• Serinin son kitabı. İlk kitabı çok güzel buldum, ikincide çok ufak beğenmediğim yerler olmuştu ve son olarak da bu kitapta da güzel bulmadığım yerler oldu. Şimdi konuyu anlatmaya artık gerek yok ilk kitabin konusuna göre devam ediyor. Her kitabın kendi arasındaki olay örgüsü oldukça bağlantılı ve uygun. İkinci kitabın nefes kesen ve güzel sonu ile hemen elime alıp okumaya başladığım bu serinin son kitabı, yine diğer kitaplar olmak üzere oldukça akıcı ve güzel. Olaylar, oluş sıraları, farklılıklar herşeyi ile kitap çok güzeldi. Fakat benim tek güzel bulmadığım nokta şuydu ki; kitapta bana göre yer yer gereksiz yazılar vardı. Yani bence kitabın konusuna ve ilerleyişine baktığımda bazen 'bunu neden yazmış ki şimdi ne' dediğim yerler oldu. Yani aslında kötü olduğu söylemiyorum ama romanı uzatan ve olmasına gerek olmayan, olsa da kitabı kötü yapmayan yazılardı. Örneğin, Megan adlı kız bana göre biraz gereksizdi çünkü kitaba girdi tamam ama bu karakterin kitabın tamamı boyunca çok az sözü var ama sürekli baş karakterler ondan bahsediyor. Açıkçası bu beni bir süre sıktı. Sıkan bir diğer konu da şuydu ki o da Cassie'nin kardeşi Sam. Evet yaşananlara göre karakteri değişmeliydi zaten ama bazı sözleri de bana gereksiz geldi açıkçası. Yani kısaca olmasa da olur dediğim gereksiz bulduğum yerler vardı ama bunlar kitabı tabii ki kötü yapmaz.. Şunu söylemeliyim ki kitabın bana göre baştan sonra bitmeyen bir akıcılığı var. Yani zaman olsa hemen okunup bitirilebilir bir kitap. Sonu bana göre oldukça sürprizliydi. Ana karakter Cassie iken bir baktım zaman zaman bu karakter Marika yani Hileci olmuş. Bu beni üzmüştü ama öyle bir son oldu ki siz bunu düşünmüyorsunuz bile. Beklenmedik, biraz duygusal bir son sizi bekliyor.
    Son olarak şunları söyleyeyim ki; 5.Dalga serisi , bilim kurgu severler başta olmak üzere her kitap okuyana önerebileceğim, okumaktan zevk alabileceğiniz, sizi sıkmayan, zaman zaman şaşırtan bir seri. O yüzden zaman kaybetmeyin okuyun derim 🤗
  • ARŞ, KENDİNİ AŞ!

    ''Bu yıkılışın sırrını bul, kendini çöz, içini ayıkla, şuurundan utanan ve ruhunun izbelerinde kaçacak delik arayan suçlu hislerini yakala, getir.''(S.245)

    *Hepimiz ismini duyarız ama Peyami Safa gerçekte kimdir? Kitap okuyanlar bilhassa onu okuyanlar bilir lafını hiç esirgemez Peyami Safa. Ne düşüncesi var ise onu korkusuzca dile getirir. Yaşadığı dönemin yazarlarıyla deyim yerindeyse savaş halindedir. Safa'yı bilenler en çok kimi sever diye sormaz en çok kimden nefret eder diye merak ederlermiş. Kimler yok ki nefret dünyasında: Sait Faik Abasıyanık, (bir numaralı düşmanı), Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve maalesef Sabahattin Ali!

    *İki yaşında babasının kaybettiğinden sebep ''Yetim'i Safa'' olarak da bilinir. Babası İsmail Safa Bey, amcası Ahmet Vefa, diğer amcası Ali Kamil Akyüz, abisi İlhami Safa, kuzeni Behçet Kami yazar ve şairlik yapmışlardır. Safa'nın bu kitabında yer alan üçüncü tabaka diye nitelendirdiği genetikten doğan davranışlar belki de onu yazarlığa iten sebeplerdendir. Bahsettiğim isimlerden tek kelime bile okumadım ancak Safa beni tam anlamıyla mest etti!

    *Peyami Safa romanlarında genelde;
    doğu-batı,
    madde-mânâ,
    ruh-beden,
    idealizm-materyalizm gibi ikilemleri işler.

