1000Kitap Logosu
152 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
#belkidedünyanınsonundayım #yavuzekinci #everestyayınları . Serde tarihçilik varsa ,tarihi kurgular daha bir değerli olur hele ki #edebiyat ile şaha kalkmışsa . #yavuzekinci kaleminden " BELKİ DE DÜNYANIN SONUNDAYIM " elimden bırakamayarak okuduğum ve sıcağı sıcağına bahsetmek istediğim bir #kitap oldu . Kitap 151 sayfa ve oldukça akıcı . Yazarın okuru ile cümleler aracılığı ile kurduğu bağ #çiçek kokuları eşliğinde bir nevi . Beş bölüm halinde ilerleyen kitabın her bölümüne bir çiçek adı verilmiş . #Gül #lale , #sümbül , #karanfil , #zambak şeklinde . Çiçek bahçesindeki #iktidar mücadelesine tanık olmak gibi hissiyatla okudum ve zihnimde hep ne zaman sorusunun yanıtını verecek satırlar vardı . Savaşlar , iktidar gölgesindeki #aşk , kardeş katlinin olağan seyri ve anneliğin iktidar hırsındaki acısı ,taht kavgaları eksenindeki ölümlerin soğukluğu kor olup oturuyor satırların arasına. O kadar net ve yalın ki kitap tadı damağımda kaldı ️ Babasının ölüm haberini alarak yola çıkan şehzadeyi kendi ağzından okuyun isterim ... Ben okudum , bir parçam Şehzade İsa ile kaldı sanki ... Okuyanlar ne hissettiğimi anlayacaktır. #tavsiyekitap #everestyayinlari
Belki De Dünyanın Sonundayım
Okuyacaklarıma Ekle
Kardeş düşmanı uzakta arama! Senin iki büyük düşmanın seninle beraberdir. Ñefse olan düşkünlüğun v tembelliğindir. Eğer bu iki düşmanını yenersen huzurlu bir ruh ile yaşamına devam edersin Bu iki düşmana esir kalırsan eğer hakikati göremezsin.Abid olmak yerine kula köle olursun!
Şuan Silopi, Cizre, Şırnak, Nusaybin ve Yüksekova'da görev yapan silah arkadaşlarımın ailelerinin ne durumda olduğunu tahmin edersiniz. Anne, baba, kardeş, eş ve çocukların uykusuz geceler geçirdiklerini, gülmeyi unuttuklarını, yediğinden ve içtiğinden tat alamadıklarını biliyorum. Kulakları telefon sesinde, gözleri haber programlarındaydı. Bu duyguları da evinde asker, polis ve köy koruyucusu olanlar anlardı. Kaç kişi bu ailelerin yerinde olmak isterdi?
616 syf.
·
14 günde
·
8/10 puan
Elimden geldiğince araştırma-inceleme tarih ile ilgili kitapları okumaya özen gösteriyorum . Bu zamana kadar okuduğum kitaplara kıyaslan birçok konuyu sorgulamama vesile oldu bu kitap. Bazen düşünüyorum da acaba Türkler İslam’la hiç tanışmamış olsaydı ne olurdu veya nasıl bir ortam olurdu . Bu konuya daha sonra kafa yormayı düşünüyorum açıkçası , o yüzden şimdi kitabı incelemeye geçelim. Kitap ,yüzyıllar boyunca Türklerin İslam’a geçerek nasıl bocaladığını, ırkçılığın Araplar tarafından Türklere nasıl ve hangi yöntemler ile yapıldığını kaynaklar vasıtayla anlatıyor. Kitapta dilin bir millet üzerindeki etkisini, Türkçenin hem yazı ve hem de konuşma dili olarak ihmale uğraması ve ikinci plana atılması olayı, İslamın Asya'ya yayılması ve Türkler tarafından resmi din olarak benimsenmesi sonucu ortaya çıktığını, Türkçenin zaman içinde nasıl zenginliğini kaybettiğine değinilmiş , adeta bir asimilasyon politikası yürütüldüğüne dikkat çekilmiştir . İslamın esas itibariyle Araba özgü bir din olduğunu ve Muhammed peygamberin İslam’ı Arabın nitelikleriyle yoğurduğunu , Arabın zihniyetini, geleneklerini, zevklerini, ahlakiliğini, dilini ve her şeyini İslamın birer parçası yaptığını detaylı olarak anlatılmış ve bazı yabancı yazarların Türkleri nasıl barbar olarak nitelendirdiğine , Arabı yücelttiğine de ara ara değinilmiştir. Yazarın dili akıcı ve sert ,zaman zaman okuyucu ile sohbet eder nitelikte olduğu için kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.Yazara göre Türklere yapılan bu ırkçılığın başlı başına sebepleri arasında Arap şair ve yazarlar, Muhammed peygamberin sözleri , hadis gibi unsurlar yer alıyor. Benim okurken şaşırdığım bir alıntı ise şu olmuştu ; “...Küçük gözlü kırmızı yüzlü, yassı burunlu ve ... yayvan suratlı... Türklere karşı zaferler kazanılmadıkça hüküm günü gelmiş olmayacaktır... " Muhammed (7.yy). Bu ve bunun gibi birçok delil olarak sunulan hadisleri