Dostoyevski bu kitabında Avrupa seyahatini anlatmaktadır. Batı medeniyetinin göründüğü gibi olmadığını ve ikiyüzlülüğünü sert biçimde eleştirmektedir. Tabir-i caizse Fransızları yerden yere vuruyor.
Zaten hep kitaplarında Batılı yenileşmenin Ruslar için uygun olmadığını, görünüşten ibaret olduğunu ve insanları köklerinden uzaklaştırdığını sık sık dile getiriyor. Örneğin Fransız Devrimi'nin sloganı Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşliktir. Ama olay aslında bu şekilde değildir. İnsanlar toplumsal normlarla kesin sınıflara ayrılmışlardır. Burjuvalar ve onlara uşaklığı görev ve onur gören bir kesim vardır. Kardeşlik ve paylaşımcılık yoktur. Eğer imkanın varsa devletin kasasından para çalmamak ayıptır onlara göre. Aile yapıları da bir farklıdır. İnsanlar evlenirken tek ölçüt zenginliktir. Aileler karı, koca ve onların sevgililerinden oluşur. Herkes bu durumdan memnundur.
Aslında şehirler ve medeniyet gelişirken insanların ruhsuzlaştığına da değiniyor. Vitrinde gösterilen yaşamla şehrin arka sokakları aynı değildir. Akşam olunca soylusu da yoksulu da beraber içer ve eğlenir. Sabah herkes görevine geri döner. Mesela Parislilerin (Bütün Fransızlar Parislidir) en sevdiği şey zengin olunca deniz olan bir yere tatile gitmek ve Paris'ten çıkınca kendilerini çayırlara atmaktır. Bunu Paris'te yapamazlar çünkü ayıptır.
Dostoyevski Batı medeniyetini Suç ve Ceza ve Budala kitaplarında açık açık eleştiriyor zaten. Batı yaşantısının Rus toplumunu bozduğunu, insanları ayırdığını sık sık söylüyor. Tabi bu kitapta aziz dostu İvan Turgenyev'i de eleştirmeden edememiş.
Uzun bir aradan sonra sıkılmadan okuduğum, adeta bir solukta bitirilebilecek kadar akıcı ve etkileyici bir eserdi. Kitap, İslam uğruna çekilen çileleri ve sıkıntıları anlatırken, cemaat ve kardeşlik ruhunun bu yükleri nasıl hafiflettiğini çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.
Tarih boyunca süregelen hak ile batıl, İslam ile küfür mücadelesini başarılı bir şekilde özetleyen eser, özellikle 1990'lı yıllarda
Türkiye'nin Güneydoğu bölgesinde PKK'nın ve dönemin karanlık yapılanmalarının Müslüman halka uyguladığı zulüm ve işkenceleri etkileyici bir üslupla aktarıyor.
Belki her biri ciltler dolusu eserlerde anlatılabilecek kadar kıymetli şahsiyetlerin hayatlarından kısa ama anlamlı kesitler sunması da kitabın en güçlü yönlerinden biri. Bu yönüyle eser, hem düşündüren hem de okuyucusuna ibret ve ilham veren değerli bir çalışma niteliğinde.