Böyle düşüncelerle olayı hafifletmeye, kendimle alay etmeye çalışıyordum ama olmuyordu, içime kök salmış zehirli bir sarmaşığa benzeyen tutkuyu söküp atamıyordum.
Aslında çok tuhaf bir şeydi bu. Kadınla erkek birbirine çeken, feromon mu, koku mu, ten uyuşması mı, kişilik mi, tavır mı, davranış mı, ses mi, gülüş mü, bakış mı, boy pos mu, ruh güzelliği mi, kafa denkliği mi her neyse, hiçbiri yoktu bunların. Belki de bir hikayeye vurulmuştum ben; evet, evet bir hikayeye, bir kültüre, bir tarihe vurulmuştum; hiç insan bir hikayeye vurulur mu?
"Ya gerçekten yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşam yanlışsa?" bu soruyu hepimiz kendimize sormalıyız hayatımızın bir yerinde, fakat İvan İlyiç bu soruyu sorduğunda artık her şey için çok geçti. Aradan yüzyıldan fazla geçmesine rağmen insanların hiç değişmediğini fark ettim bu romanda. Daha fazla zenginlik, daha fazla lüks, çevremize güçlü görünmek, eşimize ve çocuklarımıza bakmak için ölene kadar çalışıyoruz ama peki yaşamamız gereken hayatı yaşayabiliyor muyuz? Tam da aynı gelecek kaygılarını yaşarken bu romanı okumam büyük bir şans oldu benim için. Huzurlu bir hayat yaşamak yerine canımızı dişimize takarak, anı yaşayamamak niye? Ben artık insanların tek sorununun aç gözlülük olduğunu düşünüyorum. Azla yetinebilseydik kesinlikle hepimiz olduğumuzdan çok daha mutlu olurduk. Tolstoy usta kalemiyle bu güzel romanda çok iyi bir ders verdi bana.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma