• Bazı yazarların yazdıklarında yüreğe dokunan bir yan vardır. İşte Tezer Özlü de o yüreğe dokunan yazarlardan. Bu sebeptendir ki, kendisine edebiyatımızın “gamlı prenses”i denmektedir. Bana göre gamlı prenses tabirini sonuna kadar hak ediyor.

    Çok değerli bir yazar. Yazar olmanın da ötesinde, çok değerli bir kadın. Sapına kadar, kadın. Sapına kadar, haklı bir kadın...

    Bakmayın sürekli yaşamdan kaçtığına, defalarca intihar denemelerinde bulunduğuna. Yazdıkları, satırları, fikirleri hayatla dopdolu. Onu okuduğunuzda intihar etme fikrine değil, aksine yaşama fikrine daha çok sarılıyorsunuz. Çünkü Tezer Özlü her şeyden önce “yaşamış bir insan.” Daha çok yaşamak ve doyasıya hayatın tadına bakmak istemiş bir insan. Onun gamlı prenses olmasının sebebi, yaşadıkları, başından geçen acı olaylar değil, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarıdır, engellenmesidir. Geri zihniyetli insanlarla bir arada olup, hayatın gerçek değerini ve amacını kavrayamamış insanlarla ne kadar doğru bir yaşam sürülebilir ki zaten? Haklıydın Tezer Özlü. Sonuna kadar haklıydın; ama tıpkı Oğuz Atay gibi kimse gelip sana da haklı olduğunu söyleyemedi. Ancak sen öldükten sonra değerini kavrayabildi bu ülke. Böyle olmamalıydı elbette; ama ne yaparsın ki ülkemizin kaderi bu. Hep sonradan aklımızın başımıza gelmesi...

    Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü’nün ilk romanı. Yaşamının başlangıcını bizlere sunduğu, çocukluk yıllarının ve gelişim sürecinin önümüze çırılçıplak bırakıldığı kısacık kitabı.

    Kısacık dediğime bakmayın. Kitapta neler yok ki? Tezer Özlü’nün sobalı bir evde büyümesi, İstanbul sokaklarının eski görüntüsü, babasıyla, kardeşleriyle, kuzenleriyle olan ilişkisi, hatta babasıyla annesi arasındaki ilişki, düşlenen, erişilemeyen sevgililer, evlilikleri, sevmeden nikah masasında evet deyişleri, hastane koridorları, kaçma isteği... Hepsi var; ama şimdiki yazarların yaptığı gibi “sansürlü” değil. Tüm çıplaklığıyla. Ayrıntılarıyla...

    Her şeyden önce cesur bir yazar. Böyle yazarlara bayılıyorum. Yukarıda da dediğim gibi, cesur bir yazar olmanın ötesinde, cesur ve güçlü bir kadın. Sözünü sakınmayan, doğru bildiğini söyleyebilen, hiç utanmadan isteklerini ve hislerini yazabilen bir kadın. Çünkü insan olmanın ne olduğunu, insan doğasının neyi emrettiğini çok iyi biliyor Tezer Özlü.

    Onunla ilgili ne anlatsam, ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. Beni öylesine düşüncelerle dolduruyor ki, yaşadığı döneme gidip onunla bir akşam yemeği yemek, hatta sevgili olmak istiyorum. Tam olarak, “aşık olunacak bir kadın.” Bu arada çok mu kitabını okudum? Hayır, yalnızca okuduğum ikinci kitabı bu. Fakat tek bir cümlesini okumam bile onu anlamama yetiyor. Tekrar buluşmak üzere, sevgili Tezer.