    *Yalnızız hepsinin toplamıdır. Ütopik hayat Simeranya, ruhsal çözümlemeler, karakterler üzerinden olağanüstü tahliller, çevreye olan alakayı uyandırma adına yapılan tasvirler. Ne diyebiliriim, ne diyebiliriim.

    *Şüphelerin, tereddütlerin, dünyasında kendinize bir yer açın. Zihinlerinizi boşaltmakta acele edin. 414 sayfalık bir muhaberenin ortasında kılıçlarını terk edip kalemlerinizi kuşanın.

    -PEYAMİ SAFA'nın kitaplarını cümle içinde değerlendirme-
    Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Yalnızız!'' En çokta burada yağmurlar yağar ''Şimşek''ler dolar koğuşa, ''Biz insanlar'' ''Mahşer'' kalabalığında bile olabildiğince ''Yalnızız.'' Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'' oturmuşum ''Matmazel Noraliya'nın Koltuğu''na onu düşünüyorum. Bir tek onu. İsteğim beni sevmesi için ömür biçtiğim ismi sıfatı bir ''Canan!'' şeytan günaha davet eder der ''Sözde Kızlar'' nerede? Bilmez midir ben sadece bir ''Canan'' isterim. O da kalbimi mahşere çevirmiştir.
    ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Fatih-Harbiye''nin ortasında sıkışmış kalmış bir koğuştur. Hastanenin içinde cehennem yaşar. Yeraltı kişiliğe bürünür. Korkarım sıkıntılar beni zikrediyor. Şüphelerim beni bırakmıyor ''Canan''! Hayatım olsa olsa ''Bir Tereddün Romanı'' olur. Çünkü yazdığım bütün romanlar iki yaşımdaki acıma dönüyor. Dönüşün ancak geriye olduğunu tekrarlıyorum tavana. Lanet tavanları hiç sevmem! Hatırlar mısın, bilmem. Yine İstanbulda güzel ''Bir Akşamdı'' dört kişiydik. Sen, ben, ''Selma ve Gölgesi.'' Selma iyi kızdı esasen ancak tek isteği ''Cumbadan Rumbaya'' erişmekti. Kendisi mahallemizin en ''Cingöz Recaisi''dir zannımca. Muhitimize ihtilaf olan ve abesle iştigal çıkmazında sefil bir hayat süren ''Atilla'' ağabeyimizin de gönlü Selma'da idi. Bir Akşamdı ve Biz İnsanlar Mahşer kalabalığında kendimizi Yalnızız sanıyorduk.

    DİP ZITLIK

    İnsanın içinde iki farklı benlik vardır. Safa, bunu bir ve iki diye kodlamıştır. Birinci daima masumiyeti simgeler iken ikinci birincinin hislerini karanlığa davet eder. Kurnazdır. Bir şey aynı anda hem var hem yok olamaz. Ancak var yoka, yokta vara ihtiyaç duyar. Zıtlıklar kendi içlerinde bir bağlılığı da barındırır. Varlaşma ve yoklaşma diye iki kutup vardır. Bu kutuptan diğer kutba geçiş genellikle mümkün olmaz.

    ''KENDİ KENDİMDEN NEFRETİMİN ÇERÇEVELEDİĞİ VE ÇİRKİNLEŞTİRDİĞİ BİR DÜNYADA YALNIZIM.''

    Özerkliği kendin yitirdin ve özverili çoğul bir maddeye dönüştürdün, yangınları sen çağırdın muhitine, sefil bir karanlığa itildin. Gorki'nin de dediği gibi ''Kadının gidecek kimsesi yoktur, kimse onun günahını yiğitlik saymaz.'' Saymadılar Meral, saymadılar! Günahlarla, kötülüklerle çevreledinse de bendini hiçbir madde, hiçbir canlı üzerinde seni ölüme götürmemeliydi. Küçük devrimler besledin içinde, kaçıp kurtulmayı arzuladın, durdular önüne, yok oluşunun önüne geçtiklerini zannettiler. Kafaya koymuştun sende, gidecektin! Öyle ya da böyle ya Paris'e ya da pek az umursadığın ölüme. Bir kıvılcıma ihtiyaç duydun. Kendi kıvılcımını yine kendinde buldun. İnsan önce kendini keşfetmeli diye içinden terkarlıyordun. Her bir şeyi kendisi başarmalıymış gibi. Sen de kendi kıvılcımınla kendi gidişine yön verdin. Belki istediğin, arzuladığın bu değildi ancak gitmek kaderinde esastı. Yokluk hissinin verdiği tatta kaybolup, tüm hayatını bir çırpıda gözlerinin önüne serişin, aynada tanıyamadığın benliğinle, bilhassa taşıyamadığın, taşımak istemediğin bedeninle buralardan gitmeyi en çokta sen istedin. Ne diyorlar senden için ''rezil''. Kendi günahlarını sırtından atıp hüküm vermenin yiğitliği, nüktedanlığı. Seni en çokta dostların öldürdü Meral. Erkeklere biçtiğimiz değer ile kadınlara biçtiğimiz değer arasındaki uçurumu kabullenemediğinde aşikardı. Günahlarınla sen yüzleşmeliydin, sen. Sırf rezil olma korkusuyla yanıp tutuşan pek sevgili çevren değil. Muhitinden kaçamadığın gibi, kendinden de kaçamadın.

