• Saflık ve iyi niyet her zaman kazanacak! Sonu oldukça şaşırtan bir roman olmuş. Bazen 3 sayfaya varan monologlar mevcut, yazar masada duran bir bardağın neden öyle durduğunu bile en ince detayına kadar sıkmadan açıklamış. Bu yönden kendisine olan hayranlığım daha da arttı. Betimlemeden ziyade karakterler üzerinde oldukça durulmuş. Okuduğum en naif karakteri barındıran romanı, farklı şeyler arayan okurlara tavsiye ederim.
  • Öncelikle beni bu yazardan kitap okumam konusunda tatlı tatlı psikolojik şiddet uygulayan Fîlankes ve Mahsun ulman ' a teşekkür ederim. Canlar, iyi ki okudum. :)

    Yaşar Kemal ' den okuduğum ilk kitap oldu, Ağrıdağı Efsanesi.
    Isminden de anlayacağınız gibi biraz efsane , biraz da masal tadında bir kitaptı.

    Ben coşkun ruh halinde olduğum zamanlar; eğer kitap okuyorsam, mutlaka kulağımda ritimli bir müzik çalar. Çünkü kitabın kurgusu benim coşkumun önüne geçemez genelde.
    Fakat bu kitapta bunu yapmama gerek kalmadı.
    Kitabın kurgusu yeterince coşku verici. Okurken başka bir şeyin ritmine gerek kalmıyor. ( Tabi bu benim okuma tarzım. )
    Sırf bu yüzden bile Yaşar Kemal okunur.

    Sonunda ne olacağını tahmin edemiyorsunuz pek. Daha doğrusu kafanızda seçenek çok oluyor , sonuyla ilgili.

    Ayrıca yapılan mizah çok hoşuma gitti. Kitabı okurken sesli güldüğüm çok yer oldu. Yaşar ustanın ( artık usta diyorum ) yaptığı mizah takdir edilesi.
    Kitapta, karakterler üzerinden yaptığı benzetmelerin bazıları da çok komikti.

    Bunların da dışında doğu bölgesinin geleneklerini de çok güzel tanıtmış. Farklı kültürleri hep merak etmiş ve araştırmışımdır. Bu kitapta da kürt insanlarıyla ilgili verdiği bilgiler çok hoşuma gitti.
    Tabi, güldürmenin yanında çeşitli sosyal mesajlar da veriyor. ( Ne olduğunu söylemeyeceğim, okuyun. )
    Buraya kadar okuyup, geldiğinize göre bir dahaki incelememde görüşmek üzere.

