okuyucunun karşısına çıkmıştır.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın, Pamuk’un şahsına yaptığı “toplumun alışkanlık ve kültürünü doğru bilmeden Nobel Ödülü almış olsa bile doğru eserler çıkarması beklenemez” şeklindeki eleştirisi de tüm bu bahsettiklerimi desteklemektedir.

Tartışılmasına rağmen altını çizmemiz gereken önemli bir nokta da, İlber Ortaylı ve bir çok Türk entelektüel tarafından ciddi şekilde eleştirilmesi ve hatalı bulunmasına rağmen Orhan Pamuk’a  Publishers Weekly, The Intepended, New York Timesgibi en büyük yayın kuruluşlarında olumlu eleştiriler yapılmasıdır. O ve eserleri, Emperyal Batı’lı edebiyat tarafından benimsenmiş, sevilmiş ve dünyaya tanıtılmıştr. Acaba, Beyaz Kale’de sunulan “Doğu” ve hep özenilen, arzulanan “Batı” tasvirleri nedeniyle mi sayın Pamuk bu kesimlerce çok sevilmiş ve kabul edilmiştir ?

Sonuç olarak, Beyaz Kale’den aldığım ders, romancı gerçekte yaşanmış bir tarihi, çeşitli nedenlerle kurmacalarıyla kötülediği an asgari edebiyat değerinin ve hatta estetiğinin dışına çıkmış demektir. Yazımda, bahsettiğim gerçeği yıpratan kurmacaya yazar özgür olmalı eleştirileri gelebilir. Bu eleştiriyi yapanlara söylemek isterim ki, gerçek bir romancı kurmacada özgür olduğu kadar, sanatını siyasetten, emparyal güçlerden, kariyer, yükselme ve tanınma arzusundan ve bunun gibi daha bir çok yan beklentiden de uzak tutmalıdır. Aksi halde o sanat güdümlü, toplum mühendisliğine maksatlı bir çalışma haline gelir. Son olarak şunu da belirtmek isterim; edebiyatçı ya da sanatçı üzerinde uğraşacağı medeniyetin dilini, kültürünü, insanlarını ve tarihini olabildiğince en iyi şekilde bilerek yola çıkmalıdır. Beyaz Kale’nin buna bir örnek olması dileğiyle !

Dipnotlar

1- Orhan Pamuk: Beyaz Kale, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
2- Bensu Funda Gür; Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü: Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Beyaz Kale (Makale)

http://www.kirmizilar.com/...-uzerinden-tarihimiz

Özgür, Anahtar'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

yirmi yıl evli bir çiftin birbirlerini çok iyi tanıyabileceğini düşünebilirsiniz. ya da kendiniz hakkında sizin de farkına varmadığınız yönleriniz keşfedebilirsiniz. kitap iletişim kopukluğu yaşayan iki zıt karaktere sahip bir çiftin konuşamadıklarını sözlükleri ile birbirlerine aktarma çabasını anlatıyor.

okuması zor inişli çıkışlı bir kitap. kah zaman bitse artık dediğim oldu, bazı yerlerde ise merakım kitabı elimden bırakmama mani oldu. ama en zorlayıcı kısmı ise aşırıya kaçan entrika bölümleriydi. özellikle karakterler bu entrika ile kafayı o kadar meşgul etmişler ki paranoya derecesinde sağlıksız bir düşünce biçimi içinde kendilerini buluyorlar.

MAKASAPATU, Seni Ben Uydurdum'u inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Alex, yedi yaşındayken markette tanıştığı o çocuğu halüsinasyon sanmıştı çünkü markette yaşananlardan sonra ne annesi ne de başka biri o çocuktan söz etmişti. Ancak on yıl sonra Alex on ikinci sınıfa yeni bir okulda başladı ve marketteki o çocuğu yeni okulunda gördü. İlk başta biraz ürktü, şaşırdı. Çünkü gerçek olup olmadığını bilmiyordu, çünkü Alex bir şizofrendi.

Seni Ben Uydurdum, ne yazık ki keşfedilmemiş bir kitap ama ben popülariteyi fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Yazar bazı yerlerde o kadar ters köşe yaptı ki, sindirmek için biraz beklemeye ihtiyaç duydum. Alex de Miles da çok ama çok sevdiğim karakterler oldu. Bence kitaplarda Miles gibi bir erkek karakter bulmak çok zor, hazır onun gibi bir karaktere rastlamışken sindire sindire okudum bu kitabı.

Kitap beni çok etkiledi çünkü olaylara bir şizofren hastasının gözüyle bakıyoruz ve dolayısıyla biz de okurken neyin gerçek, neyin yalan olduğnu bilmiyoruz. Çok şaşıracağınız duygu yüklü bir kitap. Bence sizi de çok etkileyecek. Bir şans verin ve yarıda bırakmayın derim :):)

İclal Erdoğan, Kiralık Konak'ı inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kiralık Konak, Yakup Kadri'nin kuşaklar arası farkı gösterdiği romanı. Kitapta üç kuşaktan bahsediliyor. Bu üç kuşağı simgeleyen karakterler ise Naim Efendi, Cevdet Bey ve Seniha. Naim Efendi Osmanlı'yı(özellikle son dönemlerini), Cevdet Bey Servet-i Fünun dönemlerini, Seniha ise Fecr-i Ati dönemini gösteriyor. Akıcı ve sade bir roman.

ebru cemre, Unutkan Ayna'yı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

#unutkanayna 1915 yılında Nevşehir'de geçen on günlük bir zaman dilimini saat saat aktarıyor bizlere.
Kurgusu Ermeni tehciri üzerine ve film tadında merakla okunan,su gibi akıp giden bir kitap
Kitapta karakterler çok.Türk,Ermeni,Rum,müslüman ve gayri müslimler... Hepsi birbirinden farklı karakterler ancak asla karışıklık yaratmıyor aksine kitaba renk katıyor.
'
Kapıları işaretlenen Ermenilerin evleri aranıyor.Falakaya yatırılıp sorgulanıyor ve aşağılanıyorlar...
Vatan'ı bildikleri topraklardan zorla tehcir ediliyorlar.
Ne yazık ki sanki hepimizin gideceği yer aynı değilmiş gibi vicdansızca davranan,insanlara dininden,dilinden,kendi tercihlerinden dolayı baskı yaparak onları göçe zorlayanlar var.
Bu insanlık ayıbı geçmişten günümüze hala devam etmekte.
Boş yere yaşanan üzüntüler,acılar,kaybedilen hayatlar...
Keşke herkes "Yaratılanı severim,yaratandan ötürü" sözünü düstur edinebilse...
'
Geçmişimize ayna tutan bu samimi kitabı için sevgili @gursel_korat 'ı tebrik ediyorum

Tuba Şahin, Yamaç'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Gonçarov'un Oblomov kitabından sonra büyük bir hevesle başladığım bu kitabı yarım bırakıyorum. Çünkü kitap ilerlemiyor, okumakta zorlanıyorum. Kitap; İvan ve Boris adlı iki karakterin etrafındaki karakterlerin tahlilleriyle genişliyor, fakat bu iki karakterin etrafındaki yan karakterler o kadar çok dallanıp budaklanıyor ki olay kurgusu pek geride kalıyor. Oblomov gibi muhteşem bir yapıttan sonra bununla karşılaşmak beni epey hayal kırıklığına uğrattı.

Esra ksck, Kürk Mantolu Madonna'yı inceledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Madonna'nın hayatı degil tabi onu bir belirtelim!!!
Raif efendi ve Maria'nın iç yakan,için için yanan ve küllenmeyen aşk hikayesi..Karakterler gözünüzün önünde canlanmakla kalmaz,hologramla odanızın ortasına dikilir resmen! öyle derin bir karakter tahlili.. diyalogları sarsar,silkeler.. Her sayfada of cektirir, bogaz düğümler."Ama askolsun"luk bir Sebahattin Ali eseri..okuyun da görün ne diyeyim

leylâ, bir alıntı ekledi.
 9 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bildiğiniz Komedi tanımını unutun,
Komedi: Özel bir vezni olan bir şiir çeşididir. Komedi de kötü şeyler anlatılır, şahsi hicivler, çirkin karakterler ve çirkin âdetler zikredilir. Komedi, gülünç olanı taklit eder. Gülünç olanın özü ise soylu olmayışa ve kusura dayanır. Gülünçlülük, başkalarına acı veya zarar vermeyen bir kusur ya da bozukluk olarak tanımlanır.

Aristoteles, Poetika.

Klasik Mantığa Giriş, İbrahim Emiroğlu (Sayfa 239)Klasik Mantığa Giriş, İbrahim Emiroğlu (Sayfa 239)
Recep Yıldırım, Sineklerin Tanrısı'ı inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabın kitap yurdu açıklamasında da belirtildiği gibi Mercan Adası kitabına benzetilebilir. Ama mercan adası kitabındaki gençler adada İngiltere krallığının bir örneğini kurarken, Sineklerin Tanrısı kitabında tam tersi, adayı yakıyorlar ve 2 kişiyi öldürüyorlar. Karakterler çeşitlilik gösteriyor. Ralfh, Domuzcuk, Jack, Simon, Roger isimli ana karakterler mevcut.

Domuzcuk: Akli selim olan, sağlıklı düşünebilen bir karakter
Ralfh: İyi ve zeki bir çocuk, liderlik vasfı var.
Jack: Liderlik özelliği olan ama çevresine zorbalıkla insan toplayan birisi.
Simon: İyiliğin sembolü
Roger: Kötülüğün sembolü

Kitapta verilmek istenen mesaj herkes tarafından farklı anlaşılmaya müsait bence. Benim kitaptan aldığım mesaj, (kitap ikinci dünya savaşından sonra yazıldığı için) kötülük, faşizm, despotizm gibi fikir takımlarına karşılık iyiliği, realizmi savunan ve bu akımların ne kadar makul ve mantıklı olduğu yönünde.


....

Ece bulut, Sonbahar'ı inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Öncelikle wattpadden az çok biliyordum Sonbahar 'ı. Kısaca konusundan bahsedecek olursak; kanser olduğu için dışarıya çıkamayan, arkadaşı olmayan Bahar, bir numara sallayarak kaydediyor ve o numarayla mesajlaşmaya başlıyor. Olaylar bundan sonra gelişiyor. Öncelikle ; O Nasıl Sondu Be. Sonunu okurken iyi değildim. Hala da etkisinden çıkabilmiş değilim. Kitabın kurgusu o kadar güzeldi ki... Çoğu yerde güldüm fakat daha ilk 100 sayfada beni ağlatmadı değil. Kitabı okurken bir gülüp bir ağladım ve muhteşemdi. Yazarın dili de bir o kadar akıcı ve merak uyandırıcıydı. Karakterler çok güzel yansıtılmıştı. Wattpad 'den çıkan nadir güzel kitaplardan diyebilirim. Açıkçası ben kitabın sonundaki olaylardan sonra neler olduğunu, duygularını yan karakterlerden duymak isterdim. Ama yine de güzel bitti. Kısacası günlük okunabilecek, çerezlik ve güzel bir kitap okumak isterseniz önerebilirim. (Bu arada kitap genç-kurgu) 5/5