    SIR, SONSUZLUĞUN PRENSİBİ!

    Samim Bey, cemiyet bey, ahlâk bey, namus bey! olmazsa olmazlar listesinin başında mantık abidesi, çevresinde saygı uyandıran, en büyük saygıyı da yine kendisinden görmüş bir adamsın Samim. Hem sen demiyor muydun? Tüm bu olanlar aşk mücadelesi değil, mücadele aşkıdır. Senin aşkın mücadeleye hitap ediyordu besbelli. Meral'in dünyasında tuhaf bir bağlılıktan öteye gidemeyişinde bundan. Kendimizle hesaplaşamıyoruz değil mi Samim? İnsanların hayatlarına yükselttiğin merceğini bir kez olsun kendinde denemedin. Olağanüstü tahlillerini bir kez olsun kendi perspektifinde yoğunlaştıramadın. Doğrunun, esasın kendinden başladığını iddia edipte neden kendini hiç keşfedemedin. Başkalarının günahlarıyla aziz olabilir miydik sahi? Hiç kimse senin aydınlığında körleşmek istemezdi. Kalbin içinde balta ile yaptığın ameliyat, oğlu tarafından öldürülen ananın feryadı, hiç bir şey içinde kendini avuttuğun yalana bu kadar benzemiyor. Kimsesizler mezarlığı gibi için. Bugün kayıpların içinde kaybolma vakti. Her şey olmak için kendine mahsus şartlara muhtaçtı, olmadı. Ölümler yığıldı, suretler dağıldı, bir yangın ki yüreklerin dışına taşıp bedenleri yakmış, sen dönmüş arkanı gidiyorsun. Samim bey, cemiyet bey, ahlak bey, namus bey!

    Evet bitti, öylece geldi geçti. Sis perdesinden uzanan sırlar olmadan ne yaparım şimdi. Belirsizliklerin, şüphelerin, tereddütlerin sonuç ile kavuşmasından mahrum mu kalacağım yani? Ne de güzel tanışıklıktı oysa. Kalbim unut bu kitabı, unut ki yabancı olalım, öyle yabancı olalım ki bir daha karşılaştığımızda yeniden tanışmamız gereksin. Olmaz mı?

    Etrafta gezen yorumlar görüyorum kadın düşmanlığına benzer yorumlarla karşılaşıyorum. Saygı duymasına duyuyorum da aynı kitabı mı okuduk. Burada anlatılmak isteneni gerçekten anlamamışsınız siz. Bir daha okuyup farklı pencereden değerlendirmeyi deneyin. Sabahattin Ali'ye olan sevgimi beni tanıyanlar bilir. İlk defa Ali ile kıyas edebileceğim bir yazar var şuan karşımda. Etkisinden nasıl çıkarım ne zaman çıkarım kestiremiyorum. Ve ve ve kirmizicekic sana esaslı bir teşekkürü borç biliyorum :) Bol yıldızlı, altı çizili cümlelerinle ayrı bir esinti vardı kitabında. Hakkını vererek okumuşsun.

    Peyami Safa'nın değerini, derinliğini anlamanızı diliyorum hepinize. İyi okumalar.

    https://www.youtube.com/watch?v=reuDS84657o
    https://www.youtube.com/watch?v=brecMZGToLE
    https://www.youtube.com/watch?v=-ixXF3l96vo
  • Her zaman tekrar ettiğim gibi, unutulmaz karakterler yaratmak, bunları hayatları içinde hareket ettirmek ve ilişkiler yoluyla insan ruhunun derinliklerine inmek.
    Bunu başarabildiğiniz zaman mucize gerçekleşir ve siz yağmurlu bir İstanbul gününde otobüste giderken, Raskolnikov, Mişkin, Alyoşa, Stavrogin elinizdeki kitaptan çıkıp yanı başınıza oturuverirler.
  • José Saramago'nun bilinmeyen ülkesinden merhabalar! Bir kez daha misafir oldum bilinmeyen ülkeye. Gerçi Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile 5. Saramago eserini okumuş oldum ve kendimi ülkenin bir ferdi gibi hissetmiyor değilim. Fazla uzatmadan kitabın konusuna gelmek istiyorum.