    “Neden bunalımları çözemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine “mal” gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpılıyor.”
  • Neden bunalımları çözemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz? Yirmi yaşlarının başındaki insanlar böyle mi olmalı? Sevişmek için, ilkin nikah imzası mı atılmalı? Ya da yalnız kalıp, yıllar yılı erkek-kadın resimlerine mi bakıp heyecanlanmalılar? İlk kadını genelevde mi tanımalılar? Karı-kocalar birbirlerinin gövdelerine “mal” gözüyle mi bakmalı? İnsanın doğal yapısı bu davranışların tümüne aykırı. Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpılıyor.
    Tezer Özlü
    Sayfa 44 - YKY, 34. Baskı
  • Neden bunalımları çözümleyemiyoruz? Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz?
  • Acı biberin soğuk algınlığı, bronşit ve sinüs enfeksiyonu gibi belirtileri için doğal tedavi yöntemi olarak kullanımı çok eskilere, Koca Karia devletine kadar uzanır. Hani şu her zaman duyduğunuz koca karı ilaçları diye bir tabir varya işte o koca karı ilaçları dediğiniz ilaçların hepsi Koca Karia devletinin tıp alanındaki uzmanlığından geriye kalan, günümüze ulaşan kalıntılardan başka bir şey değildir.
    Mustafa Kaya
    Sayfa 97 - Fenomen Kitaplar
  • Koca millet! Edebiyyatı ya oğlan, ya karı...
    Nefs-i emmare hizasında henüz duyguları!
  • Rusya'nın uzak köşelerinden birinde küçük bir köy mezarlığı vardır. Bütün mezarlıklatımız gibi bu mezarlık da hüzünlü görünür: Çevresindeki hendekleri uzun zamandır ot bürümüş, gri tahta haçları eğilmiş, bir zamanlar boyalı olan başlıklarının altında çürümektedir. Mezar taşları, birileri onları alttan itip devirmiş gibi yerlerinden oynamıştır; yaprakları yolumuz birkaç ağacın cılız gölgesi düşer yere, mezarların arasında serbestçe dolaşır koyunlar... Ama aralarında, insan elinin dokunmadığı, hiçbir hayvanın üzerine bakmadığı bir mezar vardır: Yalnızca kuşlar konar üzerine, şafak vakti şarkılarını söylerler. Demir bir parmaklıklar çevrilidir bu mezar, ayakucuyla başucunda birer çam ağacı vardır. Yevgeniy Bazarov orada yatmaktadır. Yakındaki küçük köyden tiridi çıkmış bir ihtiyar... bir karı koca gelir ona sık sık. Birbirlerine destek olarak yavaş yavaş yürür, demir parmaklığa yaklaşıp yere diz çökerler, uzun uzun ağlar, altında oğlarının yattığı dilsiz mezar taşına gözlerini ayırmadan, uzun uzun bakarlar. Bir iki sözcük ederler aralarında, mezar taşını üzerindeki tozu temizlerler, çam ağacının dalını düzletirler; sonra tekrar dua eder, oğullarına, onun anılarına en yakın oldukları bu yerden uzun süre ayrılmazlar... Boşuna mıdır dersiniz onların ettikleri dualar? Sevgi, kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? Ah, evet! Bu mezarda ne denli tutkulu, günahkar, isyankar bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: Yalnızca ebedi huzurdan, doğanın "kayıtsız", büyük huzurundan değil, ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler...

    Ağustos 1862
  • “Herakles’in ölümlü yaşamı feci bir şekilde sona erdi. Deianeira adında bir kadınla evlendi ve karı koca seyahat ederlerken Nessus adındaki bir Sentor kadını kaçırmaya kalkıştı. Herakles Nessus’u zehirli oklarıyla yaraladı. Ölmek üzere olan Sentor Deianeira’ya kanlı gömleğini verdi; kocası bunu giyerse kendisine karşı daha arzulu davranacaktı. Bir süre sonra Deianeir Herakles’in bir ilişki yaşadığından kuşkulandı ve onu yeniden kendisine bağlamak amacıyla gömleği kocasına verdi. Zehir derisine değer değmez Herakles, etleri kemiklerinden ayrılırken acılar içinde kıvranmaya başladı. Kendi cenaze ateşini yakmak için ağaçları köklerinden söktü ve orada diri diri yakılmasını söyledi. Herakles’in ölümlü bedeni yandı ama ölümsüz bedeni Olympos Dağı’na çıktı.”
    Kathleen Sears
    Sayfa 191 - Say Yayınları, 6.baskı, 2018.