    Kitapla kalın, canlar !
  • Okuyup beğendiğim ve en sevdiğim romanlar arasına çok rahat ve basit bir şekilde girdi. Roman oldukça kaliteli. Kurgusu, geçişler(gerek karakterler gerek olaylar arasında olsun) anlatım, İletişim'in Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kullanarak sizi sürekli sözlük açmaya teşvik edişini söylememe gerek yok sanırım.(Ve aynı zamanda Hulki Demirel gayet iyi çevirisiyle.) Olayların sürükleyiciliği, Schorlau'nun kitapta bahsi geçen oluşumlar üzerinden yaptığı eleştirilerin gerçekle çok bağdaşması ve gerçek ve değil arasında muallakta kalmanız vesaire. Sonuç olarak kitap son derece ayrıntılı düşünmediğiniz sürece ince ayrıntılarla dahi gayet güzel ve kaliteli. Öneririm.
    Uygulama başlığı kaydetmiyor bu da başlıktı.
    "Schorlau ve yurtdışında rağbet görmesine rağmen Türkiye'de sadece İletişim sayesinde olması ve İletişim'in basmış olmasına rağmen değeri bilinmeyen(daha kitapların kendisi bile bilinmiyor) kitapları"
  • Verne reis yine döktürmüş. Başlarda fazlaca ve karmaşık isimler olup okumayı zedelese de Marcel'in devreye girmesiyle karakterler azalıyor ve aksiyon yükseliyor. Doktor ve Professör kapışması. İkiside bir anda Begüm Hanımdan(Türk değil heveslenmeyin. Ancak Verne Bizi seviyor sanırım kitapta yine başka bir yerde bahsetmiş bizden) Kalan miras ikiye bölüştürülerek veriliyor. Biri Dünyayı Ütopik diğeri ise Distopik yapma derdinde. Paranın ve zekanın birleşimiyle Bambaşka sonuçlar doğuruyor. Hırs-Kan Çelik kent'teyken Mutluluk ve refahlık Doktor Sarrarsin'in yanında. Para insanı değiştirir. Nasıl kutlanacağını bilmezsen zıvanadan çıkarsın. Kimse de Paraya sahip olmadan ben param olsa da bunları yapmam demesin. Çünkü Nefis ve İradeyi bilemeyiz. Marcel Reisi en sevdiğim açık ara karakter oldu . Çok güzel olmuş. Verne nerdeyse her kitabından insanlara ders vermeyede çalışıyor bu yüzden her zaman +1 benim için :) Verne Okumaya devam, geç başladık ancak bırakma taraftarı değilim :)
  • Yorumuma başlamadan önce bazı kitaplara karşı olan ön yargılarımızdan bahsetmem doğru olacak belki de. Gerek lisedeki edebiyat öğretmenimin “Tanpınar zor okunan bir yazardır.” demesi gerekse sosyal medyada okuduğum muhtelif yorumlar nedeniyle Tanpınar romanlarına biraz mesafeli durmuştum bu vakte kadar. Huzur, 2014 yılından beri kitaplığımda olan ama elimin bir türlü gitmediği bir kitaptı. Tatilde olmam sebebiyle tüm ilgimi, tüm dikkatimi tatil boyunca Huzur’a ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın roman diline vereceğime inandığımdan küçük sahil kasabama yalnızca Huzur’u getirdim. Gerekirse bir ay boyunca elimde tek kitap olacak ama anlayarak okuyacağım düşüncesindeydim.

    Bir otobüs yolculuğunda başladım ilk sayfaları okumaya Mehmet Kaplan’ın “Tanpınar Hakkında Birkaç Söz” yazısı güzel bir başlangıç oldu. Son cümlesinde, diyor ki Mehmet Kaplan: “Tanpınar’ı onun istediği gibi, dura dura, içlerine sindire sindire okuyanlar, onu sevecekler, yalnız ona karşı değil, bütün sanata, bütün insana ve kâinata başka bir gözle bakacaklar, kendilerini ebediyete götüren esrarlı ışıklarla dolu bir yolda bulacaklar.”
    Bu cümleyi okuduktan sonra “inşallah Tanpınar’ı onun istediği gibi okuyabiliriz.” duası geçti içimden.

    Sonra çekinerek başladığım kitabı elimden bırakamadım. İstanbul’dan uzakta deniz, kum, güneş üçlüsü dışarıda beni beklerken ben eski İstanbul sokaklarında Mümtaz ve Nuran’ın peşindeydim. Kitabın arkasında da yazdığı gibi İstanbul kitapta ayrı bir roman kahramanı gibi, bir İstanbul bir de musiki. Bu yıl Handan İnci anlatımıyla gerçekleşen “Tanpınar ve Müzik” konulu bir sohbete gitmiştim oradan aslında biliyordum kitabın içindeki eserleri ama okurken aldığım lezzet bambaşka. Bana Neva Kâr gibi muazzam bir eseri tanıttığı için de teşekkür ederim Tanpınar’a. : )

    Kitapta beni en çok etkileyen karakter İhsan. Onun insana olan inancı öyle kuvvetli ki kitabı tekrar karıştırdığımda İhsan’ın insana dair olan tüm cümlelerinin altına çizmişim.

    “İnsan birdir. Çalıştıkça ve bir şey yarattıkça kendisini bulur, iş mesuliyeti, mesuliyet düşüncesi insanı doğurur.” (264)

    “Zannetme ki sana kabuğunu kır, diye cevap vereceğim… O zaman dağılırsın! Sakın kabuğunu kırma; genişlet ve kendine mal et, kanınla işle ve canlandır. Kabuğun kendi derin olsun…” (272)

    Hatta İhsan’ın yaşamından olan kesitler ve düşünceleri bana Yahya Kemal’i hatırlattı. Yorumu yazarken etkilenmemek için araştırmadım ama Mümtaz’ın Nuran’a İhsan’ı anlattığı bölümde İhsan’ın Paris’e gitmesi, İstanbul’a dönüşünde kendi kaynaklarımızın etrafında döndüğünü söylemesi Yahya Kemal’i getirdi aklıma.