    Bilinmeyen bir ülke, isimsiz karakterler... Aralık ayının son günü, saatler gece yarısı olur ve yeni yıla girer girmez ülkede ölüm faaliyetini durdurur. "Yeni yıl, yeni hayat, ölümsüz hayat."
    Ne ölü, ne sağ sayılacak kadar hasta olanlar için ölmek bir kurtuluştur fakat nerede bu ölüm? Ölümle yaşam arasında bir sınır var sadece, tek çözüm ülke sınırını geçip ölmek! Yani ölüme yürümek bu olsa gerek!
    Peki herkes ölümü mü arıyor? Tabii ki hayır. Ölümsüzlüğe sevinen de bir o kadar çok ülkede.
    Ölümün yok olması birçok aksaklığa sebep olur. Huzur evleri ölümsüz yaşlılarla dolar, sigortacılara yapılacak ödemelere gerek kalmaz, levazımatçılar isyan eder. Hükümet çözüm yolları arar.
    Kilise ve din adamları Tanrı'nın ölümü göndermesi için duaya başlar. Çünkü ÖLÜM OLMAZSA YENİDEN DOĞUŞ OLMAZ VE KİLİSENİN BİR İŞLEVİ KALMAZ.
    Din adamları, "AMA ŞİMDİ TESPİHLERİ ÇALIŞTIRMA VAKTİDİR." diyerek ölümü isterler Tanrı'dan.

    İşin bir de siyasi boyutu var tabii. Siyasetin kirli oyunları olmazsa olmaz! Ahh insan her durumu fırsata çevirirsin değil mi? Hiç şaşırtmadı beni İNSAN!
    Ortaya Maphia çıkar bu kriz ortamında. Aslında mafya ama klasik olmamak adına MAPHİA olmuştur adı. Hükümet ile işbirliği yapar maphia. Neden mi? ÇÜNKÜ DEVLETİN KİRLİ İŞLERİNİ YAPTIRACAĞI BİRİLERİ OLMALI...


    Veee bir gün ÖLÜM çıkar ortaya. ÖLÜM, MEKTUP, EFLATUN ZARFLAR. Bir de ben bu bölümü okurken üzerimde EFLATUN gömlek olması nasıl bir tesadüftür. Tamam, irkilerek etrafıma bir göz gezdirdiğimi itiraf ediyorum...

    Ölüm geri geldikten sonra kitabın konusu bambaşka bir boyuta geçiyor ve asıl hikaye burada... Artık kişisel bir hesaplaşma başlıyor. Saramago'ya göre ölümün cinsiyeti nedir? Hadi tahmin edin... Buradan sonrasında detay vermek istemiyorum okumayanlar için.

    Bu eserinde de José Saramago okuyucuyla sohbet eder gibiydi, akıcı üslübu yine yerinde tabii. Hayranlığım bir kez daha arttı bu adama. Çok severek okudum, benim sıradaki Saramago kitabım KABİL. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş da tavsiyedir, okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim...
  • Karakterler mi sevilir yoksa karakterin sizden bir parça taşıması mı?

    Bunu yazarken aklımdan ebeveynlik kavramı geçiyor. Çocuklara bakışımız ve bizden olana katlanma sekilimiz ile bakınca evet evet Oblomow bizden bir parçayı taşıyor diye seviyoruz.

    Oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)

    Tembelliği ayrı bir şekilde fakat toplama katma nedenimi şöyle açıklamak isterim. Benim çocuğum tembel değil :)

    Tembellik; bir işi yapma yetisi olduğu halde yapmamak ve erteleme halidir.

    Oblomow ise öyle değil. Tembel diyemem çünkü hayatının daha başlarında ailesinin ilgisiyle yetenekleri ve istekleri çürütülmüş bir çocuk.

    ~spoiler içerir.

    Oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. Bir köyde büyük bir aile Oblomow ailesi. Her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede Oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. Annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. Herkes ona hizmet için var. Böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. Çünkü Oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. Buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. En zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.

    Anne babası öldükten sonra köy hayatini geride bırakıp, şehir hayatına geçiyor bir adapte süreci yaşıyordu. Aslında evden çıkmayan birinin adapte sorunu pek olmasada köy hayatı ve şehir hayatı Doğu ve Batı çatışmasının betimsel haliydi.

    Doğu insanı: Miskin
    Batı insanı: Duygusuz ve soğuk

    Doğu ülkesi olan Rusyada büyük yankı uyandıran bu kitap burjuva ve köle sınıflarına yeni bakışlar kazandırmıştır. Üzerine çok tartışılmış ve yeni oluşuma giren Rusyanın Batı insanı ile kıyasları kültür ve ticaret almalarına değinerek devam ediyor. Eğer bir Oblomowluk varsa bu toplumun her kesiminde var; işçi, köle, kominist, sosyalist, devlet başkanı... her yerde işinin sadece tembellik kısmına adapte olan topluma zararlı olanlar var. Oblomow soylu biriydi ama zararlı değildi. Sürekli düşünen hatta burjuvanın düşünmeye tenezzül etmediği konuları irdeleyen biriydi. Ben Oblomow'un tembelliği temsil ettiği algısına karşıyım.

    Durum kitabıdır. Olaylar yoktur. Psikolojinin empati ve düşünce gücüyle doyurucu bir kitaptır. Ruhsal anlatımlar ile Dostoyevski'nin etkilerini hissetmemek mümkün değil. Rus klasiklerinin günümüze göz kırpan ve gün geçtikçe Rus lugatlarinda yer edinen "Oblomowluk" terimini dilimize, hayatımıza kazandıran bir eser.

    Ruhsal olarak Oblomow deyimler silsilesi yaşatıyor bizlere. 200 sayfa okursunuz adam hala yatmaktadır. 200 sayfa ne demek saçınızı başınızı yoluyor, iç sıkıntılar sarıyor sizi. Bu duygular deyim olarak bizde anlık tepkiler yaratsada Oblomow 200. Sayfada yatakta hala size bakar. Siz yaşadığınızla kalmanın yanında onun o güzel yüreğine öyle alışırsınız ki ona kızamazsınız. Artık alışmışsınızdır yabancılık çekmeden devam edersiniz. Oblomow ya sizsinizdir ya da çevrenizdekiler. Belkide hafızanızda birçok kişye artık Oblomow deme ya başlamışsınızdır ya da başlamak üzeresinizdir.

    Ve tekrar deginerek diyirum ki tembellik ve Oblomow karıştırılmamalıdır. Oblomow ne istediğini bilen, önüne yeni yollar çizen fakat bunları hayata geçiremeyen bir karakter. Onun tek sorunu hiç yapmadığı şeylere hep kayıtsız kalmak istemesi. Oblomow sürekli yatmaktan memnun değil bu durumdan rahatsız. Oysa tembellik tanımı teknoloji ile başlar. Yalnızsınız ve insanlardan soyutlanıp sadece sanal bir dünyaya kapatıyorsunuz kendinizi. Sanal basarlar ile övünüyorsunuz. Adı üstünde sanal bir başarı size nasıl yararlı olabilir ki... Oblomow ise yatakta fiil gösterse de saçını bile kahyasına taratsa hayat hakkında yattığı yerden gerçek kesitler elde etmiştir. Insanın ruh dünyasına değinmiştir.

    Peki bu ruh adamı hayata bağlayan hiçbir heyecan yok mu?

    Var tabi Olga ile hayatına giren aşk. Bunu da açıklamayı ve yaşananları Oblomow'un dünyasına giren siz okurlara bırakıyorum.

    Diğer yandan Oblomow'un çocukluk arkadaşı onun tam tersi bir karakterdir. Canlı, girişken, hayatı seven, denemekten korkmayan biridir. Bu iki zıt insanın anlaşmadaki uyumu da bir mesajdır.

    Ne kitap ama...

    Yazarların beyni korkutucu geliyor. Tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. Kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. Oblomow rüya ya da gerçek siz olan bir kitap.

    Üstelik kitap basılmadan önce "Oblomow'un Rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. Daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. Kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.

    Distoyevski'nin Kumarbazı, Anthony Burgess'in Otomotik Portakalı ve daha bir çok yazarın belli nedenler ile kısa zamanda sağlam eserler verdiğini duymuşuzdur.

    Sağlam dostluklar kurmak ve birazda kendinizle baş başa kalmak için Oblomow'un dünyasından kendi dünyanızla bağlantıları kurun. Bu küçük ziyaret size güzel bir dostluk kazandıracaktır.