hayretler içerisinde okudum. Kuran’da geçen Ye'cüc ve Me'cüc ifadesinin aslında Türklere ithafen söylendiğini ve yine buna benzer kötü manalı sıfatların yer aldığını yeni farketmiş oldum . Fakat yine de bu iddalar beni pek tatmin etmedi açıkcası. Yani bence olabilir de olmayabilir de . Nasıl yorumlayacağınız size kalmış. Kitabı okurken katılmadığım yerler de oldu örneğin ; “Muhammed’in geleneklerde değişiklikler yaparken, mutlaka daha iyi bir davranışa yönelme amacına değil, fakat daha ziyade kendi günlük siyasetinin icaplarını ve çıkarlarını düşünmüş olduğu, Örneğin Kur'an'da İsrâ Suresi'nde israfı önlemeye matuf olmak üzere şöyle bir hüküm yer almıştır: "...Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma... Saçıp savuranlar, şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar..." (K. İsrâ Suresi, ayet 26-27.) Beyzevi'nin bu ayetle ilgili açıklamalarından anlaşılmaktadır ki, eskiden Araplar, sırf gösteriş olsun diye develerini keserler ve etini gelişi güzel ona buna dağıtırlarmış. İşte güya bunu önlemek ve dağıtımın fakirlere yapılmasını sağlamak üzere Muhammed yukarıdaki hükmü koymuştur.Hiç kuşkusuz ki, israfı önlemeye matuf bir kural, olumlu bir kuraldır. Varlıksız sınıfı korumaya yararlı gibi görünen bir kuraldır. Fakat Muhammed bu kuralı, yoksulları korumak için değil, yoksul sınıfların kendisine yük ya da tehlike olmalarını önlemek için koymuştur” evet belki mantıklı bir yöntem olabilir fakat bu amaçla olduğunu kanıtlayan bir durum yoktur en azından kitabı okurken sağlam delil göremedim , belki de dikkatimden kaçmış da olabilir. Okurken rahatsız olduğum birkaç noktaya da değinmek istiyorum . İlki , yazarın sürekli tekrara düşmesi ve bir konuyu hep daha sonraki konuya paslaması,ikincisi ise yazarın ara ara objektif bakış açısından çıkıp , öznel yorumunu olayın gerçeğiymiş gibi aktarılması oldu. Bunlar dışında pek rahatsız olduğum konular olmadı. Kitabı tavsiye eder miyim ? Sanırım evet , bu sefer tavsiye edeceğim bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitap size farklı bakış açıları kazandıracak ve düşünmeye teşvik edecektir. (Dikkat ! Bu kitap hassas Müslümanları tetikleyebilir. )
Arap Milliyetçiliği ve Türkler
Okuyacaklarıma Ekle
Ev Sahibi Olmak
“Henrouille’larda doğal olmayan şey, elli yıl boyunca karı koca paralarının tek kuruşunu bile pişmanlık duymadan harcayamamış olmalarıydı. Evlerine hem canlarını hem de ruhlarını adayarak sahip olabilmişlerdi, salyangoz gibi. Ama o, yani salyangoz, hiç olmazsa bunu farkına varmadan yapar.” #louisferdinandceline #geceninsonunayolculuk Dünyada mekân, ahirette iman düsturunun genetik kodda yürümesinden midir bilmem ama ev sahibi olmayı hayatının bütün ereği hâline getiren nicesini tanıdım ki uğruna ahiretini yakacak kadar insanlıktan çıktılar. Biriktiren insan bir kere acayip cimrileşiyor ve her olası kazanç kapısını kendine öncelikli hak görüyor. Bu uğurda eş dost, arkadaş, akraba, kardeş, oğul uşak, her hukuk çiğnenebiliyor. Dedikodu, iftira, rüşvet, şikayet, eve giden yolda birer kullanışlı araca dönüşebiliyor. Maaşından başka geçim aracı olmayanlar bile en az çeyrek asrını ömürlerinin, buna vakfederek ve bir de ev bedeli kadar dağ gibi bir faizi ödeme pahasına kredi çekerek ev sahibi olmaya kalkışıyorlar. Hiç bana göre değildi, hiç o kadar “akıllı” olamadım. Tanıdığım ve çok sevdiğim bir dostumun hanımı yıllar önce bir misafirlikte, inanır mısın Ergun (bana noktalı seslenmeyi başaramadı hiç), dedi, aylarca yarım kilo kıyma girmedi bazen evimize, et namına. İyi bok yediniz, diyemedim. İki de çocuk var evde. Bir diğerinde ise evin kadını anne babasını görmek için memleketine gidemeyeli 7 yıl olduğunu, ev borcundan ötürü bu fedakarlığa katlandığını övgü bekler gibi anlatıyordu. Tek maaşlı aile! Şu hayatı, bu yaşıma gelmişken yemin gibi tekraren söyleyeyim, yine, baştan yaşasam faraza, burnumu boka düşüren ne varsa vazgeçmez, s*kimin keyfine göre yaşardım yine. Hem bu kez çok daha bilinçle ve aşk ile: Ben adam olmam. 😋
256 syf.
·
2 günde
·
6/10 puan
"Peki bunlar nasıl başlamıştı? Her şey gibi: anneler ve babalarla. Lydia'nın annesi ve babası yüzünden, annesinin ve babasının anne babaları yüzünden." LYDİA ÖLDÜ. FAKAT BUNU HENÜZ BİLMİYORLAR. Ebeveynleri Marilyn ve James, yetmişli yıllarda Ohio'da Amerika Birleşik Devletleri'nin ırk ayrımcılığının fazla olduğu küçük bir kasabada yaşayan; nadir görülen Çinli/beyaz ırktan bir çifttir. Yasa devreye girdiğinden beri ayrımcılığın-sözde- olmadığını düşünürler ama aslında doğru değildir. Ayrımcılık ve farklılık her yerdedir. Marilyn ve James kızları Lydia'nın kendileri gibi olmadığını çevresinde çok sevildiğini, derslerinde çok başarılı olduğunu zannederler. Ama kızları bir gölette boğulmuş bir şekilde bulunana ve aile dağılana kadar. "Farklı köklerden gelen çocuklar yerlerini bulmakta sıklıkla bocalar." Ve bundan yola çıkarak olayı araştıran polis buna intihar diyerek dosyayı kapatır. Bir yandan suçlulukla boğuşan James diğer yandan Marilyn bunun cinayet olduğunu savunur. Ama erkek kardeşi Nath, kardeşinin başına gelen bu olayın komşu çocuk Jack'den kaynaklandığını düşünür. Lakin bilmedikleri tek şey her şeyi net gören en küçük kardeşi Hannah'tır ve cevaplar onda saklıydı. Ve bu aile için artık yıllardır içlerinde tuttukları karanlık sırları ortaya dökme ve birbirleriyle yüzleşme vaktiydi. Fakat bu sandıkları kadar kolay olmayacaktı. BİR AİLE DRAMASINA HOŞ GELDİNİZ! Okuduğum aile romanları arasında sevdiğim bir o kadar da ortalama bulduğum dramaydı. Sonu beni çok fazla şaşırtmamıştı ama olaylar; insan ayrımı, ırkçılık ve bir ailenin kendi içinde birbirlerini nasıl tükettikleri güzel bir şekilde yazılmış. Ama en önemli olan mesaj kesinlikle şuydu; Hiçbir ebeveyn evlatlarına karşı bencil olmaması. Eğer olursa da sonuçlarının ne şekilde karşısına çıkacağını güzel mesajlarla aktarmış bize yazar. Anne ve babası tarafından görülmemiş bir çocuk, hiç dinlenmemiş bir erkek kardeş ve mükemmel olmak isteyip kendi için değil anne ile babasının mutluluğu için kendini adamış bir kız'ın hikayesi bu denli güzel anlatılmamıştı. Ayrıca ilahi bakış açısıyla okuduğumuz bu hikaye Marilyn ve James'in geçmişlerini de bize aktarıyor. Benim için güzel bir hikayeydi. Ama vaov diyemediğim rahatça tahmin yürüttüm ama bize aktardığı mesajların başarılı olduğunu düşündüğüm bir kitaptı. Sizde aile dramalarını ve psikoloji okumayı seviyorsanız değerlendirebilirsiniz :)
Sana Anlatmadığım Her Şey
Okuyacaklarıma Ekle
304 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Depraved Sinful serisindeki son kitap önceki iki kitaba göre daha karanlık son kardeş Dante ve Kulüplerini yöneten Sarah hakkında kitap .Yazar beni ana çiftleri ile mest etti her çift bence muhteşemdi . Kadınlar tam bu adamlara göre adamlar zaten inanılmaz alfa ama tam aşık olunacak tarzda ayarlar süper . Yani hangi kardeşi kendine istersin deseler apışırdım Dominic ve Dante ilk sırada kararsız bırakır beni sanırım :D Dante ve Sarah'a tamamen aşık oldum aralarındaki kimya ve dinamik kusursuzdu :))) Dante nefis derecede