    Karakterlerin hepsi ince ince işlenmiş hiçbiri birbirine benzemeyen ama özlerinde aynı olan karakterler bütünü gibi. Herkesi sesiyle değerlendiren Macide, insana inanan İhsan, kırık bir Nuran, kırılmış bir Mümtaz, iki yol arasında kalmış Tevfik Bey, unutulmayacak bir sonla gidiveren Suat…
    Macide’nin Mümtaz’a kurduğu: “...çok örtünenler çok hülya kurarlar” cümlesi ile kendi hayalciliğime de bir selâm aldım Macide’den. Şu alıntıdan dâhi nasıl ince ince dokunmuş kahramanları içinde barındıran bir roman olduğunu tahmin edebilirsiniz.

    Romandaki tüm kahramanları bir masa etrafında toplayan yemek sahnesi romanın kalbi gibiydi. Dinlenilen musiki ile ruhlarının üzerindeki tozu silken kahramanlarımızın hayata dair, gelecek Türkiye’ye dair, insana dair, kendi hayatlarına dair konuşmaları ve Tanpınar’ın kahramanlarının duygularını, iç dünyalarını ilmek ilmek işleyişi hem damağınızda hem de dimağınızda lezzet bırakıyor.

    Zor okunan bir kitap olmadığını öğrendiğim Huzur genel olarak sevdiğim ve okumaktan edebi bir lezzet duyduğum bir kitap oldu. Elbette ki okuduğumuz romanlarda öfkelendiğimiz bölümler, kabul etmediğimiz fikirler vardır herkes okuduklarından payına düşeni alır, kendi düşüncesi ile kitaptakini tahlil eder zaten bir kitap bu şekilde okunuyorsa size bir şeyler katıyordur kanaatindeyim. Bunun için her kitabı okurken orada yer alan düşünceleri direkt almak yerine ‘kabuğu derimiz yaparak’ yazılanlardan öğrendiklerimizi tahlil ederek, kendimize katarak ilerlemeliyiz.

    Uzattığım için özür diler, herkese iyi okumalar dilerim.
  • Yazarın okuduğum ilk kitabı.
    Savaş yıllarındaki Bosna'yı, gerçekçi bir aşkı, anne olma isteğini ve dostluğu okuyoruz.
    Kitaptaki karakterler çok güzel yazılmıştı.
    Gemma'nın hissettiği tüm duygular, yaşadığı ikilemler, hayata tutunma çabası...
    Diego'nun çocuksuluğu, sevgisi, savaş ve acımasızlıkla dolu bir dünyada yaşadığını fark ettikten sonraki bunalımı...
    Büyük hayalleri olan Aska'nın savaşın kadınlar üzerindeki vahşetiyle beraber değişen hayatı...
    Hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu çok güzel bir roman bu kitap.
    Yazarın dilinin akıcılığını ve etkileyiciliğini gördükten sonra diğer kitaplarını da okumak istedim.
    Kesinlikle daha çok tanınması ve okunması gereken bir yazar.
  • İlk Stephen King kitabım ve karakterler öyle güzel harmanlanıp öyel güzel olay örgüsü oluşturulmuş ki hayran kalmamak elde değil. Aslında hem basit hem de farklı bir konu. Kitabın başından beri Kujonun akıbetinin ne olacağını merak ediyorsunuz. Kitabın başları asıl konuya girmek için ilk başta anlayamadığınız basamaklar oluşturuyor. Kitabın ortalarına doğru da tempo iyice artıyor. Ne olacağını o kadar merek ediyorsunuz ki bir anlık gaflete düşüp benim gibi kitabın sonuna bakabilirsiniz:(Ted ve annesinin mücadelesini öyle içten hissediyorsunuz ki. Hani ne olacağını merek ediyorsunuz demiştim ya, zaten kitap ne olacağını ya söylüyor ya da sezdiriyor ama siz merek etmeye devam ediyorsunuz. işte kitabın büyüsü de burada. Bazen okurken bu kadar da terslik olmaz ki yahu diyebilirsiniz. Bir çırpıda biten, gerilimi pek olmasa da heyecanlı olan bir kitap İyi okumalar...