    (Okuyupta fikirlerimi yazma fırsatı bulamadığım birçok kitap varken, Oblomow'u sonlara saklayamadım. Bu dostumun tembelliğime kurban gidişini bekleyemezdim :) )

    Keyifli okumalar!
  • #kitaptanıtım
    #süreyakuaförsalonu
    #dexplus
    Ekim ayında #kitapgünüm de @betulaslnnn canımdan gelen ve birlikte okuduğumuz kitabım @dexpub yayınlarından yazar @sebnemburcuoglu a ait #süreyakuaförsalonu oldu.. Takip ettiğim bir çok #bookstagram ve #kitapkurdunda gördüğüm yorumlar üzerine beklentim yüksekti.Malesef benim için çok güldüğüm ve tavsiye ettiğim ilk 5 kitap ( #mahalledenarkadaşlar, #lisedenarkadaşlar, #ahhkalbim , #alsanaaşk ve #herşeyinbaşımerkür favorilerim) arasına giremedi.. Sanırım en büyük sebebi ise dizi yada film çekilmesine çok çok elverişli tarzda yazılmış olması.. Yoksa konusu da karakterleri de oldukça başarılı.. Sadece kitabı okurken kendi görselimi oluşturamadım. Örneklemek gerekirse bir kitabı okuduktan sonra dizisini ya da filmini izlediğim eserlerde "o karakter için o oyuncu olmuş mu ? veya işte karakter tam oyuncusunu bulmuş " derim ..Ama #süreyakuaförsalonu nda bunu söylemek cok zor. Bana bu yönden eksik geldi..
    Kitapta sevdiğim yerler ise;
    *Kitaba ismini de veren süreya isminde Cemal SÜREYA nın meşhur 2. Y harfini atması olayına açıklaması ile yer verilmiş olması,
    *Mahalle sıcaklığını hissettiren , samimi karakterler içermesi,
    *Ana karakterlerde kitap ilerledikçe ters köşeler olması.. Eğlenceli bir kaç saat geçirmek için okunabilir tercih sizin Herkese keyifli okumalar dilerim.. #book #bookstagram
    #lisedenarkadaşlar #mahalledenarkadaşlar @mericmekik #eğlencelivakitler #kitap #kitapyorumum #kitapmutluluğu #kitaptavsiyesi #kitapokuma #ballibademimuyuduannesikitapokudu #ekimkitaplarim #2018okuduklarım
  • Bu seriyi ne kadar çok sevdiğimi bilmeyen yoktur artık ve herhangi bir kitabını beğenmeyeceğimi de düşünmüyorum; yani, yine mükemmel bir kitabı keyifle okumanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu serinin kitapları o kadar harika ki, her sayfa ayrı sürükleyici; hem heyecan verici ve merak uyandırıcı hem de komik ve aşk dolu. Özellikle Roarke ve Eve'nin tartıştıkları ve kendilerine has aşk dolu anlarını okumak hoşuma gidiyor. Her kitabın ardından: Kadın yazıyor be, diyorum, cidden o kadar iyi ki bu konuda; konusu ayrı yazımı ayrı karakterleri ayrı olay.

    Eve Dallas, bu sefer geçmişten gelen bir katille tekrar karşı karşı ama bu sefer, ne bir çaylaktır ne de adaletin azıyla yetinecektir; hele ki kocası Roarke söz konusuyken...
    .
    Eve'nin ve Roarke'nin yaşamının söz konusu olduğu kitapları okumaktan daha fazla zevk aldığımı söylemiştim; bu kitap da tam olarak o zevki verdi bana, hele o sondaki olanlar: Vay be, dedirttirdi; çünkü Eve'den normal bir kadın tepkisi okuduk, mutluyum. Bazı insanların hastalıklı beyinleriyle, zekiliklerini oldukça kötü şeylere kullanmaları ne kötü, neyse ki Eve ve ekibi, hatta Roarke, bunları yakalamakta çok iyi, haliyle okumakta keyifli. Eve, bu kitapta kendi geçmişiyle de yüzleşiyor ama neyseki yalnız değil. Duygusal olarak fazlasıyla hırpalanan Eve'yi okurken oldukça üzüldüm ama bir taraftan da gurur duydum. Eve, Roarke hatta kitaptaki tüm asıl karakterler hepsi mükemmel. Yazar öyle bir düzen oturtmuş ki, hepsi, her şey kusursuz. Çok seviyorum bu seriyi çok.