pis, ahlaksız, seksi ve yoğundu. Tutkulu ve tüketen bir aşk hikayesi. Dante Sovrano sahiplenici güçlü ve kardeşleri de dahil olmak üzere Chicago'daki tüm erkeklerden daha tehlikeli tamamen alfa İtalyan mafya erkeği ve ailenin reisi . Yazarın bence en mühim farkı inanılmaz baskın alfa adam öldüren bu adamların kadınlarına karşı yumuşak halleri istekleri ile ilgili anlatım tarzı . Aynı şekilde kadınlarında adamlarına karşı istek ve arzularında çok açık net atak halleri of :)) Çiftlerin aralarında gelişen tutkuyu arzuyu inanılmaz size hissettirerek yazabilen yazarlara zaten hastayım :)) Burada Sarah'ın geçmişini öğreniyoruz öncelikle . Sarah Boston'un sıradan düşük seviye bir mafya ailesinin kızı aile tiksinç kızlarını sırf çıkar için daha güçlü bir ailenin manyak oğluna 8 sene önce eş olarak veriyorlar . Bunların düğün gecesi Sarah kocasını vurup öldürerek kaçmaya başlıyor ve 2-3 senede bir devamlı kimlik kılık değiştirerek şehir değiştiriyor . Son 3 senedir Chicago'da bizim malum kardeşlerin Kilise adlı seks ve eğlence kulübünü işletiyor . Orada Dante ile tanışıyorlar :=) İlk kitapta tanıdığımız çiftin düğün töreninde başlıyor kitap zaten o geceyi Dante ile Sarah beraber geçiriyor . Sonrasında Sara'ın ailesinin onun yerini bulup peşine düşmesi Dante ve tüm grubun kızı korumaya alması ve mafya olayları ve aşk meşk ile geçiyor kitap :)) Sonlara doğru biraz aksiyon ve gerilim var tabi . Ben yine pek beğendim kitabı mafya grubundan 2 kişinin daha kitabı var bu kardeşler dışında onların pdf bulamadım :(
Depraved
9.0/10 · 1 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
198 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Bittim Bu Kitaba!
16 yaşında bir ergen, zıpır, ama bir o kadar da bitik bir kardeşimizin okuldan atılması ve eve dönüşü ile ilgili 3 günlük maceralarını anlatan bir kitap. Bu genç dostumuz aslında bence iyi bir sanatçı olabilecekken doğru yetiştirilmek için yeterli çabanın gösterilmediği biri gibi. Veya hangi okulda okuması gerektiğine kadar karar verilen. Bilmiyorum, ama bir çocuğu potansiyelinin dışında (altında veya üstünde) yola koymak hiç de “kıyak” bir şey değil gibime geliyor. Bu arkadaşı en sağlıklı şekilde değerlendirmek için sanırım o yaşlarda çocuğu olan biri olmak en iyisi. Sorumsuz olsa da iyi kalpli, içten, samimiyetten başka şey aramayan ve dürüst biri olduğu apaçık olan Holden’ın sevdiği çok az şeyden biri olan 2 kız kardeşi hakkında söylediklerine ve hislerine biteceğinize kalıbımı basarım. Bir kardeş, bir kardeşi ancak bu kadar güzel sevebilir.
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Okuyacaklarıma Ekle
Bizler Efendimiz'e ümmet olmayı en büyük şeref ve nimet olarak görmeli ve bu nimete hakkı ile şükretmeliyiz. Bir nimete daha şükretmeliyiz ki Efendimiz, çağlar öncesinden çağlar sonrasına haykırırken kendisi görmeden iman eden, sesini işitmeden davetine koşan bahtiyarlara: "kardeşlerim" demiştir. O'na ümmet olmak bir şeref, O'na kardeş olmak bin şereftir.
1
...
3.492 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.